Prof. Dr. Haydar Baş, 'Dua ve Zikir' isimli eserinde Ehl-i Beyt'in zikrullaha olan düşkünlüğünü şöyle anlatıyor:
İbâdetlerde asıl gâye Allah'a vuslat etmek, O'na kul olmaktır. Kulluğun önünde iki büyük engel vardır: Nefis ve Şeytan gerçeği... Kul, ibâdetlerden ve Allah'ı zikirden mahrum kalınca ona Şeytan ve nefis musallat olur.
İbn Abbâs'dan (radiyallahu anh) rivayetle;
O, (Nâs Sûresi'nde geçen) 'Vesvâs'ı şöyle tefsîr etti: "İnsan doğunca Şeytan yanına sokulur. Allah zikredilince gider, Allah zikredilmezse kalbinde yerleşir kalır."
Diğer rivâyet ise şöyledir:
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Şeytan Âdemoğlunun kalbine yerleşmiştir. Allah'ı zikrettiği zaman siner, gaflete düştüğü zaman vesvese verir." (Sahîh-i Buhârî, Tefsîr, Nâs, VI, 96).
Nefsi terbiye etmenin, ahlâk-ı zemime hâlini ahlâk-ı hamideye çevirmenin çaresi de ibâdetler ve zikrullahtır. Namaz kılarken, oruç tutarken, hacca giderken, zekât verirken, Allah'ı zikrederken maksadı kulluk etmek olan insanda, devamlı Allah'ı hatırlama hâli oluşur. Buna büyükler "Cenâb-ı Hakk'ın huzurunda dâim zikir hâli" derler. Arifibillah dediğimiz zevâtın bu hususta beyanı "dâim zikir"dir. Yani kul, dâima zikir hâline girer. Böylece kişi nefsi ve Şeytan'la başbaşa kalmaz. Dâima Allah ile beraber olur.
Son nefesin ne zaman verileceği konusunda hiç kimsenin bir garantisi yoktur. Dâim zikir hâlinde olmak, son nefesi iman üzere teslim etmenin de garantisidir. Allah'ı zikir bir emr-i İlâhîdir. Cenâb-ı Hak sadece zikretmemizi değil, çok zikretmemizi de istiyor. Bu da bir emr-i İlâhîdir. Nitekim âyet-i kerimede, "Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin" buyuruluyor. Bir başka âyet-i kerimede de çok zikretmek başarı ve muvaffakiyetin anahtarı olarak gösteriliyor: "Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki başarıya erişesiniz." (Enfal: 8/45).
Düşmanla karşılaşılan ân, insanın hayatının en zor ânıdır. Bu vakitte bile Cenâb-ı Hak, zikretmeyi emrediyor. Böylelerini bir kutsi hadiste, Cenâb-ı Hak, "Gerçek kulum" olarak adlandırıyor.
İmâre b. Za'kere'den (radiyallahu anh) rivayetle;
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Gerçek kulum, savaş esnasında Beni zikredendir." (Tirmizî, 3580).
Birçok âyet-i kerimede her halde ve her vakitte Allah'ı zikir emredilmektedir:
"Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabb'ini an. Gâfillerden olma." (A'raf: 7/205).
"Sabah akşam Rabbinin ismini yâd et."
"Gecenin bir kısmında O'na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbih et." (İnsan: 24,25).
"Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken (dâima) Allah'ı anın. Huzura kavuşunca da namazı dosdoğru kılın; çünkü namaz mü'minler üzerine vakitleri belli bir farzdır." (Nisâ: 4/103).
İnsan ömrü boyunca ya oturuyordur, ya yatıyordur, ya da ayaktadır. İnsanın bir başka hâlde olması mümkün değildir. Yani Cenâb-ı Hak her zaman ve her hâlde zikretmemizi istiyor.
İbn-i Abbâs yukarıdaki âyet-i kerimenin tefsirinde şöyle diyor: "Gece ve gündüz, kara ve denizde, yolculukta ve evinizde, zenginlik ve fakirlikte hastalık ve sağlıkta, gizli ve açık olarak Allah'ı anın." (Nevevî, Riyâzu's-Sâlihîn, Kitâbu'l-Ezkar). (devam edecek...)
İbâdetlerde asıl gâye Allah'a vuslat etmek, O'na kul olmaktır. Kulluğun önünde iki büyük engel vardır: Nefis ve Şeytan gerçeği... Kul, ibâdetlerden ve Allah'ı zikirden mahrum kalınca ona Şeytan ve nefis musallat olur.
