Hendek Savaşı’nda: ‘İmanın tamamı, küfrün tamamının karşısına çıktı’
Kureyş, İslam’ı ortadan tamamen kaldırmak maksadıyla bir kez daha birleşti. Çeşitli kabilelerle ve Yahudilerle ittifak yapıldı. Nihayet müşriklerin sayısı on bini buldu. Bu orduya Ebu Süfyan komutanlık ediyordu
08.01.2023 20:00:00





Kureyş, İslam'ı ortadan tamamen kaldırmak maksadıyla bir kez daha birleşti. Çeşitli kabilelerle ve Yahudilerle ittifak yapıldı. Nihayet müşriklerin sayısı on bini buldu. Bu orduya Ebu Süfyan komutanlık ediyordu.
Hz. Peygamber, savunma taktiği konusunda ashabıyla istişare etmişti. Selman-ı Farisi, Medine'nin etrafına hendek kazmayı önermişti.
Kureyş ordusu, Medine şehrinin kapısına gelince durdular. Medine'nin etrafındaki derin ve tehlikeli hendekleri görünce korkuya kapıldılar.
Hâlbuki düşman askerleri on bin kişiden fazla iken, Müslümanların sayısı üç bini geçmiyordu.
Bazı Kureyş atlıları hendeğin kimi dar noktalarından karşıya geçmeyi başardılar. Bunun üzerine Hz. Ali birkaç kişiyle beraber ileri çıktı ve atlıların geçtiği gedikleri kapattı.
Kureyş ordusundan savaşçılıkları ile tanınmış altı kişi hendeğin dar bir tarafından karşıya geçip, savaş meydanına çıktı.
Bunlardan bir tanesi Arap Yarımadası'nın en yiğit ve en güçlü savaşçısı olarak bilinen ve "bin savaşçıya bedel" denilen Amir b. Abdül Vedd'di.
Yelye bölgesinde bir grup savaşçıyı tek başına yenmişti. Bedir Savaşı'nda yaralandığı için Uhud'a katılamamıştı. Hendek günü ise ilk olarak savaş meydanına çıkmıştı.
Amir, çelik bir zırh giymişti, savaş meydanında şöyle bağırıyordu:
"Cennet iddiacıları neredeler? İçinizden beni cehenneme göndermeyi veya kendisi cennete gitmeyi isteyen yok mu?"
Onun bu meydan okuması herkesin kalbine bir korku düşürmüştü. Sanki kulaklar kapanmış, diller tutulmuştu.
Vakıdi bu durumu, "Sanki başlarına kuş konmuştu" şeklinde anlatıyor.
Resulüllah, "Bunun karşısına çıkacak biri yok mu?" buyurdu. Hz. Ali, "Ben çıkarım ya Resulallah" dedi. Resulüllah O'nu oturttu.
Amir ikinci ve üçüncü kez savaşacak er talep etti. Hz. Ali'den başka kimse ona cevap vermedi. Resulüllah her defasında O'nu oturtuyor ve şöyle diyordu: "Ya Ali, bu Amir'dir."
Resulüllah, "Ya Ali, bu Amir'dir" dediğinde Hz. Ali şöyle cevap verdi. "Olsun, Ben de, Ali'yim."
Sonunda Hz. Peygamber Hz. Ali'nin başına kendi sarığını sardı. Kendi kılıcını kuşandırdı. Ve kendi zırhını giydirdi. Ve Amir'in karşısına çıkmasına izin verdi. Ardından ellerini kaldırarak şöyle dua etti:
"Allah'ım Ubeyde'yi Bedir günü, Hamza'yı Uhud günü aldın. Bu da kardeşim ve amcamın oğlu Ali'dir. Beni yalnız bırakma, Sen mirasçıların en hayırlısısın."
Hz. Ali savaş meydanına çıktı. Resulüllah şöyle buyurdu: "İmanın tamamı, küfrün tamamının karşısına çıktı."
Amir, Hz. Ali'yi karşısında görünce şaşırdı. Hz. Ali, Amir'i, Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmeye davet etti.
Amir kabul etmedi. Hz. Ali Bunun üzerine, "O halde Benimle savaşacaksın" dedi.
Amir, "Geri dön. Baban arkadaşımdı. Seni öldürmek istemem" deyince, Hz. Ali, "Ama Ben, Hakk'a yüz çevirdiğin müddetçe, vallahi seni öldürmek isterim" diye cevap verdi.
