Osman Bedreddin Hz.
Bir müdddet sonra Mustafa elinde hırka ile geri döndü. Osman Bedreddin hazretleri hırkayı üzerine giyince kendisini bazı haller kapladığını hissetti. Kahve dökülen yerde hiç bir iz yoktu. Karşılıklı sohbetlerini dinleyen diğer talebelerin kalblerindeki; ihlas, muhabbet, teslimiyet, huzur, sabır artıyordu. Osman Bedreddin hazretleri önce inabeye (ondan tasavvufu almaya) yaklaşmadı. Mahmûd Samini hazretlerinin tütün içmesi ve rahatsızlığı sebebiyle gözlerinin çapaklanması dikkatini çekmişti. Sabırla bekliyordu. Hocası onun bu sabrı karşısında artık zahiri perdeyi kaldırıp bir gün şöyle buyurdu: "Hâfız, misafirlik üç gündür. Senin misafirliğin on günü geçti. Yemek için çalışmak lazımdır. Haydi bakalım bostanımızı sulama sırası sendedir." Bu bostan, Sâmini hazretlerinin eliyle yetiştirdiği ve helal lokma kazandığı bostandı. Burada kendi emeği ile sebze yetiştirir, misafirlerine ikram ederdi.
Osman Bedreddin hazretleri, verilen emir üzerine bostanı sulamaya gitti. Havuzun suyunu saldı. Fakat daha bir evlek sebze sulamadan havuzun suyunu bitmiş gördü. Gidip durumu hocasına bildirdi. Mahmûd Samini hazretleri; "Hâfız, kocaman havuzun suyu bir evlek de mi sulamadı? Dikkat et Hâfızım, gören gözle bak. Havuz dolu duruyor. Git vazifeni yap!" dedi. Tekrar havuzun başına gitti. Bir de baktı ki havuz su ile dolu. Bu işte hocasının kerameti olduğunu anladı. O gün bostanı tamamen suladı.
Aynı gün ikindi vakti hocası, "Hâfız, yarın çok misafirimiz gelecek. Bostana git biraz patlıcan topla, mutfağa bırak" dedi. Bu sefer aldığı emir üzerine patlıcan toplamaya gitti. Ancak bostandaki patlıcanların henüz çiçek açmış ve yetişmemiş olduğunu gördü. Geri dönüp durumu hocasına bildirdi. Patlıcan yetişmemiş deyince, hocası; "Hâfız, Murat suyuna gitsen kurutup gelirsin. Tekar git patlıcanları yetişmiş bulacaksın" dedi. Gidip bakınca gerçekten çuval çuval patlıcan yetişmiş olduğunu anladı. Ancak bir taraftan da neden tütün içiyor diye düşünüyor, bir türlü teslim olamıyordu. Bu düşüncesi ve terüddüdü o dereceye vardı ki, artık ayrılıp gitmeye karar verdi.
Bu karârı verdiği günün sabahı, Mahmûd Sâmini hazretleri sabah namazını kıldırdıktan sonra, aralarında Osman Bedreddin hazretlerinin de bulunduğu cemaate karşı dönüp oturdu. O gün hali değişik, üzgün ve biraz da cellalli bir haldeydi. Mihrabda bir müddet o halde durduktan sonra şöyle başladı: "Aziz kardeşlerim, bir dertli derdini tabibe anlatmayıp gizlerse, derdine derman bulamaz. Bir aşık, aşkını maşukuna açmazsa o maşuk (sevgili) aşkını bilemez. Tasavvufda gurur yasaktır. Teslimiyet şarttır. Aşkın mecazi köprüsünü geçenler, aşk-ı hakikiye erenlerdir. Buna erenler ise, Hakk'a inanıp bir rehbere bağlananlardır. Size bir misal vereyim. Bir zat hazret-i Hızır elinden şerbet içmekle, bir kaç hocadan icazetsiz izin almakla, erenler imtihanına manen katılıp beline kemer bağlamakla yol katedemez. Bu gibiler aşılanmamış bir ahlat ağacına benzer. Meyvesi acımtırak ve lezzetsiz olur. Onu aşılamak lazımdır. Bazı insanlar işte böyledir. Kendi halinde yetişen bir çiçek misk gibi kokar fakat ne yazık ki ormandadır. Ondan kimse faydalanamaz. Beşeriyete hizmet lazımdır. Beşeriyet latif ve güzel kokuya muhtaçtır.
