Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk, ekonomik bağımsızlığın önemi noktasında şu çarpıcı ifadeleri kullanmaktadır:
"Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan yoksun olunca, o devletin bütün hayati kısımlarında bağımsızlık felç olmuştur."
"Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa kazanılan zaferler kalıcı olmaz az zamanda kaybedilir."
Prof. Dr. Haydar Baş'ın, gerçek Atatürk'ü önümüze belgelerle koyan "Hoş Geldin Atatürk" eserinde bu bağımsızlık mücadelesi en ince ayrıntısına kadar anlatılmıştır. Böyle bir mücadeleyi ancak bağımsızlık karakteri olan seçilmiş bir insan verebilirdi ve öyle de oldu.
Hani halka sürekli empoze edilen bir saçmalık vardır, "yaptırmazlar", "ettirmezler" diye? Bu kişiye göre değişir. Karakteri mandacılık olana, esareti, buyruk almayı bir hayat tarzı olarak belirleyene elbette ki yaptırmazlar, ettirmezler.
Ama dün Atatürk gibi bugün de Prof. Dr. Haydar Baş gibi karakteri "bağımsızlık" olanlara hiçbir şey yapamazlar, onlar yaparlar da, ederler de?
Ekonomik bağımlılığın ne tür sonuçlar doğuracağının en bariz örneği, Osmanlı'nın yıkılışıdır. Osmanlı Devleti, 3 kıtada 22 milyon kilometrekare toprağa sahip bir devletti.
Yöneticilerin basiretsizliği sebebiyle girilen Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı, hemen hemen tüm cephelerde zaferler kazandı. Çanakkale'de destan yazdı, o günün süper güçlerine "Çanakkale geçilmez" dedirtti.
Peki sonuç? Aynen Atatürk'ün yukarıda ifade ettiği gibi; zaferler büyüktü ama ekonomik zaferlerle taçlandırılmadığı için kalıcı olmadı ve çok az bir zaman sonra masada hezimete dönüştü. Mondros Mütarekesi, Sevr Antlaşması?
Osmanlı'yı, Çanakkale Zaferinden Sevr hezimetine götüren en önemli etken, ekonomik bağımlılıktı. "Borç alan, emir alır" demiş atalarımız, sahada çarpışıp mağlup ettiklerinden borç ve akıl almaya devam edersen, ne yaparsan yap sonuç her zaman hüsrandır.
Bir de Atatürk'ün verdiği bağımsızlık mücadelesine ve kurduğu bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne bakalım.
Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basmasıyla başlayan Milli Mücadele; İnönü, Sakarya Meydan Muharebesi, Büyük Taarruz'la büyük bir zafere ve destana dönüştü.
Fakat Atatürk bununla yetinmedi, daha devleti kurmadan Milli İktisat Kongresi'ni hayata geçirerek ekonomik bağımsızlığın temellerini attı.
Ekonomik temel atılmadan kurulan devletlerin asla sağlam bir dayanağı olamaz.
Atatürk'ün genç Türkiye'sinde, bir kuruş borç alınmadan, her sahada milli hamlelerle hareket edilen bağımsız bir ekonomik sistem benimsendi. Bu ne kapitalizmdi, ne komünizmdi ne de bazılarının iddia ettiği gibi karma bir ekonomiydi.
Bu, Atatürk'ün bağımsızlık anlayışına ait Türk milletine özgün bir ekonomik uygulamaydı. Bugün bu anlayış, gelişti, büyüdü, sistemleşti ve Prof. Dr. Haydar Baş'ın eliyle dünyanın bir numaralı ekonomik sistemine dönüştü, "Milli Ekonomi Modeli" adını aldı.
Bu açıdan da bakıldığında Atatürk'ü gerçek manada anlayan, anlatan ve yaşayan tek lider Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı, Milli Ekonomi Modeli'nin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş'tır.
Osmanlı sonrası Anadoluya çullanan, işgal eden, Türk milletinin canına, kanına, namusuna, toprağına musallat olan Batılı işgalciler, Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduktan sonra yeniden böyle bir densizliğe cesaret bulup adım atabildiler mi? Hayır?
Asla cesaret edemediler, çünkü Atatürk'ün Türkiye'si gücünü bağımsız bir ekonomiden alan böylece kimseden akıl ve borç alma gereği duymayan güçlü bir devletti.