İbn-i Ebi'l-Hadid şöyle diyor:
Benim tarih öğretmenim Ebu'l-Hayr bu konuyu şöyle anlatıyordu: "Amir, Bedir Savaşı'na katılmış ve Hz. Ali'nin cesaretini ve savaş gücünü yakından görmüştü. Bu yüzden O'nunla savaşmak istemiyor ve çeşitli bahaneler getiriyordu.
Sonuçta Hz. Ali ona şöyle dedi: 'Sen, Benim ölümüme üzülme, zira Ben ölsem de, öldürsem de hoş baht olacağım. Ve Benim yerim cennettedir. Buna karşılık her şekilde cehennem senin intizarında.'
Bu sırada Amir güldü ve şöyle dedi: Bu adaletli bir iş değil. Cennet de, cehennem de Senin olsun."
Hz. Ali Amir'e, "atından in, vuruşalım" dedi. Amir attan indi ve geri dönmeyeceğinin bir işareti olarak atını öldürdü. Ve Ali'ye yöneldi. Kılıcını O'nun başına indirdi.
Hz. Ali, bu darbeyi kalkanla geri çevirdi. Ancak kalkan ikiye ayrıldı. İmam Ali'nin miğferi kırıldı ve başı yaralandı.
Bu arada Hz. Ali kılıcını Amir'in başına indirdi. Amir yere yıkıldı. Hz. Ali tekbir getirdi.
Kılıçların sesi ve ortalığı kaplayan toz bulutu çarpışmanın sonucunun yakından görülmesine engel oluyordu.
Hz. Ali'nin tekbir sesleri duyulduğunda, herkes anladı ki Hz. Ali Arap kahramanı Amir'i öldürdü.
Amir'in arkadaşları korkudan kaçıp gitmişlerdi. Hz. Ali onların peşine düştü. Bu sırada Nevfel b. Abdullah hendeğe yuvarlandı. Hz. Ali, hendeğe atlayarak onu öldürdü.
Nevfel'in ölümü diğer askerlerin cesaretini kırdı. Müşrik ordusunu oluşturan Arap kabileleri aralarında anlaşıp, dönme kararı aldılar.
Resulüllah Hz. Ali'yi karşılayıp şöyle buyurdu: "Aferin Sana ey Ali! Senin bugünkü şu cihadın, İslam ümmetinin kıyamete kadar yapacağı bütün iyi amellerin toplamından daha üstündür. Zira Senin bu zaferin sayesinde kâfirler, zillete düşüp alçalmış, Müslümanlar ise izzet, onur ve gurur kazanmıştır."
Bu savaşta Hz. Ali'nin ibret verici bir davranışı vardır ki, O'nun yiğitliğinin ve yüce ahlakının bir göstergesidir.
Hz. Ali, Amir'i öldürdükten sonra, onun cenazesine ve elbiselerine dokunmayarak savaş meydanını terk etti. Amir'in kız kardeşi onun cenazesinin başına gelerek şöyle dedi:
"Asla senin için ağlamayacağım. Zira sen, kerim bir kişi tarafından öldürüldün. O senin kıymetli elbiselerine ve savaş silahlarına hiç dokunmadı bile."
Cenab-ı Hak, Müslümanların Medine'nin kuşatılması sırasındaki zor ve kritik durumlarını Ahzab Sûresi'nde şöyle anlatıyor:
"Ey insanlar! Allah'ın, size olan nimetini anın. Hani askerler üstünüze saldırmıştı da, onlara bir yel ve görmediğiniz askerler göndermiştik. Ve Allah sizin yaptıklarınızı görür.
Hani size hem üst tarafınızdan hücum etmişlerdi. Hem alt tarafınızdaki yerlerden. Ve hani gözler yılmıştı, korkudan yürekler ağızlara gelmişti. Ve Allah hakkında çeşitli zanlara kapılmıştınız.
İşte orada inananlar, bir sınanmaya uğratılmışlardı. Ve adam akıllı sarsılmışlardı.
Hani münafıklarla kalplerinde hastalık olanlar, demişlerdi ki, Allah ve Peygamberi bizi ancak aldattılar, vaatlerinde aldatmadan başka bir şey yok.
Ve hani onların bir kısmı demişti ki, 'Ey Yesribliler, burada durmanıza imkân yok, dönün artık.' Ve bir kısmı da Peygamber'den evlerimiz açık, sağlam değil diye izin istemişti. Hâlbuki evleri açık değildi ve sağlamdı. Onlar ancak kaçmayı diliyorlardı.