Bir müdddet sonra Mustafa elinde hırka ile geri döndü. Osman Bedreddin hazretleri hırkayı üzerine giyince kendisini bazı haller kapladığını hissetti. Kahve dökülen yerde hiç bir iz yoktu. Karşılıklı sohbetlerini dinleyen diğer talebelerin kalblerindeki; ihlas, muhabbet, teslimiyet, huzur, sabır artıyordu. Osman Bedreddin hazretleri önce inabeye (ondan tasavvufu almaya) yaklaşmadı. Mahmûd Samini hazretlerinin tütün içmesi ve rahatsızlığı sebebiyle gözlerinin çapaklanması dikkatini çekmişti. Sabırla bekliyordu. Hocası onun bu sabrı karşısında artık zahiri perdeyi kaldırıp bir gün şöyle buyurdu: "Hâfız, misafirlik üç gündür. Senin misafirliğin on günü geçti. Yemek için çalışmak lazımdır. Haydi bakalım bostanımızı sulama sırası sendedir." Bu bostan, Sâmini hazretlerinin eliyle yetiştirdiği ve helal lokma kazandığı bostandı. Burada kendi emeği ile sebze yetiştirir, misafirlerine ikram ederdi.
Osman Bedreddin hazretleri, verilen emir üzerine bostanı sulamaya gitti. Havuzun suyunu saldı. Fakat daha bir evlek sebze sulamadan havuzun suyunu bitmiş gördü. Gidip durumu hocasına bildirdi. Mahmûd Samini hazretleri; "Hâfız, kocaman havuzun suyu bir evlek de mi sulamadı? Dikkat et Hâfızım, gören gözle bak. Havuz dolu duruyor. Git vazifeni yap!" dedi. Tekrar havuzun başına gitti. Bir de baktı ki havuz su ile dolu. Bu işte hocasının kerameti olduğunu anladı. O gün bostanı tamamen suladı.
Aynı gün ikindi vakti hocası, "Hâfız, yarın çok misafirimiz gelecek. Bostana git biraz patlıcan topla, mutfağa bırak" dedi. Bu sefer aldığı emir üzerine patlıcan toplamaya gitti. Ancak bostandaki patlıcanların henüz çiçek açmış ve yetişmemiş olduğunu gördü. Geri dönüp durumu hocasına bildirdi. Patlıcan yetişmemiş deyince, hocası; "Hâfız, Murat suyuna gitsen kurutup gelirsin. Tekar git patlıcanları yetişmiş bulacaksın" dedi. Gidip bakınca gerçekten çuval çuval patlıcan yetişmiş olduğunu anladı. Ancak bir taraftan da neden tütün içiyor diye düşünüyor, bir türlü teslim olamıyordu. Bu düşüncesi ve terüddüdü o dereceye vardı ki, artık ayrılıp gitmeye karar verdi.
Bu karârı verdiği günün sabahı, Mahmûd Sâmini hazretleri sabah namazını kıldırdıktan sonra, aralarında Osman Bedreddin hazretlerinin de bulunduğu cemaate karşı dönüp oturdu. O gün hali değişik, üzgün ve biraz da cellalli bir haldeydi. Mihrabda bir müddet o halde durduktan sonra şöyle başladı: "Aziz kardeşlerim, bir dertli derdini tabibe anlatmayıp gizlerse, derdine derman bulamaz. Bir aşık, aşkını maşukuna açmazsa o maşuk (sevgili) aşkını bilemez. Tasavvufda gurur yasaktır. Teslimiyet şarttır. Aşkın mecazi köprüsünü geçenler, aşk-ı hakikiye erenlerdir. Buna erenler ise, Hakk'a inanıp bir rehbere bağlananlardır. Size bir misal vereyim. Bir zat hazret-i Hızır elinden şerbet içmekle, bir kaç hocadan icazetsiz izin almakla, erenler imtihanına manen katılıp beline kemer bağlamakla yol katedemez. Bu gibiler aşılanmamış bir ahlat ağacına benzer. Meyvesi acımtırak ve lezzetsiz olur. Onu aşılamak lazımdır. Bazı insanlar işte böyledir. Kendi halinde yetişen bir çiçek misk gibi kokar fakat ne yazık ki ormandadır. Ondan kimse faydalanamaz. Beşeriyete hizmet lazımdır. Beşeriyet latif ve güzel kokuya muhtaçtır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.