Karadeniz bölgesinde yaz aylarında nüfus patlaması yaşanır. Yurdun dört bir yanından gelenler akrabalarıyla hasret gidermenin yanında; kış ayları için hazırlıklarını da yaparlar.
Tarlalar, bağlar, bahçeler şenlik içindedir. Kışlık erzaklar bir taraftan hazırlanırken, toplanan tarım ürünlerinin bedelleri de yıl boyunca geçim için ek katkı yapacaktır.
Fakat bu sene evdeki hesap çarşıya uymadı. Maliyetlerdeki aşırı artışlar ürüne yansıdığından "taban fiyat"ların açıklanması önem arzetti.
Hükümetin tarım politikası, bu konuda çıkan yasalar, açıklanan taban fiyatlar derken üretici bir çıkmazın içine sürüklendi.
Milletin ağzını bıçak açmıyor. Geçen seneye nazaran bu sene işçiliğin ve gübrenin fiyatı artmasına rağmen açıklanan fındık bedeli 2 dolardan 1 dolara düşmüş. 1 dolar ancak fındığın maliyet fiyatı. Şimdi millet düşünüyor. Verilen fiyattan mesaj almaya çalışıyor. "Fındıktan vazgeç, tütünden vazgeç mesajı tamam da peki çözüm ne olacak?" diyor.
Karadenizli tarım üreticileri küskün, mağdur, gelecek adına ümitleri kırılmış. "Çalışmanın bedeli bu mu?" diyorlar. "Üretici olmak suç mu?" diyorlar.
Gelelim sorunun sosyal boyutuna. Enflasyona karşı ezilen, ezdirilen vatandaşın önümüzdeki aylarda hali nice olacak? Hadi diyelim yaz aylarında meyve sebze boldu; kendi tarlasından, eşinden dostundan istifade etti, peki yaklaşan kış aylarında ne yapacak? Geliri sabit kalan, sabit kalmayıp dövizin dalgası altında boğulan, alım gücü iyiden iyiye azalan vatandaşın hali nice olacak?
Üstüne üstlük yine adeta dövizin dalga geçmesiyle piyasa zamlarına dayanamayan insanımızın hali nice olacak?
Dünya Bankası'nın milli onurumuzu rencide ederek gönderdiği fakir ülkelere, açlık sınırındaki insanlara gönderdiği paralara hadi göz yumdunuz; peki milletin sosyal problemlerini nasıl göz ardı edebileceksiniz?
Ülkemizde cirit atan misyonerler, ayağımızın altından toprağımızı yürüten yabancı sermaye çevrelerinin ve daha nicesini görmemek için mi gözler kapatılıyor, kulaklar tıkanıyor acaba?
Böyle de olsa kulakları dikkat kesilmiş, gözleri keskin bakanlar günbegün artıyor. Yeniden Kuvayı Milliye ruhuyla "Bu vatan bizimdir, bizim kalacak" andı bütün vatanı kucaklıyor.
Müjdeler olsun.
Tarlalar, bağlar, bahçeler şenlik içindedir. Kışlık erzaklar bir taraftan hazırlanırken, toplanan tarım ürünlerinin bedelleri de yıl boyunca geçim için ek katkı yapacaktır.
Fakat bu sene evdeki hesap çarşıya uymadı. Maliyetlerdeki aşırı artışlar ürüne yansıdığından "taban fiyat"ların açıklanması önem arzetti.
Hükümetin tarım politikası, bu konuda çıkan yasalar, açıklanan taban fiyatlar derken üretici bir çıkmazın içine sürüklendi.
Milletin ağzını bıçak açmıyor. Geçen seneye nazaran bu sene işçiliğin ve gübrenin fiyatı artmasına rağmen açıklanan fındık bedeli 2 dolardan 1 dolara düşmüş. 1 dolar ancak fındığın maliyet fiyatı. Şimdi millet düşünüyor. Verilen fiyattan mesaj almaya çalışıyor. "Fındıktan vazgeç, tütünden vazgeç mesajı tamam da peki çözüm ne olacak?" diyor.
Karadenizli tarım üreticileri küskün, mağdur, gelecek adına ümitleri kırılmış. "Çalışmanın bedeli bu mu?" diyorlar. "Üretici olmak suç mu?" diyorlar.
Gelelim sorunun sosyal boyutuna. Enflasyona karşı ezilen, ezdirilen vatandaşın önümüzdeki aylarda hali nice olacak? Hadi diyelim yaz aylarında meyve sebze boldu; kendi tarlasından, eşinden dostundan istifade etti, peki yaklaşan kış aylarında ne yapacak? Geliri sabit kalan, sabit kalmayıp dövizin dalgası altında boğulan, alım gücü iyiden iyiye azalan vatandaşın hali nice olacak?
Üstüne üstlük yine adeta dövizin dalga geçmesiyle piyasa zamlarına dayanamayan insanımızın hali nice olacak?
Dünya Bankası'nın milli onurumuzu rencide ederek gönderdiği fakir ülkelere, açlık sınırındaki insanlara gönderdiği paralara hadi göz yumdunuz; peki milletin sosyal problemlerini nasıl göz ardı edebileceksiniz?
Ülkemizde cirit atan misyonerler, ayağımızın altından toprağımızı yürüten yabancı sermaye çevrelerinin ve daha nicesini görmemek için mi gözler kapatılıyor, kulaklar tıkanıyor acaba?
Böyle de olsa kulakları dikkat kesilmiş, gözleri keskin bakanlar günbegün artıyor. Yeniden Kuvayı Milliye ruhuyla "Bu vatan bizimdir, bizim kalacak" andı bütün vatanı kucaklıyor.
Müjdeler olsun.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- Emekli ve asgari ücretlinin gücü görmezden gelinemez / 05.01.2026
- Güven çökmeden devlet çökmez, güven çökerse her şey çöker / 04.01.2026
- Ortadoğu’da parçalanan devletler ve Türkiye’ye biçilen rol / 03.01.2026
- 2025’in zifiri karanlığından 2026’nın şafağına: Çözüm var! / 01.01.2026
- Kürt meselesi kimin meselesidir? / 26.12.2025
- DEM açık, AKP-MHP çelişkili, CHP kararsız / 25.12.2025
- Asgari ücret değil, asgari hayat / 21.12.2025
- Dün ile bugün arasında bir düşünce köprüsü / 19.12.2025
- ABD bütçesiyle ayakta tutulan terör / 18.12.2025
- Sınırın gerçeği: Kilis’ten Türkiye’ye / 16.12.2025
- Güven çökmeden devlet çökmez, güven çökerse her şey çöker / 04.01.2026
- Ortadoğu’da parçalanan devletler ve Türkiye’ye biçilen rol / 03.01.2026
- 2025’in zifiri karanlığından 2026’nın şafağına: Çözüm var! / 01.01.2026
- Kürt meselesi kimin meselesidir? / 26.12.2025
- DEM açık, AKP-MHP çelişkili, CHP kararsız / 25.12.2025
- Asgari ücret değil, asgari hayat / 21.12.2025
- Dün ile bugün arasında bir düşünce köprüsü / 19.12.2025
- ABD bütçesiyle ayakta tutulan terör / 18.12.2025
- Sınırın gerçeği: Kilis’ten Türkiye’ye / 16.12.2025




























































































