İmam Kazım döneminde izlenen siyasî tutum -1-
Abbasîler, “er-Raziyyu min Âl-i Muhammed/Âl-i Muhammed’den râzı olunan” sloganı ile iktidara gelmiştir. Bu slogan, ilk dönemlerde, Hz. Ali’yi sevenlere sahip çıkmış, halka ve Ehl-i Beyt sevenlerine yumuşak ve ılımlı bir siyaset izlemiştir
24.12.2023 17:38:00
Hasan Parlak
Hasan Parlak





Abbasîler, "er-Raziyyu min Âl-i Muhammed/Âl-i Muhammed'den râzı olunan" sloganı ile iktidara gelmiştir. Bu slogan, ilk dönemlerde, Hz. Ali'yi sevenlere sahip çıkmış, halka ve Ehl-i Beyt sevenlerine yumuşak ve ılımlı bir siyaset izlemiştir.
Ancak iktidarlarını sağlamlaştırdıktan sonra tıpkı Emevîler gibi, İmamların ve onların takipçilerinin iktidarlarını sarsacakları korkusuna kapılmışladır.
İmam Kâzım'ın dönemi, Abbasîler'in ajan faaliyetleri ile zorbalıklarını ve zulümlerini arttırdıkları dönemdir.
İmam Sâdık döneminde başlayan bu ağır hâl, İmam Rızâ'nın devrine kadar şiddetli bir şekilde sürmüştür.
İmam Bâkır (a.s.) ve İmam Ca'fer (a.s.) yaşadıkları tüm baskılara rağmen, büyük bir ilim mektebi oluşturmuş ve Ehl-i Beyt Ekolü'nü devam ettirecek büyük bir topluluk yetiştirmişti.
Emevîlerin, bu talebelerle desteklenecek siyasî hareketten duyduğu endişe, Abbasîler'e de sirâyet etti.
Kültür hareketinin siyasî bir mücadeleye dönüşmesinden endişe ediyorlardı.
Varlığı zaten bir tehdit olarak görülen İmam Kâzım, bir de Ehl-i Beyt Ekolü'nü devam ettirmek ve sevenlerini yetiştirmek hususunda gösterdiği gayretler ile Abbasî halifeleri için büyük bir engeldi.
İmam Kâzım'ın döneminde, Mansur, Mehdî ve Mehdî'nin oğlu Hâdi halifelik yapmıştır.
İmam Mûsâ b. Ca'fer, imameti devrinde Halifeye karşı yapılan kıyamlara şahit olmuştur. Bunlardan en büyüğü, İmam Hüseyin'in izinden giden Fehh şehidi Hüseyin b. Ali'nin kıyamıdır. Buna ileride değinilecektir.
Bu kıyamlara karşı, kesin tavır ortaya koymamakla beraber, hakkı gasp edilen İmam'ın, halifeye karşı tutum aldığı muhakkaktır.
İmam'ın siyaseten izlediği çeşitli metodlar vardı.
Birincisi; imametin hâkim kılınmasıydı. Sakife'de başlayan sapma, her halifede ilerleyerek devam etmiştir. Bu, iktidarın kendileri ile hilafet makamında oturan kişilerin arasında kime ait olduğunu ispatlamak şeklinde olmuştur.
Güç ve baskıyı elinde bulunduran halifeye değil de halkın kalbini kendilerine yönlendirmeye çalışmışlardır. Halkın, halifenin yanında, bâtıl mezheplere inanmaları da söz konusu idi.
Her İmam'ın kendisinin imameti ve kendinden sonra gelen İmam'la ilgili hadisleri mevcuttur. Yine halkın kendilerini İmam olarak tanımalarının en önemli kıstası kerametleri, hakkı bâtıldan ayıran ilimleridir.
Ebû Hâlid ez-Zebbâlî'den şöyle rivâyet edilmiştir:
"Mûsâ Kâzım çok kurak geçen bir yazın ardından soğuk bir kış günü evimizde misafir oldu. Evi ısıtmak için yakacak odunumuz yoktu. Buyurdu ki: 'Ey Ebû Hâlid! Bize odun getir, tutuşturup ısınalım.'
