İbrahim Gülşeni Hz.
Sultan Selim Han böylece Mısır'ı zaptettiğinde, İbrahim Gülşeni hazretleri onu:
"Azizim hayr-ı makdem ömrümün varı safa geldin.
Keremler eyledin gönlümün sultanı safa geldin" diyerek karşıladı. Yavuz Sultan Selim Han da bu büyük alime çok gönülden hürmet gösterdi. Pek çok yeniçeri ve sipahi sohbetiyle şereflendi, duasını alarak feyz ve bereketlerinden istifade etmeye çalıştılar.
İbrahim Gülşeni, bir gün talebeleriyle sohbet ediyordu. Bir ara talebeler; "Efendim! Allah-ü Teala'nın ihsanı ile kabirdeki ölülerin azabda veya nimet içinde oldukları bilinebilir mi? Dua ederek azabda olanın azabı kaldırılır mı?" diye sordular. İbrahim Gülşeni de: "Allah-ü Teala'nın sevdiklerinden biri kabre uğradığında, kabirdekilerin azab içinde olduğunu gördü. Aradan bir müddet geçtikten sonra, tekrar o kabrin yanına uğradı. Kabre teveccüh ettiğinde, azabın kaldırılmış olduğunu gördü. Hayret ederek düşünceye daldı. O sırada kendisine bir hitab geldi. Deniyordu ki: "Bu kabirde yatan kimsenin küçük bir çocuğu vardı. Annesi o çocuğu ilim öğrenmeye gönderdi. Çocuk Besmeleyi öğrenince, Besmelenin hürmetine babasının azabı kaldırıldı."
Yine bunun gibi şahid olduğum bir hadise de şöyledir: Kadı İsa'nın hocası Fahreddin vefat etmişti. Kadı İsa, teveccüh edince, hocasının azabda olduğunu anladı ve gelip bana durumu söyledi. Kadı İsa'ya dedim ki: "Hocanın sende hakkı var. Hocan için sadaka ver, Kur'an-ı Kerim okut ve ruhuna hediye eyle." Kadı İsa denilenleri yaptı. Fukaraya yemek yedirdi. Sevabını hocasının ruhuna hediye etti. O gece Kadı İsa rüyasında hocasını gördü. Azap melekleri tekrar azab için gelmişlerdi. Tam o anda onu bir nur kapladı. Bunu gören melekler, hemen oradan ayrıldılar. Ertesi gün rüyasını bize tabir ettirmek için geldi. Biz de; "Okuduğun Kur'an-ı Kerim ve yaptığın hayır hasenat ona nur oldu ve azabdan kurtuldu. Çünkü Kur'an-ı Kerim nûrdur" dedik.
Mısır'da İbrahim Gülşeni hazretlerinin talebeleri ve sevenleri çoğaldı. Namı, zamanın sultanı Kanûni Sultan Süleyman Hana erişti. Sultan Süleyman Han, onu İstanbul'a davet eyledi. İstanbul'a gelen İbrahim Gülşeni hazretlerine çok hürmet gösterdi, ikramlarda bulundu. O sıralarda İbrahim Gülşeni yüz dört yaşlarındaydı. Gözlerinde bir rahatsızlık hissediyordu. Görmesi çok zayıflamıştı. Durumu padişaha arz eyledi. Sultan da Kehhalbaşı'na (Sürmeci başına) emrederek, gerekli ihtimamı göstermesini emretti. Kehhalbaşı, bütün gayretini sarf ederek, Allah-ü Teala'nın izniyle kısa zamanda yeniden gözlerinin açılmasına sebep oldu. İbrahim Gülşeni sıhhate kavuşunca, Çıkrıkçılar başındaki Atik İbrahim Paşa Camii'nde halka vaaz ve nasihat etmeye başladı. Kısa zamanda İstanbulluların gönlünde taht kuran İbrahim Gülşeni'ye, devlet erkanından ve halktan pek çok kimse talebe olmakla şereflendi. Padişah, şeyhülislam, alimler ve evliya onun ilimdeki üstünlüğünü çok takdir ettiler. Bir müddet istanbul'da kalan İbrahim Gülşeni hazretleri, Padişahtan izin alarak tekrar Mısır'a döndü.
İbrahim Gülşeni, Mevlana Celaleddin-i Rûmi hazretlerinin Mesnevi'si tipinde, ona eş olarak, kırk gün içinde kırk bin beytlik Farsça bir mesnevi yazdı. Ma'nevi ismini verdiği bu kitabı çok kıymetlidir.
