AKP'nin iktidarı geldiğinde yaptığı ilk icraatlardan (!) birisi de maden kanunundaki değişiklik idi.
2004 yılında çıkardıkları 5177 sayılı kanunla yabancıların çıkardığı madenden devlet payını yüzde 2'ye düşürdüler.
O günden bugüne yerli küçük ortaklı küresel yüzlerce yabancı maden firmasına, topraklarımızın yüzde 23.5'ine karşılık gelen arazileri hem de yok pahasına verdiler.
Öyle ki, AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılına kadar yani 80 yılda toplamda bin 168 maden ruhsat verilmiş. AKP iktidarı sonrasında 149 bin 965 maden ruhsatı verilmiş.
Bu ülkenin taşını, toprağını, ormanını, suyunu, fabrikasını, işletmesini, altının, bakırını, gümüşünü, kromunu, borunu, toryumunu satan iktidarın aklına tamda seçim sürecine girdiğimiz şu günlerde madenlerimiz geldi.
AKP'li Cumhurbaşkanımız Erdoğan dedi ki: "Başka ülkelere hak olan Türkiye'ye lüks değildir. Yer altı ve yer üstü zenginliklerimizi elbette sorumlu bir anlayışla ekonomiye kazandırmamız gerekiyor…
Türkiye'nin kaynaklarını, Türk milletinin emrine verme gayretlerimizin, çevreci maskesi takan marjinaller tarafından engellenmesine müsaade etmeyeceğiz."
Allah aşkına söyleyin! Türkiye'nin kaynaklarını milletimizin emrine verdiniz de kim karşı çıktı?
Bu kadar da olmaz yani!
BTP'nin ebedi genel başkanı Prof. Dr. Haydar Baş deyim yerindeyse, 'satmayın milletin malını, satmayın devletin geleceğini, satmayın fakir-fukaranın, garip gurebanın hakkın' diye yalvardı.
BTP Lideri Hüseyin Baş, genel başkan seçildikten sonra en sıcak tutuğu başlıklardan birisi de madenlerimizdi.
Ülkemizin altın rezervlerini, bor, toryum, linyit, mermer vs. tüm kaynaklarımızı tek tek açıkladı, nasıl ve kime satıldıklarını ortaya koydu ve 'onlar, babalar gibi satarız, deyip sattılar. Biz de babalar gibi geri alacağız' dedi.
Sayın Baş 19 milyar ton linyit rezerv varlığın ortaya koydu. Atatürk'ün, Brezilya'ya kömür ihracatını belgelendirdi ve hükümetin linyit ithalatını açıkladı.
Dünya altın rezervlerinde ikinci olan Türkiye'nin Merkez Bankası dünya merkez bankaları arasında en çok altın ithal eden banka konumunda.
Bir daha soruyorum; Allah aşkına söyleyin! Türkiye'nin kaynaklarını milletimizin emrine verdiniz de kim karşı çıktı?
AKP henüz iktidar olmamıştı
Ecevit hükümetiydi iktidarda. Merhum Prof. Dr. Haydar Baş gazetemizdeki köşesinde ülkemiz üzerine oynanan oyunlar, ortaya çıkan kriz ve bu krizlerin nasıl aşılacağını ifade eden onlarca yazı kaleme aldı.
Onlarda birinde şöyle diyordu Baş Hocamız; "Sınırlı olduğu iddia edilerek yapılan bir yanlış da yeraltı kaynakları için söz konusudur.
Kaynaklar savaşının yapıldığı dünyada, var oluşundan beri hangi kaynak bitmiştir ki?
Ancak konunun ele alınışı, Tevhid değil de teslis gözlüğünden yapıldığında, az olduğu iddia edilen kaynaklara başkalarının eline geçmeden sahip olma hırsı ile karşılaşmaktayız.
Globalizmin kuralları, ülkeleri ve sahip olduğu kaynakları ele geçirme üzerine kuruludur.
Ülke vatandaşları ise kendi topraklarında dilenci konumuna gelmektedir…"
Bir başka yazısında ise 'bir ülkenin zenginliğini ifade eden en önemli işaretlerden biri madenlerdir. Coğrafi konum itibariyle Türkiye, son derece zengin maden yataklarına sahiptir.
