Dünyaya bakıyorum, AB devletlerine bakıyorum, halkımıza bakıyorum, iş adamları ve ekonomistlerin açıklamalarına bakıyorum, medyada yayınlanan ekonomik verilere bakıyorum. Sonra Cumhurbaşkanımızı, başbakanımızı dinlerken, 'nasıl yani!' diye kendi kendime girdaplara giriyorum.
Erdoğan, kişi başı milli geliri 11 bin dolarlara çıkardık, diyor.
Başbakan Yıldırım aynı toplantıda, kişi başı alım gücünü 25 bin dolarlara çıkardık, diyor. Salondan alkışlar kopuyor.
Mikrofonun başına geçen yetkililer, dünyanın en sağlam ekonomisi bizde, ekonomik büyümede dünya birincisiyiz, doların filan artması hikâye, bize bir şey olmaz babında
konuşuyor.
Hele Sayın Başbakanımız her mikrofonu bulduğu yerde ekonomiyi % 11, % 7,4 büyüttük, açıklamalarını yapıyor.
Yapılan açıklamalara, halka, üreticiye, tüketiciye bakınca gazetemizin düzenlediği 'Atatürk Vatandır' sempozyumlarının Rize ayağında İlahiyatçı yazarlarımızdan Hasan Aydın'ın anlattığı fıkra aklıma geliyor:
"Adamın biri ineğini alıp hocaya giderek, 'Hocam bu ineği taksim et' diyor.
Hoca bir ineğe, bir sahibine bakıyor ve ineği nasıl taksim edeceğimi buldum, diyor. Adam, nasıl hocam diyor?
Hoca; 'Başı hocanın, çoşu hocanın, yedi hissenin beşi hocanın, kalan iki hisse ile de işi var hocanın' diyor.
Bu taksimatı duyan adam; 'Hocam bari bu hayvanı al, git de buraları pisletmeyelim' diyor.
Ekonomi bu kadar büyüdüyse bu millet neden bu kadar borçlu, esnaf, tarım kesimi, üretici kesimi neden ağlıyor? Dünyanın en pahalı gazı, elektriği, mazotu, benzini neden bizim ülkemizde?
Tamam! Rakamlar büyüdü, hem de çok iyi büyüdü. Ülkemizdeki bu büyüme kimleri büyüttü? Dost, akrabalarsa doğru. Yandaş müteahhit ve iş adamlarıysa, o da doğru. Bankalarsa, o da doğru. Yabancı sermayeyse, o da doğru.
Yani bu ekonomi özel için büyümüş genel (vatandaş) için değil.
Ha! Vatandaş için büyüyenler de var; vergi kalemleri büyüdü, vergi miktarları büyüdü, zamlar büyüdü, enflasyon büyüdü, işsizlik büyüdü, borçlar büyüdü, konut kira ve fiyatları büyüdü. Köprü, yol fiyatları büyüdü. Sağlık, eğitim giderleri büyüdü.
Avrupa'dan siyaset örnekleri
Alman Başbakanı Merkel, Münih'te halka hitap etti. Merkel, muhalefet partilerine yüklenerek Almanya'yı nasıl şaha kaldırdıklarını, dünyada sözü geçen bir ülke haline getirdiklerini anlattı.
Münih'ten Berlin'e geçen Merkel burada yaptığı konuşmada ise Hitler dönemine vurgular yaparak, 'artık Alman halkının özgür olduğunu, yargının bağımsız olduğunu ve Hitleri temsil eden anlayışın bu ülkede asla iktidar olamayacağını' açıkladı.
İtalya Başbakanı Paolo Gentiloni aşırı sağcı muhalefet partisinin lideri Matteo Salvini'yi hedef göstererek; 'Bu ülkede Mussolini'yi özleyenler var. Muhalefetin başındaki o zat hâlâ 40'lı yıllarda yaşıyor. Bu ülkeyi darbeler ülkesi olmaktan, diktatörler ülkesi olmaktan biz kurtardık?' dedi.
Emmanuel Macron ise kendinden önceki Jacques Chirac ve Sarkozy yönetimlerini hedef alarak; 'Bu dönemlerde Fransa'nın itibarının zedelendiğini ve kendilerinin Fransa'yı dünyanın lider ülkesi yaptıklarını' iddia etti.
İngiltere Başbakan Theresa May, kendinden önceki lider ve siyaset anlayışlarını hedef aldı. 'Üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk iken şimdi bir adaya mahkûm edildik. Bu hale bizi kim getirdi? Biz bunları çok iyi biliyoruz. Biz adımlarımızı tekrar o şaşalı günlerimizi geri getirmek için atıyoruz.' dedi.