Bu bilgilerle, bu bakış açısıyla bir de günümüz Türkiye'sine bakalım.
1 trilyon doları aşan borcu olan, madenlerini, kamu şirketlerini haraç mezat yabancılara devreden, en temel tarım ve hayvancılık ürünlerini bile ithal eden, parası Sayın Baş'ın ifade ettiği gibi, ABD Dolarının tercümesi olan, ABD ve AB bağımlılığı sebebiyle her an etnik ve mezhepsel bir iç çatışmanın içine sürüklenme potansiyeline sahip, FETÖ kumpaslarıyla ordusu zayıflatılmış olan, dost ve müttefik gördüğü ABD ve AB ülkeleri tarafından sürekli sırtından hançerlenen, dört bir tarafından büyük tehditler alan, çözüm sahibi olmayan siyasilerin iş başında olduğu yapayalnız kalmış bir Türkiye?
Bu olumsuz tabloya ekleyebileceğimiz çok şey var, çıkaracağımız hiçbir şey yok.
Ekonomik tablo açısından adeta Osmanlı'nın son dönemlerini yaşıyoruz. Hani derler ya "rahmetli de öyleydi" diye, aynen öyle?
Osmanlı örneğinde gördüğümüz gibi, sahada zaferler kazanmak sonucun lehimize olacağı anlamına gelmiyor.
Sonucun lehimize olması, Osmanlı gibi değil, Atatürk gibi davranmaktan geçiyor.
Yani ekonomik bağımsızlıktan?
Bugün Türkiye'de bu duruşa sahip bir tek lider var, o da Prof. Dr. Haydar Baş?
Türkiye'nin geleceği ekonomik bağımsızlıktaysa -ki buna kimse hayır diyemez- bunun tek anahtarı Milli Ekonomi Modeli'dir, o da Prof. Dr. Haydar Baş'a aittir.
Bu gerçeği görmezden gelmeye devam edersek, Osmanlı'nın yok oluş kaderi bizim de kaderimizdir.
"Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan yoksun olunca, o devletin bütün hayati kısımlarında bağımsızlık felç olmuştur."
"Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa kazanılan zaferler kalıcı olmaz az zamanda kaybedilir."
Prof. Dr. Haydar Baş'ın, gerçek Atatürk'ü önümüze belgelerle koyan "Hoş Geldin Atatürk" eserinde bu bağımsızlık mücadelesi en ince ayrıntısına kadar anlatılmıştır. Böyle bir mücadeleyi ancak bağımsızlık karakteri olan seçilmiş bir insan verebilirdi ve öyle de oldu.
Hani halka sürekli empoze edilen bir saçmalık vardır, "yaptırmazlar", "ettirmezler" diye? Bu kişiye göre değişir. Karakteri mandacılık olana, esareti, buyruk almayı bir hayat tarzı olarak belirleyene elbette ki yaptırmazlar, ettirmezler.
Ama dün Atatürk gibi bugün de Prof. Dr. Haydar Baş gibi karakteri "bağımsızlık" olanlara hiçbir şey yapamazlar, onlar yaparlar da, ederler de?
Ekonomik bağımlılığın ne tür sonuçlar doğuracağının en bariz örneği, Osmanlı'nın yıkılışıdır. Osmanlı Devleti, 3 kıtada 22 milyon kilometrekare toprağa sahip bir devletti.
Yöneticilerin basiretsizliği sebebiyle girilen Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı, hemen hemen tüm cephelerde zaferler kazandı. Çanakkale'de destan yazdı, o günün süper güçlerine "Çanakkale geçilmez" dedirtti.
Peki sonuç? Aynen Atatürk'ün yukarıda ifade ettiği gibi; zaferler büyüktü ama ekonomik zaferlerle taçlandırılmadığı için kalıcı olmadı ve çok az bir zaman sonra masada hezimete dönüştü. Mondros Mütarekesi, Sevr Antlaşması?
Osmanlı'yı, Çanakkale Zaferinden Sevr hezimetine götüren en önemli etken, ekonomik bağımlılıktı. "Borç alan, emir alır" demiş atalarımız, sahada çarpışıp mağlup ettiklerinden borç ve akıl almaya devam edersen, ne yaparsan yap sonuç her zaman hüsrandır.
