- Güldede Emmi!.. Bu paket de neyin nesi?.. Niye zahmet edersin ki?..
-Torunlarımıza aldım komşu. Bakkaldan, şuracıktan. Bunun zahmeti yok. Hazır, pasta bisküvi. Çocuklar severler; hani çayla da iyi gider. Sonra, eli boş gelmek olur mu ya?..
- Sen, misafirliğe mi geliyorsun?.. Seni misafir değil, yakın komşu olarak, torunlarımın hocası olarak dâvet ettim... Bu bakımdan, lütfen bir daha böylesi masrafa girme!.. Eğer senin canın pasta isterse, ben alâsını yaparım. Sen de çocuklarla taze taze, âfiyetle yersin!..
- Çok sağolasın!.. Eminim âlâsını da yaparsın; eline sağlık... Neyse, sofrayı daha fazla bekletmeyelim!.. Çocuklar sabırsızlanıyor...
Ömercik de Hasan ile Hüseyin'e katılır. İki yaşlı insan, önde çocuklar olduğu hâlde, balkonda hazırlanan kahvaltı masasına doğru, salondan geçerek ilerlerler...
Emine Ana, ılık suda ıslatılmış havlu ile çocukların ellerini siler...Yerlerine oturtur... Bir dakika kadar sonra da bir elinde üstü kapaklı bir abdest leğeni, diğerinde de bakır ibrikle görünür. Güldede'ye yönelerek :
- Eline su dökmeme müsaade eder misin?
Diyerek uzatır. Güldede, gösterilen sandalyeye otururken:
-Sana zahmet üstüne zahmet veriyoruz komşu... Ben şadırvanda gelirken ellerimi yıkamıştım ama, sünnet sevâbı almak için, birkaç damla dökün lütfen... der.
Gülçocukların Emine Ana'sı, bir gelin kız gibi saygılı, her tarafı Vim ile pırıl pırıl parlatılmış ince oluklu ibrikten, ılık suyu dökerken bir taraftan da aynı saygılı tavrıyla konuşur:
-Yaşım ve görevim ne olursa olusun, ben hizmet edilmekten çok, hizmet eylemekten hoşlanmışımdır. Bundan da her zaman büyük bir haz duymuşumdur.
Güldede:
-Maşâ'Allah!.. der; kazanmayı çok iyi biliyorsun.
Sonra da, birkaç hareketle ellerini yıkar...
-Torunlarımıza aldım komşu. Bakkaldan, şuracıktan. Bunun zahmeti yok. Hazır, pasta bisküvi. Çocuklar severler; hani çayla da iyi gider. Sonra, eli boş gelmek olur mu ya?..
- Sen, misafirliğe mi geliyorsun?.. Seni misafir değil, yakın komşu olarak, torunlarımın hocası olarak dâvet ettim... Bu bakımdan, lütfen bir daha böylesi masrafa girme!.. Eğer senin canın pasta isterse, ben alâsını yaparım. Sen de çocuklarla taze taze, âfiyetle yersin!..
- Çok sağolasın!.. Eminim âlâsını da yaparsın; eline sağlık... Neyse, sofrayı daha fazla bekletmeyelim!.. Çocuklar sabırsızlanıyor...
Ömercik de Hasan ile Hüseyin'e katılır. İki yaşlı insan, önde çocuklar olduğu hâlde, balkonda hazırlanan kahvaltı masasına doğru, salondan geçerek ilerlerler...
Emine Ana, ılık suda ıslatılmış havlu ile çocukların ellerini siler...Yerlerine oturtur... Bir dakika kadar sonra da bir elinde üstü kapaklı bir abdest leğeni, diğerinde de bakır ibrikle görünür. Güldede'ye yönelerek :
- Eline su dökmeme müsaade eder misin?
Diyerek uzatır. Güldede, gösterilen sandalyeye otururken:
-Sana zahmet üstüne zahmet veriyoruz komşu... Ben şadırvanda gelirken ellerimi yıkamıştım ama, sünnet sevâbı almak için, birkaç damla dökün lütfen... der.
Gülçocukların Emine Ana'sı, bir gelin kız gibi saygılı, her tarafı Vim ile pırıl pırıl parlatılmış ince oluklu ibrikten, ılık suyu dökerken bir taraftan da aynı saygılı tavrıyla konuşur:
-Yaşım ve görevim ne olursa olusun, ben hizmet edilmekten çok, hizmet eylemekten hoşlanmışımdır. Bundan da her zaman büyük bir haz duymuşumdur.
Güldede:
-Maşâ'Allah!.. der; kazanmayı çok iyi biliyorsun.
Sonra da, birkaç hareketle ellerini yıkar...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.