Eğer şehrin etrafından girilip onların üstlerine varılsaydı da şirk koşmaları istenseydi hemen işe girişirler ve şehirde pek az bir müddet kalırlardı." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Ali eserinden)
Hz. Peygamber, savunma taktiği konusunda ashabıyla istişare etmişti. Selman-ı Farisi, Medine'nin etrafına hendek kazmayı önermişti.
Kureyş ordusu, Medine şehrinin kapısına gelince durdular. Medine'nin etrafındaki derin ve tehlikeli hendekleri görünce korkuya kapıldılar.
Hâlbuki düşman askerleri on bin kişiden fazla iken, Müslümanların sayısı üç bini geçmiyordu.
Bazı Kureyş atlıları hendeğin kimi dar noktalarından karşıya geçmeyi başardılar. Bunun üzerine Hz. Ali birkaç kişiyle beraber ileri çıktı ve atlıların geçtiği gedikleri kapattı.
Kureyş ordusundan savaşçılıkları ile tanınmış altı kişi hendeğin dar bir tarafından karşıya geçip, savaş meydanına çıktı.
Bunlardan bir tanesi Arap Yarımadası'nın en yiğit ve en güçlü savaşçısı olarak bilinen ve "bin savaşçıya bedel" denilen Amir b. Abdül Vedd'di.
Yelye bölgesinde bir grup savaşçıyı tek başına yenmişti. Bedir Savaşı'nda yaralandığı için Uhud'a katılamamıştı. Hendek günü ise ilk olarak savaş meydanına çıkmıştı.
Amir, çelik bir zırh giymişti, savaş meydanında şöyle bağırıyordu:
"Cennet iddiacıları neredeler? İçinizden beni cehenneme göndermeyi veya kendisi cennete gitmeyi isteyen yok mu?"
Onun bu meydan okuması herkesin kalbine bir korku düşürmüştü. Sanki kulaklar kapanmış, diller tutulmuştu.
Vakıdi bu durumu, "Sanki başlarına kuş konmuştu" şeklinde anlatıyor.
Resulüllah, "Bunun karşısına çıkacak biri yok mu?" buyurdu. Hz. Ali, "Ben çıkarım ya Resulallah" dedi. Resulüllah O'nu oturttu.
Amir ikinci ve üçüncü kez savaşacak er talep etti. Hz. Ali'den başka kimse ona cevap vermedi. Resulüllah her defasında O'nu oturtuyor ve şöyle diyordu: "Ya Ali, bu Amir'dir."
Resulüllah, "Ya Ali, bu Amir'dir" dediğinde Hz. Ali şöyle cevap verdi. "Olsun, Ben de, Ali'yim."
Sonunda Hz. Peygamber Hz. Ali'nin başına kendi sarığını sardı. Kendi kılıcını kuşandırdı. Ve kendi zırhını giydirdi. Ve Amir'in karşısına çıkmasına izin verdi. Ardından ellerini kaldırarak şöyle dua etti:
"Allah'ım Ubeyde'yi Bedir günü, Hamza'yı Uhud günü aldın. Bu da kardeşim ve amcamın oğlu Ali'dir. Beni yalnız bırakma, Sen mirasçıların en hayırlısısın."
Hz. Ali savaş meydanına çıktı. Resulüllah şöyle buyurdu: "İmanın tamamı, küfrün tamamının karşısına çıktı."
Amir, Hz. Ali'yi karşısında görünce şaşırdı. Hz. Ali, Amir'i, Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmeye davet etti.
Amir kabul etmedi. Hz. Ali Bunun üzerine, "O halde Benimle savaşacaksın" dedi.
Amir, "Geri dön. Baban arkadaşımdı. Seni öldürmek istemem" deyince, Hz. Ali, "Ama Ben, Hakk'a yüz çevirdiğin müddetçe, vallahi seni öldürmek isterim" diye cevap verdi.
İbn-i Ebi'l-Hadid şöyle diyor:
Benim tarih öğretmenim Ebu'l-Hayr bu konuyu şöyle anlatıyordu: "Amir, Bedir Savaşı'na katılmış ve Hz. Ali'nin cesaretini ve savaş gücünü yakından görmüştü. Bu yüzden O'nunla savaşmak istemiyor ve çeşitli bahaneler getiriyordu.
