İmam-ı Azam Ebu Hanife Hz.
İmâm-ı Cerihe vefat ettiğini duyunca istirca ayetini (İnna lillah...) okuyup, "Yani ilim gitti deseniz ya!" buyurdu. Büyük alimlerden Şu'be'ye vefat haberi ulaşınca, o da; "İlim ışığı söndü, ebediyyen onun gibisini bulamazlar" dedi. Vefatından sonra çok kimseler onu rüyasında görerek ve kabrini ziyaret ederek, şanının yüceliğini dile getiren şeyler anlatmışlardır. İmâm-ı Şafii buyurdu ki: "Ebû Hanife ile teberrük ediyorum. Onun kabirini ziyaret edip faydalara kavuşuyorum. Bir ihtiyacım olunca iki rekat namaz kılıp, Ebû Hanife'nin kabrine gelerek onun yanında Allah-ü Teala'ya dua ediyorum ve duam hemen kabûl olup isteklerime kavuşuyorum."
"Yüz elli senesinde dünyanın ziyneti gider" hadis-i şerifinin de, İmâm-ı A'zam için olduğunu İslam alimleri bildirmiştir. Çünkü o tarihte İmâm-ı A'zam gibi bir büyük alim vefat etmemişti. Mezhebi, İslam aleminin büyük bir kısmına yayıldı. Selçuklu Sultanı Melikşah'ın vezirlerinden Ebû Sa'd-i Harezmi, İmâm-ı A'zam'ın kabri üzerine mükemmel bir türbe ve çevresinde bir medrese yaptırdı. Sonra Osmanlı padişahları bu türbeyi defalarca tamir ettirdi.
İmâm-ı A'zam Ebû Hanife hazretleri ulûm-ı âliyye denilen yüksek din ilimlerinde en üstün derecede alim idi. Kelam ilminde ve itikad bilgilerinde Ehl-i Sünnetin reisidir. Tefsir ilminde müfessirlerin başı, üstadı derecesindeydi. Hadis ilminde ise büyük bir muhaddis ve derin ilim sahibiydi.
İmâm-ı Şafii hazretleri; "Fıkıh ilminde mütehassıs olmak isteyen, Ebû Hanife'nin kitaplarını okusun" buyururdu. Abdullah bin Mübarek de; "Fıkıh ilminde Ebû Hanife gibi mütehassıs birini görmedim" buyurdu.
Büyük alim Mis'ar, Ebû Hanife'nin karşısında diz çökerek, bilmediklerini sorar öğrenirdi. "Bin alimden ders aldım. Fakat, Ebû Hanife'yi görmeseydim, Yunan felsefesinin bataklığına kayacaktım" demiştir. Ebû Yûsuf buyuruyor ki: "Hadis ilminde Ebû Hanife gibi derin bilgi sahibi birini görmedim. Hadis-i şerifleri açıklamakta onun gibi bir alim yoktur." Büyük alim ve müctehid Süfyan-ı Sevri buyuruyor ki: "Bizler, Ebû Hanife'nin yanında, doğan kuşu yanındaki serçeler gibiydik, Ebû Hanife, alimlerin önderidir."
Ali bin Âsım diyor ki: "Ebû Hanife'nin ilmi, zamanındaki alimlerin ilimlerinin toplamı ile ölçülse, Ebû Hanife'nin ilmi fazla gelir."
İmam-ı A'zam hazretleri, Allah-ü Teala'dan çok korkardı. Bu hususta şöyle buyurmuştur:
"Mümin, Allah-ü Teala'dan korktuğu kadar hiç bir şeyden korkmaz. Şiddetli bir hastalığa yakalanır veya feci bir kaza veya belaya uğrarsa, gizli veya aşikar; "Ya Rabbi, bana bu belayı neden verdin?" diye şikayetçi olmaz. Bilakis hastalığa, belaya ve kazaya rağmen, Allah-ü Teala'yı zikir ve şükreder.
Mümin, Allah-ü Teala'nın kendisini devamlı murakebe ettiğini bilir. Kimsenin bulunmadğı bir yerde veya herkesin yanında olsun, mutlaka Allah-ü Teala'nın onu kontrol ettiğine inanır.alebelerinin önde gelenlerinden İmâm-ı Ebû Yusuf'a şu vasiyette bulundu:
"Ey Yakûb (Ebû Yûsuf) Sultana saygı göster. Makam ve mevkiine hürmet et. İlmî bir mesele için seni çağırmadığı zaman yanına gitmekten kaçın. Çünkü ona gidip gelmeyi çoğaltırsan, itibar etmez olur.
Sultanın dostları ve tarafları ile buluşma. Etrafındakilerden uzaklaşırsan, şerefin ve merteben yerinde kalır. Halk önünde konuşma, yalnız sorduklarına cevap ver. Halk ve tüccar arasında da dinî ve zaruri bilgiye aid olmayan sözlerden kaçın. Zira onlar, kötü zanda bulunabilirler ve yaklaşmanı kendilerinden rüşvet almana atfederler.
Hanımının yanında yabancı kadınlardan konuşma. Sen başka kadınlardan bahsedince, o da kendinde yabancı erkeklerden söz etmek hakkını bulur.