Dedim ki: 'Allah'a yemin ederim ki, burada tek bir odun bile yok.'
Buyurdu ki: 'Hayır! Ey Ebû Hâlid! Şu vadiyi görüyor musunuz? Oradan odun getir. Orada bir bedevî ile karşılaşacaksın. Onda iki yük odun var. İki yükü de satın al ve onu tutma!'
Hemen eşeğime bindim ve İmam'ın bana tarif ettiği vadiye doğru gittim. Baktım yanında iki yük odun bulunan bir bedevî orada bekliyor. Yükleri satın aldım ve onları eve getirerek yaktım.
İmam'a evimizdeki yiyeceklerden ikram ettim. İmam şöyle buyurdu: 'Ey Ebû Hâlid! Hizmetçilerin ayakkabılarına ve nalınlarına bak ve tamir et. Falan ayda sana tekrar geliriz.'
O günün tarihini bir kenara not ettim. Daha sonra belirtilen o günde eşeğime bindim. Bir mil kadar yol aldım. Orada eşeğimden indim. Birden bir atlının hızla geldiğini gördüm. Ben de ona doğru gittim. Baktım, 'Ey Ebû Hâlid' diye bana sesleniyor.
'Buyur, canım sana fedâ olsun' dedim.
Dedi ki: 'Sözümüzü tuttuğumuzu görüyor musun?' Sonra şöyle devam etti: 'Ey Ebû Hâlid! İçinde misafir kaldığımız iki kubbeyi ne yaptın?'
'Canım sana kurban, onları senin için hazırladım.' O kubbeli odada misafir oldu.
'Hizmetçilerin ayakkabılarının ve nalınlarının durumu nasıl?'
'Onları tamir ettim' dedim.
Buyurdu ki: 'Ey Ebû Hâlid! Bir ihtiyacın varsa benden site.'
Dedim ki: 'Canım sana fedâ olsun. Daha önceki durumumu sana anlatayım. Sen bana misafir olup odun isteyinceye ve falanca günde bana tekrar geleceğini haber verinceye kadar Zeydiye mezhebine mensuptum ama artık senin, itaat edilmesi farz olan İmam olduğunu anladım.'
'Ey Ebû Hâlid! Kim İmam'ını bilmeden ölürse, cahiliye ölümü üzerine ölür ve İslam'da yaptığı amellerden dolayı hesaba çekilir' buyurdu."
Halife Harun döneminde yaşanan bir hadise de, halkın kimin tarafında olacağı ile ilgili bir ölçüdür:
Safvan b. Mahran-ı Cemâl, İmam Kâzım'ın huzuruna geldiğinde İmam ona şöyle buyurdu: "Ya Safvan, bir işin dışında diğer işlerin iyi ve güzeldir."
"O nedir ey Resûlullah'ın oğlu?" dedi, Safvan.
İmam buyurdu: "Develerini Hârun'a kiraya vermen."
Safvan, "Onun geziye çıkması, ava gitmesi ve benzeri işleri için kiraya vermedim. Mekke yolculuğuna gidip gelmesi için kiraladım. Hatta kendim bile işe karışmadım, bu iş için bir hizmetçi tuttum. Onlar develeri götürüp gelecekler" dedi.
İmam (a.s.) buyurdu ki: "Develerini ona kiraya vermen sence doğru mu?"
Safvan, "Evet" dedi.
İmam Kâzım, "Kira süresinin bitmesine kadar ve develerin sana geri verilinceye kadar onların yaşamasını, hayatta kalmasını ister misin?"
Safvan, "Evet, isterim" dedi.
İmam buyurdu: "Onların yaşamasını, hayatta kalmasını isteyen herkes onlar gibidir. Ve onların safındadır. Onlardan olan herkes de Cehennem'e girecektir."
Bu olaydan sonra Safvan bütün develerini sattı.
Hârun kendisine neden böyle yaptığını sorduğunda yaşlandığını söylese de, Hârun Reşid, "Develeri kimin sözü ile sattığını biliyorum. Mûsâ b. Ca'fer bu işi yapmanı emretti. And olsun Allah'a, eğer dürüst ve sadakatli biri olmasaydın seni öldürürdüm" demiştir.