İbn Abbâs'dan (radiyallahu anh) rivayetle;
O, (Nâs Sûresi'nde geçen) 'Vesvâs'ı şöyle tefsîr etti: "İnsan doğunca Şeytan yanına sokulur. Allah zikredilince gider, Allah zikredilmezse kalbinde yerleşir kalır."
Diğer rivâyet ise şöyledir:
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Şeytan Âdemoğlunun kalbine yerleşmiştir. Allah'ı zikrettiği zaman siner, gaflete düştüğü zaman vesvese verir." (Sahîh-i Buhârî, Tefsîr, Nâs, VI, 96).
Nefsi terbiye etmenin, ahlâk-ı zemime hâlini ahlâk-ı hamideye çevirmenin çaresi de ibâdetler ve zikrullahtır. Namaz kılarken, oruç tutarken, hacca giderken, zekât verirken, Allah'ı zikrederken maksadı kulluk etmek olan insanda, devamlı Allah'ı hatırlama hâli oluşur. Buna büyükler "Cenâb-ı Hakk'ın huzurunda dâim zikir hâli" derler. Arifibillah dediğimiz zevâtın bu hususta beyanı "dâim zikir"dir. Yani kul, dâima zikir hâline girer. Böylece kişi nefsi ve Şeytan'la başbaşa kalmaz. Dâima Allah ile beraber olur.
Son nefesin ne zaman verileceği konusunda hiç kimsenin bir garantisi yoktur. Dâim zikir hâlinde olmak, son nefesi iman üzere teslim etmenin de garantisidir. Allah'ı zikir bir emr-i İlâhîdir. Cenâb-ı Hak sadece zikretmemizi değil, çok zikretmemizi de istiyor. Bu da bir emr-i İlâhîdir. Nitekim âyet-i kerimede, "Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin" buyuruluyor. Bir başka âyet-i kerimede de çok zikretmek başarı ve muvaffakiyetin anahtarı olarak gösteriliyor: "Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki başarıya erişesiniz." (Enfal: 8/45).
Düşmanla karşılaşılan ân, insanın hayatının en zor ânıdır. Bu vakitte bile Cenâb-ı Hak, zikretmeyi emrediyor. Böylelerini bir kutsi hadiste, Cenâb-ı Hak, "Gerçek kulum" olarak adlandırıyor.
İmâre b. Za'kere'den (radiyallahu anh) rivayetle;
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Gerçek kulum, savaş esnasında Beni zikredendir." (Tirmizî, 3580).
Birçok âyet-i kerimede her halde ve her vakitte Allah'ı zikir emredilmektedir:
"Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabb'ini an. Gâfillerden olma." (A'raf: 7/205).
"Sabah akşam Rabbinin ismini yâd et."
"Gecenin bir kısmında O'na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbih et." (İnsan: 24,25).
"Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken (dâima) Allah'ı anın. Huzura kavuşunca da namazı dosdoğru kılın; çünkü namaz mü'minler üzerine vakitleri belli bir farzdır." (Nisâ: 4/103).
İnsan ömrü boyunca ya oturuyordur, ya yatıyordur, ya da ayaktadır. İnsanın bir başka hâlde olması mümkün değildir. Yani Cenâb-ı Hak her zaman ve her hâlde zikretmemizi istiyor.
İbn-i Abbâs yukarıdaki âyet-i kerimenin tefsirinde şöyle diyor: "Gece ve gündüz, kara ve denizde, yolculukta ve evinizde, zenginlik ve fakirlikte hastalık ve sağlıkta, gizli ve açık olarak Allah'ı anın." (Nevevî, Riyâzu's-Sâlihîn, Kitâbu'l-Ezkar). (devam edecek...)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Gökhan Demir / diğer yazıları
- ABD ve İsrail’i gölgede bıraktılar… / 28.10.2024
- Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağı / 24.10.2024
- Mustafa Kemal ile beraber hareket dönemi-II / 10.12.2020
- Mustafa Kemal ile beraber hareket dönemi-I / 09.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-VI / 08.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-V / 07.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-IV / 04.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-III / 03.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-II / 02.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-I / 01.12.2020
- Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağı / 24.10.2024
- Mustafa Kemal ile beraber hareket dönemi-II / 10.12.2020
- Mustafa Kemal ile beraber hareket dönemi-I / 09.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-VI / 08.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-V / 07.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-IV / 04.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-III / 03.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-II / 02.12.2020
- Ankara millî şahlanışa katılıyor-I / 01.12.2020