İmâm-ı Cerihe vefat ettiğini duyunca istirca ayetini (İnna lillah...) okuyup, "Yani ilim gitti deseniz ya!" buyurdu. Büyük alimlerden Şu'be'ye vefat haberi ulaşınca, o da; "İlim ışığı söndü, ebediyyen onun gibisini bulamazlar" dedi. Vefatından sonra çok kimseler onu rüyasında görerek ve kabrini ziyaret ederek, şanının yüceliğini dile getiren şeyler anlatmışlardır. İmâm-ı Şafii buyurdu ki: "Ebû Hanife ile teberrük ediyorum. Onun kabirini ziyaret edip faydalara kavuşuyorum. Bir ihtiyacım olunca iki rekat namaz kılıp, Ebû Hanife'nin kabrine gelerek onun yanında Allah-ü Teala'ya dua ediyorum ve duam hemen kabûl olup isteklerime kavuşuyorum."
"Yüz elli senesinde dünyanın ziyneti gider" hadis-i şerifinin de, İmâm-ı A'zam için olduğunu İslam alimleri bildirmiştir. Çünkü o tarihte İmâm-ı A'zam gibi bir büyük alim vefat etmemişti. Mezhebi, İslam aleminin büyük bir kısmına yayıldı. Selçuklu Sultanı Melikşah'ın vezirlerinden Ebû Sa'd-i Harezmi, İmâm-ı A'zam'ın kabri üzerine mükemmel bir türbe ve çevresinde bir medrese yaptırdı. Sonra Osmanlı padişahları bu türbeyi defalarca tamir ettirdi.
İmâm-ı A'zam Ebû Hanife hazretleri ulûm-ı âliyye denilen yüksek din ilimlerinde en üstün derecede alim idi. Kelam ilminde ve itikad bilgilerinde Ehl-i Sünnetin reisidir. Tefsir ilminde müfessirlerin başı, üstadı derecesindeydi. Hadis ilminde ise büyük bir muhaddis ve derin ilim sahibiydi.
İmâm-ı Şafii hazretleri; "Fıkıh ilminde mütehassıs olmak isteyen, Ebû Hanife'nin kitaplarını okusun" buyururdu. Abdullah bin Mübarek de; "Fıkıh ilminde Ebû Hanife gibi mütehassıs birini görmedim" buyurdu.
Büyük alim Mis'ar, Ebû Hanife'nin karşısında diz çökerek, bilmediklerini sorar öğrenirdi. "Bin alimden ders aldım. Fakat, Ebû Hanife'yi görmeseydim, Yunan felsefesinin bataklığına kayacaktım" demiştir. Ebû Yûsuf buyuruyor ki: "Hadis ilminde Ebû Hanife gibi derin bilgi sahibi birini görmedim. Hadis-i şerifleri açıklamakta onun gibi bir alim yoktur." Büyük alim ve müctehid Süfyan-ı Sevri buyuruyor ki: "Bizler, Ebû Hanife'nin yanında, doğan kuşu yanındaki serçeler gibiydik, Ebû Hanife, alimlerin önderidir."
Ali bin Âsım diyor ki: "Ebû Hanife'nin ilmi, zamanındaki alimlerin ilimlerinin toplamı ile ölçülse, Ebû Hanife'nin ilmi fazla gelir."
İmam-ı A'zam hazretleri, Allah-ü Teala'dan çok korkardı. Bu hususta şöyle buyurmuştur:
"Mümin, Allah-ü Teala'dan korktuğu kadar hiç bir şeyden korkmaz. Şiddetli bir hastalığa yakalanır veya feci bir kaza veya belaya uğrarsa, gizli veya aşikar; "Ya Rabbi, bana bu belayı neden verdin?" diye şikayetçi olmaz. Bilakis hastalığa, belaya ve kazaya rağmen, Allah-ü Teala'yı zikir ve şükreder.
Mümin, Allah-ü Teala'nın kendisini devamlı murakebe ettiğini bilir. Kimsenin bulunmadğı bir yerde veya herkesin yanında olsun, mutlaka Allah-ü Teala'nın onu kontrol ettiğine inanır.alebelerinin önde gelenlerinden İmâm-ı Ebû Yusuf'a şu vasiyette bulundu:
"Ey Yakûb (Ebû Yûsuf) Sultana saygı göster. Makam ve mevkiine hürmet et. İlmî bir mesele için seni çağırmadığı zaman yanına gitmekten kaçın. Çünkü ona gidip gelmeyi çoğaltırsan, itibar etmez olur.
Sultanın dostları ve tarafları ile buluşma. Etrafındakilerden uzaklaşırsan, şerefin ve merteben yerinde kalır. Halk önünde konuşma, yalnız sorduklarına cevap ver. Halk ve tüccar arasında da dinî ve zaruri bilgiye aid olmayan sözlerden kaçın. Zira onlar, kötü zanda bulunabilirler ve yaklaşmanı kendilerinden rüşvet almana atfederler.
Hanımının yanında yabancı kadınlardan konuşma. Sen başka kadınlardan bahsedince, o da kendinde yabancı erkeklerden söz etmek hakkını bulur.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.