Muhammed b. Ali b. Hâlid el-Cevvaz anlatıyor: "Bir gün Ebû'l- Hasan'ın yanına gittim. Remliye'deki evinde bulunuyordu. Ona baktığım zaman kendi kendime dedim ki: 'Anam-babam sana fedâ olsun, mazlum, öfkeye mâruz kalmış ve baskı altında tutulmuş efendim!'
Sonra ona yaklaştım, alnından öptüm ve önünde oturdum. Bana döndü ve şöyle dedi: 'Ey İbn Hâlid! Biz bu işi daha iyi biliriz. Kendi içinden öyle düşünme.'
Dedim ki: 'Sana fedâ olayım, Allah'a yemin ederim ki bununla herhangi bir şey kastetmedim.'
Bunun üzerine şöyle dedi: 'Biz bu işi bizden başkasından daha iyi biliriz. Eğer istersek bize izin verilir. Bu kavim için belirlenmiş bir müddet ve ulaşmaları gereken bir son vardır, mutlaka bu sona varacaklardır.'
Dedim ki: 'Artık bir daha içimden böyle bir şey geçirmeyeceğim.'
'Bir daha asla böyle bir şeye yeltenme' buyurdu."
Hasan b. Abdullah'ın Ehl-i Beyt İmamlarına bağlanması ve ilmi sadece onlardan alması ile ilgili öğüdü de önemlidir.
Hasan b. Abdullah, dünyadan el çekmiş, zâhid bir kişi idi. Kimsenin kınamasından korkmazdı. Bu hâlleri ile ilgili İmam Kâzım (a.s.) kendisine şöyle buyurdu:
"Ey Ebû Ali! Senin hâlini ne çok seviyorum. Üzerinde bulunduğun durumdan dolayı seviniyorum ama sen de mârifet yok, mârifet öğren."
Hasan b. Abdullah, "Marifet nedir?" diye sorduğunda, İmam, "Fakih ol ve hadis öğren" buyurdular.
İbn Abdullah, gidip, Mâlik'ten ve Medine fukahasından dinlediği hadisleri yazmaya başladı. Sonra getirip İmam'a bunları gösterdi. İmam Mûsâ b. Ca'fer memnun kalmadı.
Ona Ehl-i Beyt fıkhını, fıkhî hükümlerini Ehl-i Beyt'ten almayı, Ehl-i Beyt'in İmamlığını kabul etmeyi anlattı. (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Musa Kazım eserinden)
Ancak iktidarlarını sağlamlaştırdıktan sonra tıpkı Emevîler gibi, İmamların ve onların takipçilerinin iktidarlarını sarsacakları korkusuna kapılmışladır.
İmam Kâzım'ın dönemi, Abbasîler'in ajan faaliyetleri ile zorbalıklarını ve zulümlerini arttırdıkları dönemdir.
İmam Sâdık döneminde başlayan bu ağır hâl, İmam Rızâ'nın devrine kadar şiddetli bir şekilde sürmüştür.
İmam Bâkır (a.s.) ve İmam Ca'fer (a.s.) yaşadıkları tüm baskılara rağmen, büyük bir ilim mektebi oluşturmuş ve Ehl-i Beyt Ekolü'nü devam ettirecek büyük bir topluluk yetiştirmişti.
Emevîlerin, bu talebelerle desteklenecek siyasî hareketten duyduğu endişe, Abbasîler'e de sirâyet etti.
Kültür hareketinin siyasî bir mücadeleye dönüşmesinden endişe ediyorlardı.
Varlığı zaten bir tehdit olarak görülen İmam Kâzım, bir de Ehl-i Beyt Ekolü'nü devam ettirmek ve sevenlerini yetiştirmek hususunda gösterdiği gayretler ile Abbasî halifeleri için büyük bir engeldi.
İmam Kâzım'ın döneminde, Mansur, Mehdî ve Mehdî'nin oğlu Hâdi halifelik yapmıştır.
