Anayasa'nın dili olsa da konuşsa.
Dünyanın hiçbir ülkesinde bizimki kadar Anayasa değişikliği tartışmaları konusu olmamıştır.
Sevgili okurlarım inanın bugün asıl mesele Anayasa değişikliği konusu veya tartışmaları değil, yaşadığımız coğrafyamızdan kaybolup giden 'ölçü' konusu asıl meselemizdir.
Bilebildiğimiz kadarıyla 40 bin yıl kadar gerilere kadar dayanan Türk tarihi geçmişimiz ve elde edilmiş bunca uygarlık ve medeniyet birikimimiz, nasıl olur da çeyrek asırda buharlaşıp kaybolabildi hayretler içerisindeyim.
Her şeyin temelinde yer alması gereken milli ölçülerimizi tüm esaslarıyla belirleyen şahsiyet, devletimizin kurucusu aziz Atatürk'tür.
Bu çerçevede ele alınan 1924 Anayasası, muhteşem bir Anayasa olma özelliğinin yanı sıra, gereken tüm ölçüleri de uhdesinde barındırma özelliğine sahipti.
Bu Anayasa ve hatta 1961 Anayasası, bireyin en temel hak ve özgürlüğünün korunmasından tutun, tam bağımsız bir Türkiye hedefinin yanı sıra, müreffeh bir toplum oluşturulmasına kadar tüm detaylara ve muhteşem bir altyapıya sahipti.
Yani kısa ve öz bir değerlendirme yapmak gerekirse, 1961 Anayasası'ndan sonra yapılan tüm anayasalar, tamamen siyasi ve hatta siyasetçileri koruma ve kollama ajandasına dönüştürüldü.
Ve bugün yaşananlar…
Sn. Cumhurbaşkanımız Erdoğan, bugüne kadarki kendi icraatlarından ve kendi getirdiği kurallardan vazgeçme serisine tam gaz devam ediyor.
İlk akla gelenleri bir çırpıda sayalım isterseniz.
Son yargı kriziyle yeniden tartışmaya açılan Anayasa'nın 90'ıncı maddesine göre AİHM kararlarının üstünlüğü.
Kadına şiddete karşı İstanbul Sözleşmesinden çıkılması. Değiştirilmesi tartışmaya açılan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı.
Şimdi de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin taşıyıcı sütunlarından yüzde 50+1 eşiği.
Erdoğan, 17 Kasım'da Almanya seferinden dönerken uçağındaki gazetecilere şunları söyledi:
"Mevcutta 50+1 mecburiyeti partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Yok altılı, yok on altılı masa…
Bundan sonra kim bilir daha neler çıkar? Ama oy sayısı itibarıyla 'En fazla oyu alan aday seçilir' denildiği zaman seçim hızlıca tamamlanır."
Yüzde 50+1 sistemi 2007'de Cumhurbaşkanının halk tarafından seçiminin kabul edildiği oylamada Anayasa'da yer aldı.
İlk kez 2014'te Erdoğan'ın ilk Cumhurbaşkanı seçiminde uygulandı. Erdoğan'ın 2018 ve 2023 seçimlerini kazanmasında Devlet Bahçeli liderliğinde MHP'den aldığı desteğin payı inkâr edilemeyecek kadar büyüktü.
Peki ne oldu, şimdi neden değiştirmek istiyor Anayasa'yı?
'Kimin eli kimin cebinde'
Aslında bu tartışma yeni değil.
AK Partili Faruk Çelik, 2019 yılında yüzde 50+1 eşiğinin yüzde 40+1'e çekilmesi gerektiğini ifade etmişti.
2021'de Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Konseyi Üyesi, önceki TBMM Başkanlarından Cemil Çiçek, yüzde 50+1 eşiğinin siyasi kutuplaşmayı arttırdığını, kaldırılması gerektiğini belirtmiş, MHP lideri Bahçeli ise sert tepki göstererek, bunun Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin "meşruiyetinin temeli" olduğunu söylemişti.
Bu defa Erdoğan bir gazetecinin sorusu üzerine, ilk kez kendisi yüzde 50+1'in "partileri yanlış yollara sevk ettiğini" söyleyerek, "en fazla oyu alan seçilir" sistemine dönülmesi gerektiğini söylüyor.
AK Parti 2002 seçimlerinde sadece yüzde 34,3 oy alarak tek başına iktidar olmuştu.
Oysa 2023 seçimleri öncesinde çoğu anket AK Parti'yi yüzde 45-47 civarında gösterirken, Erdoğan, Cumhur İttifakı'na BBP'den Hüda Par'a, Yeniden Refah'tan DSP'ye dek ortaklar almak zorunda kalmıştı.
Erdoğan "Kimin eli kimin cebinde belli değil" derken, Millet İttifakı'nı işaret ediyordu ama Cumhur İttifakı'nın durumu da aslında çok farklı değildi.
