Eskiden beri Araplar arasında 'Eşhuru'l-Hurum: Haram aylar' denilen Receb, Zilkâde, Zilhicce ve Muharrem aylarında katiyyen harp yapılmazdı. Bu aylarda harbetmek, kan döküp zulmetmek haram ve yasak idi. Üşte Ficar harpleri, bu aylardan birinde vukû bulduğu ve büyük haksızlık ve zulümler işlenip kan döküldüğü için bu ismi almıştır. İlk Ficar harbinde on yaşlarında bulunan Allah Resulü, 20 yaşlarında iken bu harplerin dördüncüsüne katılmıştır.
Kinâne ile Havâzin kabileleri arasında patlak veren bu savaşa, Kureyşliler müttefikleri olan Kinâne'lilerle beraber iştirak etmişlerdir.
Rivâyetlere göre; Hz. Resûlullah, savaşa bizzat iştirak etmemiş; sadece atılan düşman oklarını toplayıp amcasına vermekle yetinmiştir. Son Ficâr harbinde yüzlerce aile perişan hale gelmiş; yağmacılıkla beraber güçlü olan güçsüzün malına el koymaya başlamıştı. Çığ gibi büyümeye müsait olan bu anarşi ortamına set çekmenin gereğini gören Haşim, Zühre ve Teym ailelerinin büyükleri, Abdullah b. Cûd'ân'ın evinde toplanarak aralarında bir misak yaptılar. Bu misak hükümlerine göre onlar, mazlum ve zayıflara yardım ederek, zalimlerin her türlü zulmüne mani olacaklardı.
Habîbullah (sav), 20 yaşında olmalarına rağmen, Mekke'nin ileri gelen büyükleriyle bu misaka iştirak etmiştir. Bu da, onun peygamber olmadan önce toplumdaki mevkiini ve de mazluma karşı duyduğu şefkat ve merhametin boyutlarını göstermesi bakımından çok manidardır.
Habîbullah, bu cemiyet bünyesinde kendisine düşen vazifeyi en güzel şekilde icra etmiştir. Öyle ki; amcası Ebu Leheb, bir defasında bir şahsın malına çok düşük fiyatla el koyduğunda, mal sahibi Hz. Muhammed (sav)'e gelmiş; o da amcasına giderek, malın karşılığı olan parayı kendisine ödetmişlerdi. Zaten, Ebu Leheb'in Peygamberimize olan kin ve düşmanlığı da buradan başlamıştı.
Hz. Hatice ile evliliği
Resulullah'ın ve ailesinin, tarım ve ziraatle uğraştığına dair hiçbir bilgi mevcut değildir. Hz. İbrahim (as)'ın şu duasında da zikrettiği gibi: "Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben; çocuklarımdan bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim..." (İbrahim: 37). Mekke vadisinde ziraat yoktur. Geriye yalnız ticaret kalıyor. Bu ticaret de, daha çok; kumaş, yiyecek, kuru yemiş, silah ve güzellik malzemeleri üzerine idi.
Habîbullah (sav), gençlik dönemine girmesiyle beraber ticaretle uğraşmaya başlamıştır. Mekke'li tüccar Kays b. es-Saib, İslâm'dan önce onunla ticarî münasebetleri olduğunu ve ondan daha iyi bir ortağa rastlamadığını anlatır. "İşini, her zaman en iyi şekilde yapardı. Kervanla beraber Mekke'ye döndüğüm zaman herkes bana ne elde ettiğimi sorarken, o nasıl olduğumu sorardı", diyor, Kays ibni es-Saib.
Mekke'lilerin tâcire (kadın tüccar) ve tâhire (temiz kadın) adını verdikleri Hz. Hatice, Mekke'li zengin bir dul kadın idi. İki kez evlenmiş, iki eşini de kaybetmişti (İlk eşi, Atik el-Aziz et-Tamime; ikinci eşi, Hind b. Zürare'dir. Her iki eşinden de birer çocuğu olmuştur).
Birkaç sene kıtlığın ağır basması üzerine Ebu Talib, yeğenini iş istemesi için Hz. Hatice'ye gönderdi. Hz. Hatice de, ahlâkının güzelliğini ve ününü sık sık duyduğu Hz. Muhammed'e memnuniyetle kervanını emanet etti ve onu, kölesi Meysere'yi de yanına katarak Kudüs yakınlarındaki Busra denilen yere gönderdi. (Hz.) Muhammed'in burada Nestura isimli keşişle karşılaştığı tarihçiler tarafından anlatılır. Her an onun başının üzerinde dolaşan bulut, keşişin dikkatini çekmiş ve kendisiyle tanışmak istemiştir. Evvelce tanışmış olduğu Meysere'yi yanına çağırtarak Hz. Muhammed hakkında bazı sorular sordu. Aldığı cevaplar karşısında irkilen keşiş; "O peygamberdir, hem de peygamberlerin sonuncusudur", demekten kendisini alamamışdı.
Hz. Hatice, iş bahanesiyle Hz. Muhammed'i sık sık evine davet etti ve hediyeler gönderdi. Allah Rasulü ile evlenmeyi istiyordu. Sonunda meseleyi dostu Nüfeyse'ye açtı. Onun aracılığıyla Muhammed (sav) ile Hz. Hatice evlendi (Miladî, 595). O sırada Hz. Muhammed (sav) 25, Hz. Hatice ise 40 yaşında bulunuyordu.
