Osman Bedreddin Hz.
Osman Bedreddin hazretleri ise, kendini hocasının kapısı önünde buldu. Tipi halen ortalığı kasıp kavurmaktaydı. Bu sırada hocası Seyyid Ahmed Merâmi onu düşünüp dua ediyordu. Aniden kapı çalındı. Hocası onu karşısında görünce Allah-ü Teala'ya çok şükretti. Hocası halinden ve başından geçenlerin farkındaydı. Sorup anlattırdıktan sonra, bunu gizlemesini söyledi. Sonra da; "Şunu bilesin ki, ilm-i zahir ile ilm-i batın birleşerek aid olduğu kalbde merkezleşti. Allah-ü Teala'ya hamd ve sena olsun, size de mübarek olsun. Benim vazifem burada tamam oldu. Ben irşada memur değilim. Sizi bu güne kadar yetiştirmekle, tasavvufi ahkamı size bilidirmekle vazifeliydim. Biz memleketi, memlekettekiler de bizi arzuluyor. Varis-i Enbiyâ meşarık-ı evliya (Peygamberlerin varisi ve veliler güneşi), olarak bir mürşid-i kamil aramaya hak ve selahiyet kazandınız. Cenab-ı Hakk hayırlısıyla muvaffak buyursun" dedi ve derslerine son verdi.
Osman Bedreddin hazretleri hocasından ayrıldıktan sonra hayatında yeni bambaşka bir safha başlatacak olan bir mürşid-i kamil aramaya başladı. Bu arayışı sırasında içindeki aşkın aleviyle yanıp tütüyor ve yalnız kaldıkça ağlayarak Allah-ü Teala'ya yalvarıyor, içli gözyaşları döküyordu. Annesi çevrenin bir takım sözleri sebebiyle onun halinden endişe ediyordu. Kocasına bu durumu anlatınca; "Oğlumuz, Allah-ü Teala'nın ve Resulullah'ın aşkıyla yanıyor. Bırak ağlasın. Böyle bir evladımız olduğu için iftihar et. Kendini üzme. Osman, selamet ve seadet üzeredir. Allah-ü Teala onu muradına erdirsin" dedi.
Osman Bedreddin hazretleri, kendisine rehberlik edecek alim ve veli bir zat aradığında yirmi yedi yaşındaydı. Bu sıralarda Erzurum, Rusların hücumuna uğradı. 8 Kasım 1877'de vuku bulan bu savaş, tarihte Doksanüç Harbi adıyla bilinir. Aziziye tabyalarının düşmesi üzerine Erzurum halkı yediden yetmişe silahlanıp, düşmana karşı kahramanca bir müdafaa yapma hazırlığı içindeydi. 8 Kasım 1877 gecesi Erzurum mahallelerinde gümbür gümbür davullar çalınarak halk cihad için uyandırıldı. Tanyeri ağarmadan önce halk kalkıp, balta, tahra, dehre, sopa, ne bulduysa eline alıp hazırlandı. Tanyeri ağarırken, Ayaz Paşa Camii şerifi minaresinden sabah ezanı okunmaya başladı. Bu ezanı Osman Bedreddin hazretleri okuyordu. Ezanı, ihlas ve sadakatle öyle okuyordu ki, Erzurum'un dağı taşı, tepesi, yamaçları, ağaçları sanki dile gelmiş, ezanı tekrar ediyordu. Ezan sesi dalga dalga yayılıp, ufukları aşıyordu. Bu ezan halka bambaşka bir şevk ve cesaret vermişti. Okuyanda bir başka hal vardı. Bu arada mehter de çalınmaya başladı. Erzurum halkı büyük bir heyecan ve cesaretle Allah Allah nidalarıyla, Aziziye tabyalarını işgal etmiş olan Moskofların üzerine hücum eti. İlk hucumda Moskof dağılmaya başladı. Erzurumlu Miralay Bahri bey, halkı gazaya teşvik için haykırıyor; "Urun kardaşlarım, dadaşlarım urun!" diyordu. Erzurum halkı bir çırpıda Aziziye tabyalarını Ruslardan boşalttılar.
