(dünden devam…)
Allame Semhudi'nin Tarihu'l-Medine'sinde ve Yakut b. Abdullah Rumi'nin Mu'cemu'l-Buldan'ında şu rivayet vardır: "Ebu Bekir hilafeti zamanında Fedek'e el koydu. Ama Ömer hilafeti zamanında onu Ali'ye ve Abbas'a geri verdi." İmam Ali Fedek üzerinde o dönemde tasarrufta bulundu. Bu tasarruf Fedek'in O'na ve ailesine Hz. Ömer tarafından miras hükümlerine göre bırakıldığının ispatıdır.
"Hz. Fâtıma ilk önce mülkiyet ve tasarruf sahibi olması unvanıyla, Peygamberin (s.a.v.) Fedek'i kendisine bağışladığı esasında Ebu Bekir ile tartıştı. Şeriatın beğendiği tanıkları olmayınca da miras iddiası ile hakkını aradı." (Ali bin Burhanuddin Halebî, Siretu'l-Halebiyye, s. 39). Yani "miras" iddiası "bağıştır" iddiası reddedildikten sonra gündeme gelmiştir. İbn Hacer, Savâiku'l-Muhrika adlı eserinde "rafizilerin şüphelerinden 7. şüphe" başlığında şunları aktarıyor: "Fâtıma ilk önce Fedek'in bir bağış olduğu iddiasında bulundu. Şahitleri reddedilince üzülerek şöyle buyurdu: Artık sizinle konuşmayacağım." (İbn Hacer, Savâiku'l-Muhrika, s. 21).
Sire-i Halebî'de bu olay şöyle aktarılmaktadır: "Resûlullah'ın (s.a.v.) rıhletinden on gün geçmeden Hz. Zehra'ya (a.s.) halifenin memurlarının Fedek'e el koyup, oradaki işçileri dışarı çıkardıkları haberi geldi. Bunun üzerine Hz. Zehra Ben-i Hâşim kadınları ile birlikte hakkını onlardan geri alabilmek için halifenin yanına gitti ve aralarında şöyle bir konuşma geçti: Hz. Fâtıma (a.s.): 'Neden Benim işçilerimi Fedek'ten çıkardın ve neden Benim hakkıma el koydun?' Halife: 'Ben Babandan duyduğum üzere peygamberler kendilerinden miras bırakmazlar.' Hz. Zehra (a.s.): 'Babam hayattayken Fedek'i Bana bağışlamıştı ve Ben, O hayattayken Fedek'in sahibi idim.' Halife: 'Bunun için şahitlerin var mı?' Hz. Zehra (a.s.): 'Evet şahitlerim Ali ve Ümmü Eymen'dir.' Böylece Ali (a.s.) ve Ümmü Eymen, Peygamber (s.a.v.) hayattayken Hz. Zehra'nın (a.s.) Fedek'in sahibi olduğuna şahitlik ettiler. Halife, Hz. Zehra'nın (a.s.) iddiasını ispat etmek için getirdiği şahitleri yeterli görmedi ve şöyle dedi: Ben asla bir erkek ve bir kadının şahitliğini kabul etmem. Ya iki erkek ya da bir erkek ve iki kadını şahit getir." (Sire-i Halebî, c. 2, s. 400; Fethu'l-Buldan, c. 43).
Sünni eserlerde, Ebu Bekir'in şer'i hükümlere göre karar verdiği, iki erkek veya dört kadın veya bir erkek ve iki kadının şahitliğinin aranması gereğinin doğru olduğu, Hz. Fâtıma'nın bu hükmün kapsamında şahitleri olmadığı için, Ebu Bekir'in verdiği kararın doğru olduğu savunması yer alır. Ancak Ehl-i Beyt âlimleri ise, "Şer'i hükümlere göre hareket edilecekse, şahit istemekle ilgili hükümlere geçilmeden evvel şahit getirmesi gereken tarafın hangisi olduğu tespit edilmeli idi" diyorlar ve şu hadisi esas alıyorlar: "Belge getirmek iddia sahibine, yemin etmek de inkar edene aittir." (Keşfu'l-Gumme, 1/478).
Yani, İslam fıkhına göre, mal üzerinde tasarrufta bulunan değil, tersini iddia eden şahit getirmeli idi. Buna göre,Ebu Bekir'in yapması gereken bu malı halen tasarruf edenden değil, Fedek'in Hz. Fâtıma'nın olmadığını iddia edenden (kendisinden) şahit istemesidir. Hz. Fâtıma (a.s.) şahit getirmesine gerek olmadığı halde şahit getirmiş ve Hz. Ebu Bekir kabul etmemişse; o zaman Hz. Ebu Bekir kendi iddiası için şahit getirmeli idi. (devam edecek…)
- Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağı / 24.10.2024
- Mustafa Kemal ile beraber hareket dönemi-II / 10.12.2020
- Mustafa Kemal ile beraber hareket dönemi-I / 09.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-VI / 08.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-V / 07.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-IV / 04.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-III / 03.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-II / 02.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-I / 01.12.2020