Peygamber Efendimizin, daha sonra Hz. Mâriye'den olan oğlu İbrahim hariç diğer çocukları Hz. Hatice'dendi. Bunların isimleri: Kâsım, Zeyneb, Rukiyye, Fâtıma, Ümmü Gülsüm ve Abdullah idi. Kasım ve Abdullah küçük yaşta vefat etmişler; kızları ise İslâmî döneme erişmişlerdir. Hz. Peygamber, her sahada olduğu gibi aile hayatında da örnek ev reisi olmuş; hanımına ve çocuklarına karşı her halükârda müşfik davranmışlardır.
Kinâne ile Havâzin kabileleri arasında patlak veren bu savaşa, Kureyşliler müttefikleri olan Kinâne'lilerle beraber iştirak etmişlerdir.
Rivâyetlere göre; Hz. Resûlullah, savaşa bizzat iştirak etmemiş; sadece atılan düşman oklarını toplayıp amcasına vermekle yetinmiştir. Son Ficâr harbinde yüzlerce aile perişan hale gelmiş; yağmacılıkla beraber güçlü olan güçsüzün malına el koymaya başlamıştı. Çığ gibi büyümeye müsait olan bu anarşi ortamına set çekmenin gereğini gören Haşim, Zühre ve Teym ailelerinin büyükleri, Abdullah b. Cûd'ân'ın evinde toplanarak aralarında bir misak yaptılar. Bu misak hükümlerine göre onlar, mazlum ve zayıflara yardım ederek, zalimlerin her türlü zulmüne mani olacaklardı.
Habîbullah (sav), 20 yaşında olmalarına rağmen, Mekke'nin ileri gelen büyükleriyle bu misaka iştirak etmiştir. Bu da, onun peygamber olmadan önce toplumdaki mevkiini ve de mazluma karşı duyduğu şefkat ve merhametin boyutlarını göstermesi bakımından çok manidardır.
Habîbullah, bu cemiyet bünyesinde kendisine düşen vazifeyi en güzel şekilde icra etmiştir. Öyle ki; amcası Ebu Leheb, bir defasında bir şahsın malına çok düşük fiyatla el koyduğunda, mal sahibi Hz. Muhammed (sav)'e gelmiş; o da amcasına giderek, malın karşılığı olan parayı kendisine ödetmişlerdi. Zaten, Ebu Leheb'in Peygamberimize olan kin ve düşmanlığı da buradan başlamıştı.
Hz. Hatice ile evliliği
Resulullah'ın ve ailesinin, tarım ve ziraatle uğraştığına dair hiçbir bilgi mevcut değildir. Hz. İbrahim (as)'ın şu duasında da zikrettiği gibi: "Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben; çocuklarımdan bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim..." (İbrahim: 37). Mekke vadisinde ziraat yoktur. Geriye yalnız ticaret kalıyor. Bu ticaret de, daha çok; kumaş, yiyecek, kuru yemiş, silah ve güzellik malzemeleri üzerine idi.
Habîbullah (sav), gençlik dönemine girmesiyle beraber ticaretle uğraşmaya başlamıştır. Mekke'li tüccar Kays b. es-Saib, İslâm'dan önce onunla ticarî münasebetleri olduğunu ve ondan daha iyi bir ortağa rastlamadığını anlatır. "İşini, her zaman en iyi şekilde yapardı. Kervanla beraber Mekke'ye döndüğüm zaman herkes bana ne elde ettiğimi sorarken, o nasıl olduğumu sorardı", diyor, Kays ibni es-Saib.
Mekke'lilerin tâcire (kadın tüccar) ve tâhire (temiz kadın) adını verdikleri Hz. Hatice, Mekke'li zengin bir dul kadın idi. İki kez evlenmiş, iki eşini de kaybetmişti (İlk eşi, Atik el-Aziz et-Tamime; ikinci eşi, Hind b. Zürare'dir. Her iki eşinden de birer çocuğu olmuştur).
Birkaç sene kıtlığın ağır basması üzerine Ebu Talib, yeğenini iş istemesi için Hz. Hatice'ye gönderdi. Hz. Hatice de, ahlâkının güzelliğini ve ününü sık sık duyduğu Hz. Muhammed'e memnuniyetle kervanını emanet etti ve onu, kölesi Meysere'yi de yanına katarak Kudüs yakınlarındaki Busra denilen yere gönderdi. (Hz.) Muhammed'in burada Nestura isimli keşişle karşılaştığı tarihçiler tarafından anlatılır. Her an onun başının üzerinde dolaşan bulut, keşişin dikkatini çekmiş ve kendisiyle tanışmak istemiştir. Evvelce tanışmış olduğu Meysere'yi yanına çağırtarak Hz. Muhammed hakkında bazı sorular sordu. Aldığı cevaplar karşısında irkilen keşiş; "O peygamberdir, hem de peygamberlerin sonuncusudur", demekten kendisini alamamışdı.
Hz. Hatice, iş bahanesiyle Hz. Muhammed'i sık sık evine davet etti ve hediyeler gönderdi. Allah Rasulü ile evlenmeyi istiyordu. Sonunda meseleyi dostu Nüfeyse'ye açtı. Onun aracılığıyla Muhammed (sav) ile Hz. Hatice evlendi (Miladî, 595). O sırada Hz. Muhammed (sav) 25, Hz. Hatice ise 40 yaşında bulunuyordu.
Peygamber Efendimizin, daha sonra Hz. Mâriye'den olan oğlu İbrahim hariç diğer çocukları Hz. Hatice'dendi. Bunların isimleri: Kâsım, Zeyneb, Rukiyye, Fâtıma, Ümmü Gülsüm ve Abdullah idi. Kasım ve Abdullah küçük yaşta vefat etmişler; kızları ise İslâmî döneme erişmişlerdir. Hz. Peygamber, her sahada olduğu gibi aile hayatında da örnek ev reisi olmuş; hanımına ve çocuklarına karşı her halükârda müşfik davranmışlardır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.