Sonuçta Hz. Ali ona şöyle dedi: 'Sen, Benim ölümüme üzülme, zira Ben ölsem de, öldürsem de hoş baht olacağım. Ve Benim yerim cennettedir. Buna karşılık her şekilde cehennem senin intizarında.'
Bu sırada Amir güldü ve şöyle dedi: Bu adaletli bir iş değil. Cennet de, cehennem de Senin olsun."
Hz. Ali Amir'e, "atından in, vuruşalım" dedi. Amir attan indi ve geri dönmeyeceğinin bir işareti olarak atını öldürdü. Ve Ali'ye yöneldi. Kılıcını O'nun başına indirdi.
Hz. Ali, bu darbeyi kalkanla geri çevirdi. Ancak kalkan ikiye ayrıldı. İmam Ali'nin miğferi kırıldı ve başı yaralandı.
Bu arada Hz. Ali kılıcını Amir'in başına indirdi. Amir yere yıkıldı. Hz. Ali tekbir getirdi.
Kılıçların sesi ve ortalığı kaplayan toz bulutu çarpışmanın sonucunun yakından görülmesine engel oluyordu.
Hz. Ali'nin tekbir sesleri duyulduğunda, herkes anladı ki Hz. Ali Arap kahramanı Amir'i öldürdü.
Amir'in arkadaşları korkudan kaçıp gitmişlerdi. Hz. Ali onların peşine düştü. Bu sırada Nevfel b. Abdullah hendeğe yuvarlandı. Hz. Ali, hendeğe atlayarak onu öldürdü.
Nevfel'in ölümü diğer askerlerin cesaretini kırdı. Müşrik ordusunu oluşturan Arap kabileleri aralarında anlaşıp, dönme kararı aldılar.
Resulüllah Hz. Ali'yi karşılayıp şöyle buyurdu: "Aferin Sana ey Ali! Senin bugünkü şu cihadın, İslam ümmetinin kıyamete kadar yapacağı bütün iyi amellerin toplamından daha üstündür. Zira Senin bu zaferin sayesinde kâfirler, zillete düşüp alçalmış, Müslümanlar ise izzet, onur ve gurur kazanmıştır."
Bu savaşta Hz. Ali'nin ibret verici bir davranışı vardır ki, O'nun yiğitliğinin ve yüce ahlakının bir göstergesidir.
Hz. Ali, Amir'i öldürdükten sonra, onun cenazesine ve elbiselerine dokunmayarak savaş meydanını terk etti. Amir'in kız kardeşi onun cenazesinin başına gelerek şöyle dedi:
"Asla senin için ağlamayacağım. Zira sen, kerim bir kişi tarafından öldürüldün. O senin kıymetli elbiselerine ve savaş silahlarına hiç dokunmadı bile."
Cenab-ı Hak, Müslümanların Medine'nin kuşatılması sırasındaki zor ve kritik durumlarını Ahzab Sûresi'nde şöyle anlatıyor:
"Ey insanlar! Allah'ın, size olan nimetini anın. Hani askerler üstünüze saldırmıştı da, onlara bir yel ve görmediğiniz askerler göndermiştik. Ve Allah sizin yaptıklarınızı görür.
Hani size hem üst tarafınızdan hücum etmişlerdi. Hem alt tarafınızdaki yerlerden. Ve hani gözler yılmıştı, korkudan yürekler ağızlara gelmişti. Ve Allah hakkında çeşitli zanlara kapılmıştınız.
İşte orada inananlar, bir sınanmaya uğratılmışlardı. Ve adam akıllı sarsılmışlardı.
Hani münafıklarla kalplerinde hastalık olanlar, demişlerdi ki, Allah ve Peygamberi bizi ancak aldattılar, vaatlerinde aldatmadan başka bir şey yok.
Ve hani onların bir kısmı demişti ki, 'Ey Yesribliler, burada durmanıza imkân yok, dönün artık.' Ve bir kısmı da Peygamber'den evlerimiz açık, sağlam değil diye izin istemişti. Hâlbuki evleri açık değildi ve sağlamdı. Onlar ancak kaçmayı diliyorlardı.
Eğer şehrin etrafından girilip onların üstlerine varılsaydı da şirk koşmaları istenseydi hemen işe girişirler ve şehirde pek az bir müddet kalırlardı." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Ali eserinden)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.




























































