Bir de Atatürk'ün verdiği bağımsızlık mücadelesine ve kurduğu bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne bakalım.
Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basmasıyla başlayan Milli Mücadele; İnönü, Sakarya Meydan Muharebesi, Büyük Taarruz'la büyük bir zafere ve destana dönüştü.
Fakat Atatürk bununla yetinmedi, daha devleti kurmadan Milli İktisat Kongresi'ni hayata geçirerek ekonomik bağımsızlığın temellerini attı.
Ekonomik temel atılmadan kurulan devletlerin asla sağlam bir dayanağı olamaz.
Atatürk'ün genç Türkiye'sinde, bir kuruş borç alınmadan, her sahada milli hamlelerle hareket edilen bağımsız bir ekonomik sistem benimsendi. Bu ne kapitalizmdi, ne komünizmdi ne de bazılarının iddia ettiği gibi karma bir ekonomiydi.
Bu, Atatürk'ün bağımsızlık anlayışına ait Türk milletine özgün bir ekonomik uygulamaydı. Bugün bu anlayış, gelişti, büyüdü, sistemleşti ve Prof. Dr. Haydar Baş'ın eliyle dünyanın bir numaralı ekonomik sistemine dönüştü, "Milli Ekonomi Modeli" adını aldı.
Bu açıdan da bakıldığında Atatürk'ü gerçek manada anlayan, anlatan ve yaşayan tek lider Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı, Milli Ekonomi Modeli'nin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş'tır.
Osmanlı sonrası Anadoluya çullanan, işgal eden, Türk milletinin canına, kanına, namusuna, toprağına musallat olan Batılı işgalciler, Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduktan sonra yeniden böyle bir densizliğe cesaret bulup adım atabildiler mi? Hayır?
Asla cesaret edemediler, çünkü Atatürk'ün Türkiye'si gücünü bağımsız bir ekonomiden alan böylece kimseden akıl ve borç alma gereği duymayan güçlü bir devletti.
Bu bilgilerle, bu bakış açısıyla bir de günümüz Türkiye'sine bakalım.
1 trilyon doları aşan borcu olan, madenlerini, kamu şirketlerini haraç mezat yabancılara devreden, en temel tarım ve hayvancılık ürünlerini bile ithal eden, parası Sayın Baş'ın ifade ettiği gibi, ABD Dolarının tercümesi olan, ABD ve AB bağımlılığı sebebiyle her an etnik ve mezhepsel bir iç çatışmanın içine sürüklenme potansiyeline sahip, FETÖ kumpaslarıyla ordusu zayıflatılmış olan, dost ve müttefik gördüğü ABD ve AB ülkeleri tarafından sürekli sırtından hançerlenen, dört bir tarafından büyük tehditler alan, çözüm sahibi olmayan siyasilerin iş başında olduğu yapayalnız kalmış bir Türkiye?
Bu olumsuz tabloya ekleyebileceğimiz çok şey var, çıkaracağımız hiçbir şey yok.
Ekonomik tablo açısından adeta Osmanlı'nın son dönemlerini yaşıyoruz. Hani derler ya "rahmetli de öyleydi" diye, aynen öyle?
Osmanlı örneğinde gördüğümüz gibi, sahada zaferler kazanmak sonucun lehimize olacağı anlamına gelmiyor.
Sonucun lehimize olması, Osmanlı gibi değil, Atatürk gibi davranmaktan geçiyor.
Yani ekonomik bağımsızlıktan?
Bugün Türkiye'de bu duruşa sahip bir tek lider var, o da Prof. Dr. Haydar Baş?
Türkiye'nin geleceği ekonomik bağımsızlıktaysa -ki buna kimse hayır diyemez- bunun tek anahtarı Milli Ekonomi Modeli'dir, o da Prof. Dr. Haydar Baş'a aittir.
Bu gerçeği görmezden gelmeye devam edersek, Osmanlı'nın yok oluş kaderi bizim de kaderimizdir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Bayrağımıza saygısızlık kabul edilemez / 22.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026




























































