Evet, Avrupa Devletlerinin iç politika anlayışı böyle. Oy devşirmek, iktidar olabilmek için kendileriyle, tarihleriyle, değerleriyle çatışıyorlar, birbirlerini suçluyorlar, halkı kamplaştırıyorlar. Öyle değil mi?
Biliyorum! Bu yazıyı okuyorsanız Akın Aydın kafayı yemiş, diyorsunuzdur.
Hayır, kafayı filan sıyırmadım. Avrupa'daki devlet yönetimleri ve muhalefet partileri arasında da çetin ve çekişmeli yarışlar, tartışmalar yaşanıyor.
Ama kamplaştırma yok, ayrıştırma yok, tarihe küfrettirme yok, kutsal değerleriyle çatıştırma, tartıştırma yok. Hemen hepsi, 'ben bu yapılanlardan daha iyisini yapmak için görev istiyorum' diyor ve plan ve de projelerini anlatıyor.
Hele yol yaptım, köprü yaptım, tünel yaptım gibi söylemleri ben bu yaşa kadar hiç duymadım. Hele hele atıyorum bir Alman başbakanının, '1960'lı, 70'li yıllarda şu şu yoktu, biz yaptık, o zaman hastaneler şöyleydi, şimdi böyle' dediğini, 40, 50 yıl öncesiyle 2018'i kıyasladığını hiç görmedim.
Peki, böyle bir siyaset mantık ve de söylemleri hangi ülkede yapılıyor?
Erdoğan, kişi başı milli geliri 11 bin dolarlara çıkardık, diyor.
Başbakan Yıldırım aynı toplantıda, kişi başı alım gücünü 25 bin dolarlara çıkardık, diyor. Salondan alkışlar kopuyor.
Mikrofonun başına geçen yetkililer, dünyanın en sağlam ekonomisi bizde, ekonomik büyümede dünya birincisiyiz, doların filan artması hikâye, bize bir şey olmaz babında
konuşuyor.
Hele Sayın Başbakanımız her mikrofonu bulduğu yerde ekonomiyi % 11, % 7,4 büyüttük, açıklamalarını yapıyor.
Yapılan açıklamalara, halka, üreticiye, tüketiciye bakınca gazetemizin düzenlediği 'Atatürk Vatandır' sempozyumlarının Rize ayağında İlahiyatçı yazarlarımızdan Hasan Aydın'ın anlattığı fıkra aklıma geliyor:
"Adamın biri ineğini alıp hocaya giderek, 'Hocam bu ineği taksim et' diyor.
Hoca bir ineğe, bir sahibine bakıyor ve ineği nasıl taksim edeceğimi buldum, diyor. Adam, nasıl hocam diyor?
Hoca; 'Başı hocanın, çoşu hocanın, yedi hissenin beşi hocanın, kalan iki hisse ile de işi var hocanın' diyor.
Bu taksimatı duyan adam; 'Hocam bari bu hayvanı al, git de buraları pisletmeyelim' diyor.
Ekonomi bu kadar büyüdüyse bu millet neden bu kadar borçlu, esnaf, tarım kesimi, üretici kesimi neden ağlıyor? Dünyanın en pahalı gazı, elektriği, mazotu, benzini neden bizim ülkemizde?
Tamam! Rakamlar büyüdü, hem de çok iyi büyüdü. Ülkemizdeki bu büyüme kimleri büyüttü? Dost, akrabalarsa doğru. Yandaş müteahhit ve iş adamlarıysa, o da doğru. Bankalarsa, o da doğru. Yabancı sermayeyse, o da doğru.
Yani bu ekonomi özel için büyümüş genel (vatandaş) için değil.
Ha! Vatandaş için büyüyenler de var; vergi kalemleri büyüdü, vergi miktarları büyüdü, zamlar büyüdü, enflasyon büyüdü, işsizlik büyüdü, borçlar büyüdü, konut kira ve fiyatları büyüdü. Köprü, yol fiyatları büyüdü. Sağlık, eğitim giderleri büyüdü.
Avrupa'dan siyaset örnekleri
Alman Başbakanı Merkel, Münih'te halka hitap etti. Merkel, muhalefet partilerine yüklenerek Almanya'yı nasıl şaha kaldırdıklarını, dünyada sözü geçen bir ülke haline getirdiklerini anlattı.
Münih'ten Berlin'e geçen Merkel burada yaptığı konuşmada ise Hitler dönemine vurgular yaparak, 'artık Alman halkının özgür olduğunu, yargının bağımsız olduğunu ve Hitleri temsil eden anlayışın bu ülkede asla iktidar olamayacağını' açıkladı.