Yüzde 50 +1 MHP yüzünden mi?
Erdoğan yüzde 50+1 konusunu böylece açınca ilk akıllara gelen, artık ayağında prangaya dönüştüğüne inandığı MHP desteğinden kurtulmak istemesi oluyor.
Erdoğan ve AK Partililerin, artık Bahçeli ve MHP'ye ihtiyaçları kalmadığını düşünmeleri ihtimal dahilinde ama asli nedenin sadece MHP olduğuna inanmak pek olanaklı gözükmüyor.
Bunun birkaç nedeni olabilir.
Birincisi, koalisyon dönemlerinin artık son bulması olarak gerekçelendirilen yüzde 50+1 sisteminin ilk yol açtığı şey, koalisyon dönemlerini mumla aratacak derecede pazarlıkların ortaya döküldüğü ittifaklar sistemi oldu.
İkincisi, seçim barajı yüzde 10'dan yüzde 7'ye düştü. Bu durum MHP'nin Meclis'e girmek için AK Parti'ye muhtaç olduğu yolundaki algı ve söylemi geçersiz kıldı.
Ancak MHP'nin Cumhur Ortaklığı üzerinden özellikle yargı ile idare ve güvenlik bürokrasisinde mevziler kazandığı, ayrıca AK Parti'nin Güneydoğulu seçmen potansiyelini olumsuz etkilediği söylemi halen daha geçerli.
Üçüncüsü ise, Erdoğan'ın Anayasa değişikliği isterken en çok güvendiği Bahçeli'yi küstürmek istemeyeceği varsayımı öne çıkıyor.
O kadar fazla denklem var ki çözümlenmeyi bekleyen.
Ancak bu tartışmaların hiç birisinin sokaktaki vatandaşı zerrece ilgilendirmediği gerçeği, hiçbir yerde konuşulmuyor.
Gerek 1924 Anayasası ve gerekse 1961 Anayasası, bu ülke insanını ve devletini dünyanın birinci sınıfı yapacak muhteviyata ve tüm gerek ve yeter şartlara haiz bir yapıya sahipti.
Sokaktaki vatandaşı neden ilgilendirmiyor, çünkü bu değişiklik Erdoğan'ı bir kez daha Cumhurbaşkanı yapabilmek için.
Burada vatandaş yok yani.
İşçi yok.
Çiftçi yok.
Sanayici yok.
Esnaf yok.
Emekli ve memur da yok.
Mesela şu mevcut haliyle emekli maaşlarının 20 bin TL olmasına Anayasal bir engel var mı?
Keza asgari ücretin aynı seviyelere çıkarılmasına bir engel var mı?
Çiftçi ve hayvancı kesiminin her türlü desteklenmesi ve ürün sübvansiyonlarında bulunulmasına bir engel var mı?
Senim milli paranı kullanmanın önünde anayasal bir engel var mı?
Kapitalist sistemin terkedilmesi ve Milli bir ekonominin uygulanmasının önünde anayasa sana engel mi?
Milletin tamamının iş-aş bulması için, gerek 1924 ve 1961 Anayasası fazlasıyla milli devlet-sosyal devlet tanımlaması yapmaktadır.
Arkadaş sormazlar mı ki, senin bu milletle alıp veremediğin nedir?
Sizden başka bu ülkeyi yönetecek kimsenin olmadığını mı zannediyorsunuz?
Aziz Türk milleti!
2007'den bu tarafa oylanan referandumlarla bu hazin tabloların yaşanmasına bizzat sen imkân tanıdın!
Şimdi devrimi yapacak olan yine sensin.
Bugün Meclis'te temcit pilavına dönmüş siyaseti değiştirme hakkı, demokratik olarak senin elinde.
"Var bi hayalimiz" diyen milletler, dünya sahnesinde kalmaya devam eder.
- 1921 Anayasası “Kürtlere özerklik tanıdı” yalanı! / 27.01.2026
- Emeklinin de, Türkiye’nin de tek bir kurtuluşu var: ‘MEM’ / 26.01.2026
- Dünyanın hayranlık duyduğu tek lider: ATATÜRK / 20.01.2026
- Askeri hastaneler acilen açılmalı / 19.01.2026
- Grönland’ın ilk sahipleri Türklerdir Bay Trump! / 18.01.2026
- NATO’ya uşaklık ve eşeklik etmek! / 13.01.2026
- ‘Etnik grup’ vurgusu, CIA projesi! / 12.01.2026
- Gücün yoksa yatak odandan alırlar! / 06.01.2026
- Hedef Çin değil, Türkiye’dir! / 05.01.2026


















































