Osman Bedreddin hazretleri ise, kendini hocasının kapısı önünde buldu. Tipi halen ortalığı kasıp kavurmaktaydı. Bu sırada hocası Seyyid Ahmed Merâmi onu düşünüp dua ediyordu. Aniden kapı çalındı. Hocası onu karşısında görünce Allah-ü Teala'ya çok şükretti. Hocası halinden ve başından geçenlerin farkındaydı. Sorup anlattırdıktan sonra, bunu gizlemesini söyledi. Sonra da; "Şunu bilesin ki, ilm-i zahir ile ilm-i batın birleşerek aid olduğu kalbde merkezleşti. Allah-ü Teala'ya hamd ve sena olsun, size de mübarek olsun. Benim vazifem burada tamam oldu. Ben irşada memur değilim. Sizi bu güne kadar yetiştirmekle, tasavvufi ahkamı size bilidirmekle vazifeliydim. Biz memleketi, memlekettekiler de bizi arzuluyor. Varis-i Enbiyâ meşarık-ı evliya (Peygamberlerin varisi ve veliler güneşi), olarak bir mürşid-i kamil aramaya hak ve selahiyet kazandınız. Cenab-ı Hakk hayırlısıyla muvaffak buyursun" dedi ve derslerine son verdi.
Osman Bedreddin hazretleri hocasından ayrıldıktan sonra hayatında yeni bambaşka bir safha başlatacak olan bir mürşid-i kamil aramaya başladı. Bu arayışı sırasında içindeki aşkın aleviyle yanıp tütüyor ve yalnız kaldıkça ağlayarak Allah-ü Teala'ya yalvarıyor, içli gözyaşları döküyordu. Annesi çevrenin bir takım sözleri sebebiyle onun halinden endişe ediyordu. Kocasına bu durumu anlatınca; "Oğlumuz, Allah-ü Teala'nın ve Resulullah'ın aşkıyla yanıyor. Bırak ağlasın. Böyle bir evladımız olduğu için iftihar et. Kendini üzme. Osman, selamet ve seadet üzeredir. Allah-ü Teala onu muradına erdirsin" dedi.
Osman Bedreddin hazretleri, kendisine rehberlik edecek alim ve veli bir zat aradığında yirmi yedi yaşındaydı. Bu sıralarda Erzurum, Rusların hücumuna uğradı. 8 Kasım 1877'de vuku bulan bu savaş, tarihte Doksanüç Harbi adıyla bilinir. Aziziye tabyalarının düşmesi üzerine Erzurum halkı yediden yetmişe silahlanıp, düşmana karşı kahramanca bir müdafaa yapma hazırlığı içindeydi. 8 Kasım 1877 gecesi Erzurum mahallelerinde gümbür gümbür davullar çalınarak halk cihad için uyandırıldı. Tanyeri ağarmadan önce halk kalkıp, balta, tahra, dehre, sopa, ne bulduysa eline alıp hazırlandı. Tanyeri ağarırken, Ayaz Paşa Camii şerifi minaresinden sabah ezanı okunmaya başladı. Bu ezanı Osman Bedreddin hazretleri okuyordu. Ezanı, ihlas ve sadakatle öyle okuyordu ki, Erzurum'un dağı taşı, tepesi, yamaçları, ağaçları sanki dile gelmiş, ezanı tekrar ediyordu. Ezan sesi dalga dalga yayılıp, ufukları aşıyordu. Bu ezan halka bambaşka bir şevk ve cesaret vermişti. Okuyanda bir başka hal vardı. Bu arada mehter de çalınmaya başladı. Erzurum halkı büyük bir heyecan ve cesaretle Allah Allah nidalarıyla, Aziziye tabyalarını işgal etmiş olan Moskofların üzerine hücum eti. İlk hucumda Moskof dağılmaya başladı. Erzurumlu Miralay Bahri bey, halkı gazaya teşvik için haykırıyor; "Urun kardaşlarım, dadaşlarım urun!" diyordu. Erzurum halkı bir çırpıda Aziziye tabyalarını Ruslardan boşalttılar.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.