Sultan Selim Han böylece Mısır'ı zaptettiğinde, İbrahim Gülşeni hazretleri onu:
"Azizim hayr-ı makdem ömrümün varı safa geldin.
Keremler eyledin gönlümün sultanı safa geldin" diyerek karşıladı. Yavuz Sultan Selim Han da bu büyük alime çok gönülden hürmet gösterdi. Pek çok yeniçeri ve sipahi sohbetiyle şereflendi, duasını alarak feyz ve bereketlerinden istifade etmeye çalıştılar.
İbrahim Gülşeni, bir gün talebeleriyle sohbet ediyordu. Bir ara talebeler; "Efendim! Allah-ü Teala'nın ihsanı ile kabirdeki ölülerin azabda veya nimet içinde oldukları bilinebilir mi? Dua ederek azabda olanın azabı kaldırılır mı?" diye sordular. İbrahim Gülşeni de: "Allah-ü Teala'nın sevdiklerinden biri kabre uğradığında, kabirdekilerin azab içinde olduğunu gördü. Aradan bir müddet geçtikten sonra, tekrar o kabrin yanına uğradı. Kabre teveccüh ettiğinde, azabın kaldırılmış olduğunu gördü. Hayret ederek düşünceye daldı. O sırada kendisine bir hitab geldi. Deniyordu ki: "Bu kabirde yatan kimsenin küçük bir çocuğu vardı. Annesi o çocuğu ilim öğrenmeye gönderdi. Çocuk Besmeleyi öğrenince, Besmelenin hürmetine babasının azabı kaldırıldı."
Yine bunun gibi şahid olduğum bir hadise de şöyledir: Kadı İsa'nın hocası Fahreddin vefat etmişti. Kadı İsa, teveccüh edince, hocasının azabda olduğunu anladı ve gelip bana durumu söyledi. Kadı İsa'ya dedim ki: "Hocanın sende hakkı var. Hocan için sadaka ver, Kur'an-ı Kerim okut ve ruhuna hediye eyle." Kadı İsa denilenleri yaptı. Fukaraya yemek yedirdi. Sevabını hocasının ruhuna hediye etti. O gece Kadı İsa rüyasında hocasını gördü. Azap melekleri tekrar azab için gelmişlerdi. Tam o anda onu bir nur kapladı. Bunu gören melekler, hemen oradan ayrıldılar. Ertesi gün rüyasını bize tabir ettirmek için geldi. Biz de; "Okuduğun Kur'an-ı Kerim ve yaptığın hayır hasenat ona nur oldu ve azabdan kurtuldu. Çünkü Kur'an-ı Kerim nûrdur" dedik.
Mısır'da İbrahim Gülşeni hazretlerinin talebeleri ve sevenleri çoğaldı. Namı, zamanın sultanı Kanûni Sultan Süleyman Hana erişti. Sultan Süleyman Han, onu İstanbul'a davet eyledi. İstanbul'a gelen İbrahim Gülşeni hazretlerine çok hürmet gösterdi, ikramlarda bulundu. O sıralarda İbrahim Gülşeni yüz dört yaşlarındaydı. Gözlerinde bir rahatsızlık hissediyordu. Görmesi çok zayıflamıştı. Durumu padişaha arz eyledi. Sultan da Kehhalbaşı'na (Sürmeci başına) emrederek, gerekli ihtimamı göstermesini emretti. Kehhalbaşı, bütün gayretini sarf ederek, Allah-ü Teala'nın izniyle kısa zamanda yeniden gözlerinin açılmasına sebep oldu. İbrahim Gülşeni sıhhate kavuşunca, Çıkrıkçılar başındaki Atik İbrahim Paşa Camii'nde halka vaaz ve nasihat etmeye başladı. Kısa zamanda İstanbulluların gönlünde taht kuran İbrahim Gülşeni'ye, devlet erkanından ve halktan pek çok kimse talebe olmakla şereflendi. Padişah, şeyhülislam, alimler ve evliya onun ilimdeki üstünlüğünü çok takdir ettiler. Bir müddet istanbul'da kalan İbrahim Gülşeni hazretleri, Padişahtan izin alarak tekrar Mısır'a döndü.
İbrahim Gülşeni, Mevlana Celaleddin-i Rûmi hazretlerinin Mesnevi'si tipinde, ona eş olarak, kırk gün içinde kırk bin beytlik Farsça bir mesnevi yazdı. Ma'nevi ismini verdiği bu kitabı çok kıymetlidir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.