Olmayası Irak harekatı için ABD Yönetimi hava, kara ve denizden Irak'ı kuşatmış durumda.
Denetçiler Bağdat sokaklarında iğneden ipliğe tüm tesisleri incelemeye devam ediyor.
Denetçi Şefi Hans Blix'in Irak ile ilgili açıklamaları ABD Savunma ve Dışişleri Bakanlıklarını kızdırdı.
Blix, " Irak'ta dişe dokunur kanıt bulabilmiş değiliz'' diyerek BM'ye dolaylı bir mesaj vermiş, BM'yi devreden çıkarmanın hesabını yapan ABD Şahinleri de Blix'in erken karar vermesinin anlamsız olduğunu belirtmişlerdi.
Fransız Cumhurbaşkanı Chirac'tan sonra İngiltere Başbakanı Blair de ABD'nin Irak politikasına daha temkinli yaklaşmaya başladı. Liderlerin açıklamaları her iki müttefik ülkenin kendi kamuoylarının etkisinde kaldıklarının göstergesi.
Türk makamlarının ABD'ye net cevap vermemesi, Kuzey cephesindeki askeri konuşlanmaya soğuk bakıyor olması ABD'nin tansiyonunu daha da artırdı.
Zira ABD kamuoyu zaman uzadıkça Operasyona karşı soğumaya başlıyor.
Geçtiğimiz hafta, ülke içerisinde yapılan kamuoyu araştırmaları da Washington'un Irak politikasına olan desteğin zaman uzadıkça düştüğü sonucunu ortaya koydu.
Gerek Müttefikler, gerekse Türkiye'nin de içerisinde bulunduğu Irak'a komşu ülkeler, şu sıralar Psikolojik savaşın tam ortasındalar.
Uluslararası ortam, savaş senaryoları ile kızışırken, Türkiye'nin Ortadoğu'ya yaptığı diplomatik gezilerin ne derece yararlı olacağı tartışma konusu.
"Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık'' hesabı dış politika öncelikleri arasında bocalayan Türk hariciyesinin net bir tavır ortaya koyamaması büyük bir zaafiyet.
Tek vücut ABD'nin karşısında, Türk Hariciyesinin iki başlı diplomasi ortaya koyması dikkatle irdelenmek zorunda.
Türk Dışişleri Başbakanı(!)nın siyasal öncelik olarak gördüğü Avrupa'dan sonra Kafkaslar'a açılması düşündürücü.
Savaşın eşiği, hatta göbeğindeki Türkiye'nin tüm devlet ve hükümet iradesiyle Ortadoğu'ya eğilmesi gerekirken, hinterland konumundaki ülkelerle diplomasi trafiği sürdürülmesi dış politika açısından bir ikilem.
Uluslararası politikada sabit dost ve düşman kavramı olmadığı gibi, mevcut ortamın pragmatik açılımlarını oportünist versiyonlarla değerlendirebilmek en uygun adımdır.
Türkiye ciddi dış açılımlarını kararlılıkla sürdürürken toplumsal tercihlerine de yön verebilmek zorunda.
Demokrasinin vazgeçilmezi olarak görülen toplumsal tercihlerin, zaman zaman devletin öncelikleriyle çatışması normal.
Keza, burada devletin yüksek çıkarları halk için ortaya konan politikalarla şekillendirilmekte.
Hükümetler saklı tuttukları "Referandum" önceliklerini her istediklerinde piyasaya süremezler.
PKK'nın elebaşı, çocuk katili Öcalan'ın idamı konusunda milletin iradesini referanduma götür(e)meyen hükümetten sonra, yeni hükümet de Avrupa Birliği üyeliği konusunda düşük yoğunlukta referandum tercihini piyasaya sürdü.
Irak Savaşı'na katılıp katılmama gibi ciddi bir konuda da Referandum zaman zaman gündeme getiriliyor.
Sürekli biçimde referandumu ön planda tutarak, sığınılan liman olarak kullanan hükümetler, başarısızlıklarını perdelemekten başka birsey yapmıyorlar.
Referandum her konuda ve düzlemde tercih olarak kullanılamaz.
Hükümetten öte, devlet politikası ciddi bir önceliktir.
Savaş çıktı çıkacak, körfezde ipler gerildi, Ortadoğu etnik unsurlar tarafından parsellenmek üzere.
Ve biz; bölgenin ağabeyi(!) bir devlet olarak henüz ne yapacağımızı tam olarak saptayabilmiş değiliz.
