




İmam Gazali Hazretleri şöyle buyuruyor:
"Allah nezdinde yeryüzünde kendisine ibadet edilen ilahların en buğz edileni hevâ-i nefistir.
Düşünen bir insan puta tapanların, aslında o puta değil, kendi hevalarına tapmakta olduklarını hemen anlar. Zira onu, ecdadının dinine bağlayan hevasıdır. O da nefsin bu meyline tâbi olunan mânâlardan birisidir. Halka kızmak veya onlara iltifat etmek tevhid anlayışına aykırı düşer. Zira her şeyi Allah'tan bilen bir insan katiyen kızmaz. Nasıl olur da 'Her şeyin müsebbibi Allah'tır' diyen bir insan, başka insanlara kızar? Tevhid teriminden daha öncekilerin anladıkları mânâ bu idi. Bu yüksek makam, Sıddîk'ın makamıdır.
Bu terimin ifade ettiği mânânın ne hâle geldiğine ve zamanımızdaki insanların bu terimin hangi kabukta kalan mânâsıyla iktifa ettiklerine iyi dikkat edilmelidir. Bu kelimenin ifade etmiş olduğu geniş mânâyı bir kabuk mânâya inhisar ettirenler böyle yaptıkları için nasıl da böbürlenebilmektedir? Bu kelimeyi kabuklaşmanın vasıtası kılmışlar ve onunla övünmeye çalışıyorlar. Hâlbuki övülmeye lâyık tarafı kırpılmış olduğundan, ona yapışmış olanlar müflis duruma düşmüşlerdir; nerede kaldı ki kendi durumlarıyla iftihar edeler.
Bunların iflâsı aynen kıbleye yönelerek 'Şüphesiz ben sadece hak dine (tevhide) boyun eğip yüzümü gökleri ve yeri yaratmış olan Allah'a çevirdim ve ben O'na ortak koşanlardan (müşriklerden) değilim' (En'am/79) meâlindeki ayeti okuyan fakat bu okuduğu ayetin mânâsına inanmadığı için Allah'a karşı her gün yalanını tekrarlayan bir kimsenin iflâsına benziyor.
Eğer bu kişi, ayetteki yüz (vech) tâbirinden zâhiri anlamdaki yüzü kast ederse, o zaman kişi zâhirî yüzüyle Kâbe'ye yönelmiş olur. Fakat o bu durumda yüzünü başka cihetlerden çevirip Kâbe istikametine yöneltmiş olmaktadır. Kâbe, göklerin ve yerin sahibi Allah'ın istikameti değildir ki, oraya her yönelmiş olan, Allah'a yönelmiş sayılsın. Cihetlerin ve bütün dünyanın yaratıcısı, oralara sığmaktan münezzehtir, o bütün bunlardan çok yücedir. Mahlûk, Hâlik'ını ihâta edemez.
Eğer namaz kılan kimse, ayette geçen yüz terimiyle kalp yüzünü irade ederse ki ibadette matlub olan kalp ile yapılan ibadettir. Kalbi tereddüt içinde olan insanın aklı, dünya ihtiyaçlarında olduğu için; böyle bir kişinin sözü nasıl doğru olabilir? O yalnız sözle "yüzümü Allah'a çevireceğim" demektedir. Hâlbuki kalbi, türlü türlü hileleri, mal toplamayı, dünya mertebeleri elde etmeyi ve bütün bunlara götürecek vesileleri düşünen ve kendisini yalnız bunlara veren bir kişinin Allah'a dönmesi mümkün müdür? Bu adamın kalbi bu takdirde asla yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan yüce Allah'a yönelmiş olmaz.
Bu kelime, tevhidin hakikatini ifade eden bir kelimedir. Bu nedenle muvahhid bir kimse, tek varlık olan Allah'tan başka hiçbir şey görmeyen ve ancak kalp yüzü ile Allaha yönelendir."
OKAN EGESEL
'AŞAĞIDAKİ VİDEOLAR İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR'
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.