Muhammed ŞâzilîTalebelere, toprak kab içerisinde az yemek verdiğinden, bir yaşlı kadın Muhammed Şâzilî'ye kızdı. Onu inkâr ederek; "Yemeğin azlığı, onun veli olmadığını gösterir" dedi. Sonra gitti. İçinde kuzu ve ördek eti bulunan yemek yaptı, dergâha getirdi. Muhammed Şâzilî, Yûsuf Kutûrî Hazretlerine; "Ye!" buyurdu. Yemeğin hepsini tek başına yedi ve yine açlıktan şikâyet etti. Kadın onu evine götürdü. Orada yediğinden daha fazla yemek yediği halde, yine şikâyet ediyordu. Muhammed Şâzilî, kadına buyurdu ki: "Bereket, çokluğunda değil, evliyânın yemeklerindedir." Bunun üzerine kadın istigfâr etti ve tövbekâr oldu.
Muhammed Şâzilî'ye bir adam geldi ve; "Ey efendim! Ben çoluk-çocuk sahibi, fakir hâlli biriyim. Bana kimyayı öğret" dedi. Bunun üzerine; "Şu şartla: Yanımızda tam bir sene kalırsın. Her abdest bozduğunda, mutlaka abdest almalı ve iki rekat namaz kılmalısın" buyurdu. Adam, kabul edip bu şartlarda sebat gösterdi. Müddetin bitimine bir gün kalınca, Muhammed Şâzilî'nin yanına gitti. O da; "Yarın, hacetinizi yerine getiririz" buyurdu. Ertesi günü olunca, Muhammed Şâzilî ona: "Kalk! Abdest için kuyudan su doldur" buyurdu. Kuyudan bir kova doldurdu. Kovanın altınla dolu olduğunu görünce; "Ey efendim! Şu anda bir tek kuruş dahi isteğim kalmadı" dedi. Muhammed Şâzilî; "Onu yerine dök ve memleketine git. Gerçekten sen, her halinle kimya oldun" buyurdu. Memleketine döndü. İnsanları Allah-u Teala'ya davet etti. Bu hareketiyle büyük nimetlere kavuştu.
Bir defasında, gece yarısında Muhammed Şâzilî'ye bir kişi geldi. Kapıda durdu. Muhammed Şâzilî ona; "Kimsin?" diye sordu. "Bir haramiyim" dedi. Muhammed Şâzilî; "Ne çalarsın, ne iş yaparsın? Meşgalen nedir?" diye sordu. Dedi ki: "Ey efendim! Allah-u Teala'ya tövbe etmiştim. Günah işleyerek tövbemi bozdum." Muhammed Şâzilî ona; "İçeri gel. Sana korku yoktur" buyurdu. O kişi, tövbe etti ve tövbesi makbul oldu. Ölünceye kadar Muhammed Şâzilî'nin dergâhına devam etti.
Muhammed Şâzilî'ye bir adam geldi ve; "Ey efendim! Ben çoluk-çocuk sahibi, fakir hâlli biriyim. Bana kimyayı öğret" dedi. Bunun üzerine; "Şu şartla: Yanımızda tam bir sene kalırsın. Her abdest bozduğunda, mutlaka abdest almalı ve iki rekat namaz kılmalısın" buyurdu. Adam, kabul edip bu şartlarda sebat gösterdi. Müddetin bitimine bir gün kalınca, Muhammed Şâzilî'nin yanına gitti. O da; "Yarın, hacetinizi yerine getiririz" buyurdu. Ertesi günü olunca, Muhammed Şâzilî ona: "Kalk! Abdest için kuyudan su doldur" buyurdu. Kuyudan bir kova doldurdu. Kovanın altınla dolu olduğunu görünce; "Ey efendim! Şu anda bir tek kuruş dahi isteğim kalmadı" dedi. Muhammed Şâzilî; "Onu yerine dök ve memleketine git. Gerçekten sen, her halinle kimya oldun" buyurdu. Memleketine döndü. İnsanları Allah-u Teala'ya davet etti. Bu hareketiyle büyük nimetlere kavuştu.
Bir defasında, gece yarısında Muhammed Şâzilî'ye bir kişi geldi. Kapıda durdu. Muhammed Şâzilî ona; "Kimsin?" diye sordu. "Bir haramiyim" dedi. Muhammed Şâzilî; "Ne çalarsın, ne iş yaparsın? Meşgalen nedir?" diye sordu. Dedi ki: "Ey efendim! Allah-u Teala'ya tövbe etmiştim. Günah işleyerek tövbemi bozdum." Muhammed Şâzilî ona; "İçeri gel. Sana korku yoktur" buyurdu. O kişi, tövbe etti ve tövbesi makbul oldu. Ölünceye kadar Muhammed Şâzilî'nin dergâhına devam etti.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.