Ebu İshak Kâzerûnî Hz.
Ebû İshak Kâzerûnî, Kazerûn'dan din-i İslama hizmetin yayılmasında pekçok gayret sarf etti. O devirde Kâzerûn ve civarı, putperest ve ateşperest sapık müşriklerle doluydu. Müslümanlar azınlıktaydılar. Onun irşad faaliyetleri neticesinde Kâzerûn ve etraf memleketlerde iman nuru parlayıp Müslümanlar çoğaldı. Her tarafta birçok vakıf müesseseleri kuruldu. Kâzerûni'nin sohbetinde yetişen talebeleri, İslâm dininin güzel ahlakını yaymak için seferber oldular. Cihad niyetiyle civar beldelere dağıldılar. Kâzerûnî, talebelerinden ve sevdiklerinden bir ordu hazırladı. Kendisi de birçok gazalara katılıp, İlla-yı Kelimetullah, Allah-ü Teala'nın dininin yayılması yolunda, insanlara küfür karanlıkları ve ebedi Cehennem azabından kurtarmak için, ilim ve kılıçla cihad etti. Az zaman sonra hidayet nuruna kavuşanlar çoğaldı. Binlerce putperest, grup grup Kâzerûnî'nin huzurunda imana geldi. Kendisi de Cuma günleri toplanan orduya vâz ve nasihatlerde bulunurdu. Onlara cihad ve gazanın faziletini anlatıp cihada teşvik ederdi. Mücahidler, bu vâzları sayesinde aşka gelip, ihlas ile kafirler üzerine yürüyüp zaferler kazandılar. Bir çok ganimet elde ettiler.
Kâzerûnî her yıl mücahidleri bizzat teftiş ederek onların silahlandırılması, giyim-kuşamı ile yakından meşgul olurdu. Ordusu sefere gittiğinde kendisi manevi başkumandan olarak dua ederdi. Mücahid ordusu, Hindistan ve Çin'e kadar gitti. Bir kısmı da Anadolu'ya gelerek Rumlar'la yapılan bir harpte zor durumda kalmışlardı. Hemen hocaları Şeyh Ebû İshak Kâzerûnî'nin mescidde idi. Aniden kalkıp asasını eline alarak dışarı çıktı. Askerin gittiği tarafa yönelip kayboldu. tam bu esnada mücahidler, heybetli bir süvarinin düşman saflarını darmadağın ettiğini gördüler. Bu hal, Müslümanların kalblerine kuvvet verdi. Nihayet hocalarının yardımıyla düşman kuşatmasından kurtuldular.
Kâzerûnî tekrar mescide döndüğünde, mescidde bulunanlar; "Efendim bu hal nedir? Bir an mescidden çıkıp kayboldunuz" diye sordular. "O saatte İslâm ordusu Rum diyarında esir düşmek üzereydi. Yardım istediler, yardıma gittim" buyurdu. Mescidde bulunanlar bu vak'anının olduğu gün ve saati kaydettiler. Daha sonra İslam ordusu cihaddan dönünce bu hali sordular. Onlar da; "Kafirlerle savaşa başladığımızda biz az, düşman çok kalabalıktı. Çok kahramanlık ve cengaverlik göstermemize rağmen, bir yiğide yüz kafir düşüyor. Bir anda topluca hücüma geçip bizi çepeçevre kuşattılar. O anda hatırımıza hocamız geldi ve yardım istedik. Hemen heybetli bir süvarinin düşman saflarını darmadağın ettiğini gördük. Kâfir ordusu kırılarak hezimete uğradı. Böylece galib geldik. Ondan sonra o süvari geldiği gibi kayboldu" dediler. Söyledikleri saat Kâzerûnî'nin kaybolduğu saatti.
Ebû İshâk Kâzerûnî'nin talim ve terbiyesinde yetişip cihad için her tarafa dağılan mücahidler, gittikleri yerlerde, limanlarda, dergahlar ve ilim yuvaları inşa ettiler. Bu faaliyet ve gayret, "Kâzerûnîyye yolu" adı ile anılıp meşhur oldu. Ebû İshak Kâzerûnî ve talebeleri bilhassa vakfiyelerin inşa ve inkişafında (yapılıp yayılmasında) rehber oldular.