İmam Mûsâ b. Ca'fer, imameti devrinde Halifeye karşı yapılan kıyamlara şahit olmuştur. Bunlardan en büyüğü, İmam Hüseyin'in izinden giden Fehh şehidi Hüseyin b. Ali'nin kıyamıdır. Buna ileride değinilecektir.
Bu kıyamlara karşı, kesin tavır ortaya koymamakla beraber, hakkı gasp edilen İmam'ın, halifeye karşı tutum aldığı muhakkaktır.
İmam'ın siyaseten izlediği çeşitli metodlar vardı.
Birincisi; imametin hâkim kılınmasıydı. Sakife'de başlayan sapma, her halifede ilerleyerek devam etmiştir. Bu, iktidarın kendileri ile hilafet makamında oturan kişilerin arasında kime ait olduğunu ispatlamak şeklinde olmuştur.
Güç ve baskıyı elinde bulunduran halifeye değil de halkın kalbini kendilerine yönlendirmeye çalışmışlardır. Halkın, halifenin yanında, bâtıl mezheplere inanmaları da söz konusu idi.
Her İmam'ın kendisinin imameti ve kendinden sonra gelen İmam'la ilgili hadisleri mevcuttur. Yine halkın kendilerini İmam olarak tanımalarının en önemli kıstası kerametleri, hakkı bâtıldan ayıran ilimleridir.
Ebû Hâlid ez-Zebbâlî'den şöyle rivâyet edilmiştir:
"Mûsâ Kâzım çok kurak geçen bir yazın ardından soğuk bir kış günü evimizde misafir oldu. Evi ısıtmak için yakacak odunumuz yoktu. Buyurdu ki: 'Ey Ebû Hâlid! Bize odun getir, tutuşturup ısınalım.'
Dedim ki: 'Allah'a yemin ederim ki, burada tek bir odun bile yok.'
Buyurdu ki: 'Hayır! Ey Ebû Hâlid! Şu vadiyi görüyor musunuz? Oradan odun getir. Orada bir bedevî ile karşılaşacaksın. Onda iki yük odun var. İki yükü de satın al ve onu tutma!'
Hemen eşeğime bindim ve İmam'ın bana tarif ettiği vadiye doğru gittim. Baktım yanında iki yük odun bulunan bir bedevî orada bekliyor. Yükleri satın aldım ve onları eve getirerek yaktım.
İmam'a evimizdeki yiyeceklerden ikram ettim. İmam şöyle buyurdu: 'Ey Ebû Hâlid! Hizmetçilerin ayakkabılarına ve nalınlarına bak ve tamir et. Falan ayda sana tekrar geliriz.'
O günün tarihini bir kenara not ettim. Daha sonra belirtilen o günde eşeğime bindim. Bir mil kadar yol aldım. Orada eşeğimden indim. Birden bir atlının hızla geldiğini gördüm. Ben de ona doğru gittim. Baktım, 'Ey Ebû Hâlid' diye bana sesleniyor.
'Buyur, canım sana fedâ olsun' dedim.
Dedi ki: 'Sözümüzü tuttuğumuzu görüyor musun?' Sonra şöyle devam etti: 'Ey Ebû Hâlid! İçinde misafir kaldığımız iki kubbeyi ne yaptın?'
'Canım sana kurban, onları senin için hazırladım.' O kubbeli odada misafir oldu.
'Hizmetçilerin ayakkabılarının ve nalınlarının durumu nasıl?'
'Onları tamir ettim' dedim.
Buyurdu ki: 'Ey Ebû Hâlid! Bir ihtiyacın varsa benden site.'
Dedim ki: 'Canım sana fedâ olsun. Daha önceki durumumu sana anlatayım. Sen bana misafir olup odun isteyinceye ve falanca günde bana tekrar geleceğini haber verinceye kadar Zeydiye mezhebine mensuptum ama artık senin, itaat edilmesi farz olan İmam olduğunu anladım.'
'Ey Ebû Hâlid! Kim İmam'ını bilmeden ölürse, cahiliye ölümü üzerine ölür ve İslam'da yaptığı amellerden dolayı hesaba çekilir' buyurdu."
