Ma'ruf-ı Kerhî Hz.Müslüman olan ve ilim tahsil eden Ma'rûf-ı Kerhî, uzun seneler sonra sabırla onu bekleyen annesi bağrına bastıktan sonra hangi din üzeresin diye sordu. Ma'rûf, İslam dini üzereyim deyince annesi; "Eşhedû enlâ ilahe illallah ve eşhedü eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluh" diyerek iman ile şereflendi. Bunun üzerine bütün aile Müslüman oldu.
Ma'rûf-ı Kerhî dinin emirlerini gözetmekte, ibadette, haram ve şüphelilerden kaçmada çok meşhur idi. İmâm-ı Ali Rızâ'nın hizmetinde bulunmuş. Onun çocukalrıyla beraber yaşamış ve ehl-i beytten bilinmiştir. İmâm-ı Ali Rızâ; "Ma'ruf, huy ve muhabbet bakımından ehl-i beyttendir. Fakat ırk ve neseb bakımından değil. Muhakkak o kerem ve izzet bakımından, Selmân-ı Fârisi'nin ceddimize ilhak edilip ehl-i beytten sayıldığı gibi, o da bize dahil edilmiştir" buyurmuştur.
Ma'rûf-ı Kerhî, Dâvûd-i Tâi Hazretlerinden feyz almış olup, büyük velilerden Sırrîyi Sekâti de, Ma'rûf-ı Kerhî'den ders ve feyz alarak yetişti. Hârun Reşîd ile aynı zamanda yaşadı. Muhaddis olup, zamanın meşhur hadis alimlerinden hadis dinlerdi.
Ma'rûf-ı Kerhî, Bekir bin Huneya, Rabi bin Sabih ve bir çok alimden hadis öğrendi. Halef bin Hişâm, Zekeriyya bin Yahya el-Mervezi, Yahya bin Ebî Talib ve bir çok hadis alimi de Ma'rûf-ı Kerhî'den Hadis-i Şerif rivayet etmişlerdir.
Ma'rûf-ı Kerhî (rahmetullahi aleyh), Bağdat'ın imamı ve zahidi lakabını aldı. Dinde imam olup, fıkıh, hadis, tefsir ve kelâm ilimlerinde büyük alimdir. Bütün bu ilimlerde hüccet, senet idi. İctihad makâmına erişmişti.
Abdülazîz bin Mansûr diyor ki: Babamdan işittim: "Biz Ahmed bin Hanbel ile beraberdik, Ma'rûf-ı Kerhî'den bahsedildi. Orada olanlardan bazıları onun ilmi zayıfdır dediler. Bunun üzerine Ahmed bin Hanbel (rahmetullahi aleyh); "Böyle konuşmayın. Siz Ma'ruf'un kavuştuğu ilimden bir şeye kavuşabildiniz mi?" diye cevap vererek onları susturmuştu. Ahmed bin Hanbel ve Yahya bin Mâin, Ma'rûf-ı Kerhî'ye müracaat ederler ve bir çok meseleleri ondan öğrenirlerdi."
Yahyâ bin Mâin ve Ahmed bin Hanbel, Ma'rûf-ı Kerhî'nin yanına geldiler. Yahya bin Mâîn, Ma'rûf-ı Kerhî'ye Secde-i Sehv'i sormak istiyordu. Ahmed bin Hanbel, Yahyâ'ya; "sus!" dedi. Fakat o susmadı ve; "Yâ Ebel-Mahfûz, Secde-i Sehv hakkında ne dersin?" diye sordu. Ma'rûf-ı Kerhî; "Kalbin namazdan gafil olup, namazdan başka bir şeyle meşgul olmasından dolayı bir cezadır" deyince, Ahmed Bin Hanbel; "Bu ne güzel ve ne manalı bir cevaptır" buyurdu.