Kâzerûnî hazretlerinin birçok olgun talebeleri ve halifeleri vardı. Bunlar; Ebû'l-Hasan Ali bin Fadl, Ebû'l-Abbas bin Fadl, Muhammed bin İbrahim, Ebû Abdullah Muhammed bin Cüzeyn, Hüseyin Sagir, Ebû Ali Hüseyin Kebir, Hasan bin Ali, Hasan bin Ferhan Kâzerûnî, Ebû'l-Kâsım Kefşen Kâzerûnî, Hasan bin Merdsad, Ahmet bin Firûz gibi alim, faziletli, arif ve veli-yi kamil zatlardı. Bu talebeleri Hindistan, İran ve Anadolu'nun doğu bölgelerinin iman ve hidayet nurlarıyla aydınlanmasına sebep oldular.
Ebû İshak Kâzerûnî, zengin Müslümanları hayra teşvik edip, vakıfların yapılmasını sağladı. Çeşitli beldelerde yüzlerce dergah, ribat, Hânekâh yaptırdı. Buralarda muhtaçlara yemekler dağıtıldı. Bu ribat ve vakfiyelerde ilim ve edeb öğretildi, cihad ruhu aşılandı. Gerek sağlığında gerekse vefatından sonra Müslüman hükümdârlar, Kâzerûnîyye yolunu teşvik edip, çeşitli vakıflar yaptılar. Bilhassa; Bursa, Konya, Erzurum ve Şam gibi beldelerde zaviyeler çoğaldı. Sultan Yıldırım Beyazîd Han da, Bursa'da Kalealtı (yahut Tahtakale) denilen yer arkasında Ebû İshak alemdarlarına mahsus bir Zaviye-i âli tahsis etti. Vakfiyesinde; "Bunu Şeyh Ebû İshâk Kâzerûnî eshabına adet olduğu vechile, gelen misafirlerin, Mükîmlerin mümkün olduğu derecede ikramları hizmetlerinin ifası için vakfetti" denilmektedir.
Ebû İshak Kâzerûnî, Kazerûn'dan din-i İslama hizmetin yayılmasında pekçok gayret sarf etti. O devirde Kâzerûn ve civarı, putperest ve ateşperest sapık müşriklerle doluydu. Müslümanlar azınlıktaydılar. Onun irşad faaliyetleri neticesinde Kâzerûn ve etraf memleketlerde iman nuru parlayıp Müslümanlar çoğaldı. Her tarafta birçok vakıf müesseseleri kuruldu. Kâzerûni'nin sohbetinde yetişen talebeleri, İslâm dininin güzel ahlakını yaymak için seferber oldular. Cihad niyetiyle civar beldelere dağıldılar. Kâzerûnî, talebelerinden ve sevdiklerinden bir ordu hazırladı. Kendisi de birçok gazalara katılıp, İlla-yı Kelimetullah, Allah-ü Teala'nın dininin yayılması yolunda, insanlara küfür karanlıkları ve ebedi Cehennem azabından kurtarmak için, ilim ve kılıçla cihad etti. Az zaman sonra hidayet nuruna kavuşanlar çoğaldı. Binlerce putperest, grup grup Kâzerûnî'nin huzurunda imana geldi. Kendisi de Cuma günleri toplanan orduya vâz ve nasihatlerde bulunurdu. Onlara cihad ve gazanın faziletini anlatıp cihada teşvik ederdi. Mücahidler, bu vâzları sayesinde aşka gelip, ihlas ile kafirler üzerine yürüyüp zaferler kazandılar. Bir çok ganimet elde ettiler.
Kâzerûnî her yıl mücahidleri bizzat teftiş ederek onların silahlandırılması, giyim-kuşamı ile yakından meşgul olurdu. Ordusu sefere gittiğinde kendisi manevi başkumandan olarak dua ederdi. Mücahid ordusu, Hindistan ve Çin'e kadar gitti. Bir kısmı da Anadolu'ya gelerek Rumlar'la yapılan bir harpte zor durumda kalmışlardı. Hemen hocaları Şeyh Ebû İshak Kâzerûnî'nin mescidde idi. Aniden kalkıp asasını eline alarak dışarı çıktı. Askerin gittiği tarafa yönelip kayboldu. tam bu esnada mücahidler, heybetli bir süvarinin düşman saflarını darmadağın ettiğini gördüler. Bu hal, Müslümanların kalblerine kuvvet verdi. Nihayet hocalarının yardımıyla düşman kuşatmasından kurtuldular.
