




Ben, yalnız Hak'tan korkarım, yalnız O'ndan bir şeyler beklerim. Yerdekiler, göktekiler, dünya ve öbür âlemin sakinleri bana bir iyilik veya kötülük yapamaz. Zaten onlardan böyle bir şey ummam.
Bazı büyüklere:
"Rabb'ini görüyor musun?" diye sordular.
"Görüyorum!" cevabını aldılar. Görüş şeklini sorunca da şöyle anlattı:
"O'nu görmesem yerimde duramam. O'nun varlığı gözlerimi kaplar, gözlerim öylece Rabb'imi görür. O cennette nasıl görülmesini diliyorsa, burada da öyle görüyorum. Gözlerim, O'nun varlığını, sıfatını, ihsanını, lûtfunu, iyiliğini ve esirgemesini görür."
Ebu'l-Kasım Cüneyd şöyle derdi: "Benim sofi grubu ile işim yok. Esas mesele insanın kendi varlığından arınmasıdır. O olunca kalben Hakk'a sefir olur. Hiç kimse sofi olamaz. Olması için Peygamber (s.a.v) Efendimiz'i rüyada görmesi, ondan emirleri ve yasakları öğrenmesi icap eder. Bu hâli bulunca, kalbi yücelere çıkar, sırrı temiz olur ve şahın kapısına varır. Eli, Peygamber (s.a.v) eli ile bir olur."
* * * * * *
Sana şimdilik pek söz hakkı tanınmaz; ta, vücudunu kaplayan kabuk kırılıncaya ve şeriat kanatları seni bağrına basıncaya, işinden ulvi sadalar gelinceye kadar. İşte o zaman fazilet danelerini toplar, onları aldığın için de her şeyden üstün tutulursun. Bu sözlerden sonra, kendini halka üstün tutup onlara karşı sözde yetkili görme. Onları Allah'a çağırmak için manevî bir cezbeye tutulman ve salâhiyet sahibi kılınman gerekir, öğüt vermek için, manevi bir vazife almış olman icap eder.
Zahiren yapılması icap eden işleri ve dış durumu önce tahkim et, sonra bak, Hak yakınlığı tadından neler duyuyorsun ve O'nunla olan münacatından nasibin nasıl?
Halk, yalnız taamın âşığıdır. Konuşmaya devam ederim, yanımda yalnız yokluk vardır. Bana göre, yer ve gök yokluk içindedir. Ve onların ne faydasını, ne de zararım umarım. Zararı ve faydayı yalnız Allah verir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.