Kerâmet ve menkıbeleri çoktur. Cömertlik ve kerem sahibi olup, sağlığında ve vefatından sonra da yardım yapan dört büyük veliden biridir. Bunlar; Ahmed bin Hanbel, Mârûf-ı Kerhi, Bişr-i Hâfi ve Mansûr bin Ammâr'dır.
Ma'rûf-ı Kerhî dinin emirlerini gözetmekte, ibadette, haram ve şüphelilerden kaçmada çok meşhur idi. İmâm-ı Ali Rızâ'nın hizmetinde bulunmuş. Onun çocukalrıyla beraber yaşamış ve ehl-i beytten bilinmiştir. İmâm-ı Ali Rızâ; "Ma'ruf, huy ve muhabbet bakımından ehl-i beyttendir. Fakat ırk ve neseb bakımından değil. Muhakkak o kerem ve izzet bakımından, Selmân-ı Fârisi'nin ceddimize ilhak edilip ehl-i beytten sayıldığı gibi, o da bize dahil edilmiştir" buyurmuştur.
Ma'rûf-ı Kerhî, Dâvûd-i Tâi Hazretlerinden feyz almış olup, büyük velilerden Sırrîyi Sekâti de, Ma'rûf-ı Kerhî'den ders ve feyz alarak yetişti. Hârun Reşîd ile aynı zamanda yaşadı. Muhaddis olup, zamanın meşhur hadis alimlerinden hadis dinlerdi.
Ma'rûf-ı Kerhî, Bekir bin Huneya, Rabi bin Sabih ve bir çok alimden hadis öğrendi. Halef bin Hişâm, Zekeriyya bin Yahya el-Mervezi, Yahya bin Ebî Talib ve bir çok hadis alimi de Ma'rûf-ı Kerhî'den Hadis-i Şerif rivayet etmişlerdir.
Ma'rûf-ı Kerhî (rahmetullahi aleyh), Bağdat'ın imamı ve zahidi lakabını aldı. Dinde imam olup, fıkıh, hadis, tefsir ve kelâm ilimlerinde büyük alimdir. Bütün bu ilimlerde hüccet, senet idi. İctihad makâmına erişmişti.
Abdülazîz bin Mansûr diyor ki: Babamdan işittim: "Biz Ahmed bin Hanbel ile beraberdik, Ma'rûf-ı Kerhî'den bahsedildi. Orada olanlardan bazıları onun ilmi zayıfdır dediler. Bunun üzerine Ahmed bin Hanbel (rahmetullahi aleyh); "Böyle konuşmayın. Siz Ma'ruf'un kavuştuğu ilimden bir şeye kavuşabildiniz mi?" diye cevap vererek onları susturmuştu. Ahmed bin Hanbel ve Yahya bin Mâin, Ma'rûf-ı Kerhî'ye müracaat ederler ve bir çok meseleleri ondan öğrenirlerdi."
Yahyâ bin Mâin ve Ahmed bin Hanbel, Ma'rûf-ı Kerhî'nin yanına geldiler. Yahya bin Mâîn, Ma'rûf-ı Kerhî'ye Secde-i Sehv'i sormak istiyordu. Ahmed bin Hanbel, Yahyâ'ya; "sus!" dedi. Fakat o susmadı ve; "Yâ Ebel-Mahfûz, Secde-i Sehv hakkında ne dersin?" diye sordu. Ma'rûf-ı Kerhî; "Kalbin namazdan gafil olup, namazdan başka bir şeyle meşgul olmasından dolayı bir cezadır" deyince, Ahmed Bin Hanbel; "Bu ne güzel ve ne manalı bir cevaptır" buyurdu.
Kerâmet ve menkıbeleri çoktur. Cömertlik ve kerem sahibi olup, sağlığında ve vefatından sonra da yardım yapan dört büyük veliden biridir. Bunlar; Ahmed bin Hanbel, Mârûf-ı Kerhi, Bişr-i Hâfi ve Mansûr bin Ammâr'dır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.