Kâzerûnî tekrar mescide döndüğünde, mescidde bulunanlar; "Efendim bu hal nedir? Bir an mescidden çıkıp kayboldunuz" diye sordular. "O saatte İslâm ordusu Rum diyarında esir düşmek üzereydi. Yardım istediler, yardıma gittim" buyurdu. Mescidde bulunanlar bu vak'anının olduğu gün ve saati kaydettiler. Daha sonra İslam ordusu cihaddan dönünce bu hali sordular. Onlar da; "Kafirlerle savaşa başladığımızda biz az, düşman çok kalabalıktı. Çok kahramanlık ve cengaverlik göstermemize rağmen, bir yiğide yüz kafir düşüyor. Bir anda topluca hücüma geçip bizi çepeçevre kuşattılar. O anda hatırımıza hocamız geldi ve yardım istedik. Hemen heybetli bir süvarinin düşman saflarını darmadağın ettiğini gördük. Kâfir ordusu kırılarak hezimete uğradı. Böylece galib geldik. Ondan sonra o süvari geldiği gibi kayboldu" dediler. Söyledikleri saat Kâzerûnî'nin kaybolduğu saatti.
Ebû İshâk Kâzerûnî'nin talim ve terbiyesinde yetişip cihad için her tarafa dağılan mücahidler, gittikleri yerlerde, limanlarda, dergahlar ve ilim yuvaları inşa ettiler. Bu faaliyet ve gayret, "Kâzerûnîyye yolu" adı ile anılıp meşhur oldu. Ebû İshak Kâzerûnî ve talebeleri bilhassa vakfiyelerin inşa ve inkişafında (yapılıp yayılmasında) rehber oldular.
Kâzerûnî hazretlerinin birçok olgun talebeleri ve halifeleri vardı. Bunlar; Ebû'l-Hasan Ali bin Fadl, Ebû'l-Abbas bin Fadl, Muhammed bin İbrahim, Ebû Abdullah Muhammed bin Cüzeyn, Hüseyin Sagir, Ebû Ali Hüseyin Kebir, Hasan bin Ali, Hasan bin Ferhan Kâzerûnî, Ebû'l-Kâsım Kefşen Kâzerûnî, Hasan bin Merdsad, Ahmet bin Firûz gibi alim, faziletli, arif ve veli-yi kamil zatlardı. Bu talebeleri Hindistan, İran ve Anadolu'nun doğu bölgelerinin iman ve hidayet nurlarıyla aydınlanmasına sebep oldular.
Ebû İshak Kâzerûnî, zengin Müslümanları hayra teşvik edip, vakıfların yapılmasını sağladı. Çeşitli beldelerde yüzlerce dergah, ribat, Hânekâh yaptırdı. Buralarda muhtaçlara yemekler dağıtıldı. Bu ribat ve vakfiyelerde ilim ve edeb öğretildi, cihad ruhu aşılandı. Gerek sağlığında gerekse vefatından sonra Müslüman hükümdârlar, Kâzerûnîyye yolunu teşvik edip, çeşitli vakıflar yaptılar. Bilhassa; Bursa, Konya, Erzurum ve Şam gibi beldelerde zaviyeler çoğaldı. Sultan Yıldırım Beyazîd Han da, Bursa'da Kalealtı (yahut Tahtakale) denilen yer arkasında Ebû İshak alemdarlarına mahsus bir Zaviye-i âli tahsis etti. Vakfiyesinde; "Bunu Şeyh Ebû İshâk Kâzerûnî eshabına adet olduğu vechile, gelen misafirlerin, Mükîmlerin mümkün olduğu derecede ikramları hizmetlerinin ifası için vakfetti" denilmektedir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.