Bu hakikatin farkında olan Atatürk'ün ele aldığı konulardan birisi de madencilik olmuştur. 1926 yılında çıkarılan bir kanunla petrol arama ve işletme hakkı devlete verilmiştir. Madenlerimizin aranması, rezerv ve kalitesinin tespit edilmesi maksadıyla 1935 yılında Maden Tetkik Arama Enstitüsü kurulmuştur' diyordu.
Ne yapılması gerekiyordu?
AKP iktidar oldu ve resmi olarak bir maden talanı başlatıldı. Baş Hocamız yıllarca gazetemizde, ekranlarda bu talana isyan ediyor, hangi bölgelerde kimlere hangi madenlerimizin satıldığını tek tek açıklıyordu.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın gazetemizde 16.11.2001 tarihli yayımlanan yazısında ise şöyle diyordu;
Öncelikle tamamen milli bir anlayışla ve acilen yer altında bulunan zenginliklerimizi ortaya çıkarma çalışmalarına başlanmalıdır.
1) Maden Tetkik Arama Kurumu ve üniversitelerle girişilecek ortak çalışma ile Türkiye'nin bilinen ve bilinmeyen maden haritası çıkarılmalıdır.
2) Verimsiz olduğu gerekçesiyle kapatılan petrol kuyuları tekrar açılmalı ve yeni kaynaklar bulmak için sondaj çalışmalarına başlanmalıdır.
3) Dünyanın en zengin bor rezervlerine sahip olan ülkemizde, bu maddenin üretimine ve işlenerek dış pazarlara satılmasına öncelik verilmelidir.
4) Zengin altın rezervlerimiz süratle devreye sokulmalı, işlenerek pazarlanma için altın sanayiimizin hizmetine sunulmalıdır.
5) Dünyanın stratejik madenlerinden olan uranyumun ülkemizde bol miktarda bulunduğu bilinmektedir. Bu sebeple uranyumun zenginleştirilmesi çalışmaları başlatılmalıdır.
6) Madencilik sektöründe mevcut teknolojinin modernleştirilmesi ve ürün kalitesinin yükseltilmesi lazımdır.
7) Ülkemizde maden yataklarına yakın bölgelerde kurulacak sanayi kolları ile çıkarılan madenlerimiz işlenerek satılmalıdır.
8) Bu sayede, köyden şehire göç ve işsizlik problemleri için bir çözüm yolu ortaya çıkmış olacaktır.
9) Pazarlamadaki sorunlar çözülerek maden ihracatı arttırılmalıdır.
10) Bu bölgelere özellikle demiryolu bağlantıları ile ucuz taşıma koşulları sağlanmalıdır.
11) Ekostratejik bölgemiz olan Orta Asya ve Ortadoğu ülkelerine doğal zenginliklerimiz takas ticaretiyle pazarlanmalıdır.
Uluslararası fonlardan kredi talebi yerine, zengin maden kaynaklarımızı gün ışığına çıkarıp işleme yolunda bir hamle başlattığımız taktirde; insanımızın refah seviyesinin yükselmesi, iktisadi, sosyal pek çok problemin hallolma sürecine girilmesi mümkün olacaktır."
İşte bu hakikatlere kulak tıkayanlar şimdi kalkmış 'Türkiye'nin kaynaklarını Türk milletinin emrine verme gayretlerimizin, çevreci maskesi takan marjinaller tarafından engellenmesine müsaade etmeyeceğiz' diyor ve sen hala alkışlıyorsun!
- Vekil maaş, asıl evlat derdinde ve Ekrem İmamoğlu / 01.02.2026
- Fener Rum Patriği durmadı, durmuyor / 31.01.2026
- ‘Barış’ adı altında Gazze’ye de çöktüler / 30.01.2026
- Abdullah Öcalan ile Mesut Barzani arasında ne fark var? / 28.01.2026
- Kralın elma hikayesi ve AKP iktidarı / 27.01.2026
- Suriye’de kim kazandı? / 26.01.2026
- Namus sadece CHP’de aranmamalı / 25.01.2026
- Kürt sorunu var mı, yok mu? / 24.01.2026
- ABD ile yürüyen doğruya ulaşamaz / 23.01.2026




























































