Halife Harun döneminde yaşanan bir hadise de, halkın kimin tarafında olacağı ile ilgili bir ölçüdür:
Safvan b. Mahran-ı Cemâl, İmam Kâzım'ın huzuruna geldiğinde İmam ona şöyle buyurdu: "Ya Safvan, bir işin dışında diğer işlerin iyi ve güzeldir."
"O nedir ey Resûlullah'ın oğlu?" dedi, Safvan.
İmam buyurdu: "Develerini Hârun'a kiraya vermen."
Safvan, "Onun geziye çıkması, ava gitmesi ve benzeri işleri için kiraya vermedim. Mekke yolculuğuna gidip gelmesi için kiraladım. Hatta kendim bile işe karışmadım, bu iş için bir hizmetçi tuttum. Onlar develeri götürüp gelecekler" dedi.
İmam (a.s.) buyurdu ki: "Develerini ona kiraya vermen sence doğru mu?"
Safvan, "Evet" dedi.
İmam Kâzım, "Kira süresinin bitmesine kadar ve develerin sana geri verilinceye kadar onların yaşamasını, hayatta kalmasını ister misin?"
Safvan, "Evet, isterim" dedi.
İmam buyurdu: "Onların yaşamasını, hayatta kalmasını isteyen herkes onlar gibidir. Ve onların safındadır. Onlardan olan herkes de Cehennem'e girecektir."
Bu olaydan sonra Safvan bütün develerini sattı.
Hârun kendisine neden böyle yaptığını sorduğunda yaşlandığını söylese de, Hârun Reşid, "Develeri kimin sözü ile sattığını biliyorum. Mûsâ b. Ca'fer bu işi yapmanı emretti. And olsun Allah'a, eğer dürüst ve sadakatli biri olmasaydın seni öldürürdüm" demiştir.
Muhammed b. Ali b. Hâlid el-Cevvaz anlatıyor: "Bir gün Ebû'l- Hasan'ın yanına gittim. Remliye'deki evinde bulunuyordu. Ona baktığım zaman kendi kendime dedim ki: 'Anam-babam sana fedâ olsun, mazlum, öfkeye mâruz kalmış ve baskı altında tutulmuş efendim!'
Sonra ona yaklaştım, alnından öptüm ve önünde oturdum. Bana döndü ve şöyle dedi: 'Ey İbn Hâlid! Biz bu işi daha iyi biliriz. Kendi içinden öyle düşünme.'
Dedim ki: 'Sana fedâ olayım, Allah'a yemin ederim ki bununla herhangi bir şey kastetmedim.'
Bunun üzerine şöyle dedi: 'Biz bu işi bizden başkasından daha iyi biliriz. Eğer istersek bize izin verilir. Bu kavim için belirlenmiş bir müddet ve ulaşmaları gereken bir son vardır, mutlaka bu sona varacaklardır.'
Dedim ki: 'Artık bir daha içimden böyle bir şey geçirmeyeceğim.'
'Bir daha asla böyle bir şeye yeltenme' buyurdu."
Hasan b. Abdullah'ın Ehl-i Beyt İmamlarına bağlanması ve ilmi sadece onlardan alması ile ilgili öğüdü de önemlidir.
Hasan b. Abdullah, dünyadan el çekmiş, zâhid bir kişi idi. Kimsenin kınamasından korkmazdı. Bu hâlleri ile ilgili İmam Kâzım (a.s.) kendisine şöyle buyurdu:
"Ey Ebû Ali! Senin hâlini ne çok seviyorum. Üzerinde bulunduğun durumdan dolayı seviniyorum ama sen de mârifet yok, mârifet öğren."
Hasan b. Abdullah, "Marifet nedir?" diye sorduğunda, İmam, "Fakih ol ve hadis öğren" buyurdular.
İbn Abdullah, gidip, Mâlik'ten ve Medine fukahasından dinlediği hadisleri yazmaya başladı. Sonra getirip İmam'a bunları gösterdi. İmam Mûsâ b. Ca'fer memnun kalmadı.
Ona Ehl-i Beyt fıkhını, fıkhî hükümlerini Ehl-i Beyt'ten almayı, Ehl-i Beyt'in İmamlığını kabul etmeyi anlattı. (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Musa Kazım eserinden)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.