Denetçiler Bağdat sokaklarında iğneden ipliğe tüm tesisleri incelemeye devam ediyor.
Denetçi Şefi Hans Blix'in Irak ile ilgili açıklamaları ABD Savunma ve Dışişleri Bakanlıklarını kızdırdı.
Blix, " Irak'ta dişe dokunur kanıt bulabilmiş değiliz'' diyerek BM'ye dolaylı bir mesaj vermiş, BM'yi devreden çıkarmanın hesabını yapan ABD Şahinleri de Blix'in erken karar vermesinin anlamsız olduğunu belirtmişlerdi.
Fransız Cumhurbaşkanı Chirac'tan sonra İngiltere Başbakanı Blair de ABD'nin Irak politikasına daha temkinli yaklaşmaya başladı. Liderlerin açıklamaları her iki müttefik ülkenin kendi kamuoylarının etkisinde kaldıklarının göstergesi.
Türk makamlarının ABD'ye net cevap vermemesi, Kuzey cephesindeki askeri konuşlanmaya soğuk bakıyor olması ABD'nin tansiyonunu daha da artırdı.
Zira ABD kamuoyu zaman uzadıkça Operasyona karşı soğumaya başlıyor.
Geçtiğimiz hafta, ülke içerisinde yapılan kamuoyu araştırmaları da Washington'un Irak politikasına olan desteğin zaman uzadıkça düştüğü sonucunu ortaya koydu.
Gerek Müttefikler, gerekse Türkiye'nin de içerisinde bulunduğu Irak'a komşu ülkeler, şu sıralar Psikolojik savaşın tam ortasındalar.
Uluslararası ortam, savaş senaryoları ile kızışırken, Türkiye'nin Ortadoğu'ya yaptığı diplomatik gezilerin ne derece yararlı olacağı tartışma konusu.
"Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık'' hesabı dış politika öncelikleri arasında bocalayan Türk hariciyesinin net bir tavır ortaya koyamaması büyük bir zaafiyet.
Tek vücut ABD'nin karşısında, Türk Hariciyesinin iki başlı diplomasi ortaya koyması dikkatle irdelenmek zorunda.
Türk Dışişleri Başbakanı(!)nın siyasal öncelik olarak gördüğü Avrupa'dan sonra Kafkaslar'a açılması düşündürücü.
Savaşın eşiği, hatta göbeğindeki Türkiye'nin tüm devlet ve hükümet iradesiyle Ortadoğu'ya eğilmesi gerekirken, hinterland konumundaki ülkelerle diplomasi trafiği sürdürülmesi dış politika açısından bir ikilem.
Uluslararası politikada sabit dost ve düşman kavramı olmadığı gibi, mevcut ortamın pragmatik açılımlarını oportünist versiyonlarla değerlendirebilmek en uygun adımdır.
Türkiye ciddi dış açılımlarını kararlılıkla sürdürürken toplumsal tercihlerine de yön verebilmek zorunda.
Demokrasinin vazgeçilmezi olarak görülen toplumsal tercihlerin, zaman zaman devletin öncelikleriyle çatışması normal.
Keza, burada devletin yüksek çıkarları halk için ortaya konan politikalarla şekillendirilmekte.
Hükümetler saklı tuttukları "Referandum" önceliklerini her istediklerinde piyasaya süremezler.
PKK'nın elebaşı, çocuk katili Öcalan'ın idamı konusunda milletin iradesini referanduma götür(e)meyen hükümetten sonra, yeni hükümet de Avrupa Birliği üyeliği konusunda düşük yoğunlukta referandum tercihini piyasaya sürdü.
Irak Savaşı'na katılıp katılmama gibi ciddi bir konuda da Referandum zaman zaman gündeme getiriliyor.
Sürekli biçimde referandumu ön planda tutarak, sığınılan liman olarak kullanan hükümetler, başarısızlıklarını perdelemekten başka birsey yapmıyorlar.
Referandum her konuda ve düzlemde tercih olarak kullanılamaz.
Hükümetten öte, devlet politikası ciddi bir önceliktir.
Savaş çıktı çıkacak, körfezde ipler gerildi, Ortadoğu etnik unsurlar tarafından parsellenmek üzere.
Ve biz; bölgenin ağabeyi(!) bir devlet olarak henüz ne yapacağımızı tam olarak saptayabilmiş değiliz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.