İtalya Başbakanı Paolo Gentiloni aşırı sağcı muhalefet partisinin lideri Matteo Salvini'yi hedef göstererek; 'Bu ülkede Mussolini'yi özleyenler var. Muhalefetin başındaki o zat hâlâ 40'lı yıllarda yaşıyor. Bu ülkeyi darbeler ülkesi olmaktan, diktatörler ülkesi olmaktan biz kurtardık?' dedi.
Emmanuel Macron ise kendinden önceki Jacques Chirac ve Sarkozy yönetimlerini hedef alarak; 'Bu dönemlerde Fransa'nın itibarının zedelendiğini ve kendilerinin Fransa'yı dünyanın lider ülkesi yaptıklarını' iddia etti.
İngiltere Başbakan Theresa May, kendinden önceki lider ve siyaset anlayışlarını hedef aldı. 'Üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk iken şimdi bir adaya mahkûm edildik. Bu hale bizi kim getirdi? Biz bunları çok iyi biliyoruz. Biz adımlarımızı tekrar o şaşalı günlerimizi geri getirmek için atıyoruz.' dedi.
Evet, Avrupa Devletlerinin iç politika anlayışı böyle. Oy devşirmek, iktidar olabilmek için kendileriyle, tarihleriyle, değerleriyle çatışıyorlar, birbirlerini suçluyorlar, halkı kamplaştırıyorlar. Öyle değil mi?
Biliyorum! Bu yazıyı okuyorsanız Akın Aydın kafayı yemiş, diyorsunuzdur.
Hayır, kafayı filan sıyırmadım. Avrupa'daki devlet yönetimleri ve muhalefet partileri arasında da çetin ve çekişmeli yarışlar, tartışmalar yaşanıyor.
Ama kamplaştırma yok, ayrıştırma yok, tarihe küfrettirme yok, kutsal değerleriyle çatıştırma, tartıştırma yok. Hemen hepsi, 'ben bu yapılanlardan daha iyisini yapmak için görev istiyorum' diyor ve plan ve de projelerini anlatıyor.
Hele yol yaptım, köprü yaptım, tünel yaptım gibi söylemleri ben bu yaşa kadar hiç duymadım. Hele hele atıyorum bir Alman başbakanının, '1960'lı, 70'li yıllarda şu şu yoktu, biz yaptık, o zaman hastaneler şöyleydi, şimdi böyle' dediğini, 40, 50 yıl öncesiyle 2018'i kıyasladığını hiç görmedim.
Peki, böyle bir siyaset mantık ve de söylemleri hangi ülkede yapılıyor?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- ABD ile yürüyen doğruya ulaşamaz / 23.01.2026
- Uyuşturucuyu tabana yaydılar / 21.01.2026
- Sen bir katil ve sapıkla dost olur musun? / 20.01.2026
- Hakan Fidan ‘uyandık’ diyor / 19.01.2026
- PKK’yı bitirmek yerine büyüttüler / 18.01.2026
- Hepsi emeklilerin yanında / 17.01.2026
- Allah’a ve Resulüne muhalefetin bedelidir bu zillet / 16.01.2026
- Ortadoğu bataklığında Türkiye, kime dost kime düşman? / 14.01.2026
- Bilal Erdoğan ‘dindar insan’ tarifini biliyor mu? / 13.01.2026
- Peygamberimiz (s.a.a.v) enflasyon hakkında ne diyor? / 12.01.2026
- Uyuşturucuyu tabana yaydılar / 21.01.2026
- Sen bir katil ve sapıkla dost olur musun? / 20.01.2026
- Hakan Fidan ‘uyandık’ diyor / 19.01.2026
- PKK’yı bitirmek yerine büyüttüler / 18.01.2026
- Hepsi emeklilerin yanında / 17.01.2026
- Allah’a ve Resulüne muhalefetin bedelidir bu zillet / 16.01.2026
- Ortadoğu bataklığında Türkiye, kime dost kime düşman? / 14.01.2026
- Bilal Erdoğan ‘dindar insan’ tarifini biliyor mu? / 13.01.2026
- Peygamberimiz (s.a.a.v) enflasyon hakkında ne diyor? / 12.01.2026





























































































