Bir sohbeti sırasında buyurdu ki:
"İlim ganimettir. Sükut kurtuluştur. Halktan bir şeyi ummamak rahatlıktır. Zühd, dünyaya düşkün olmamak afiyetidir. Bir göz açıp kapayacak kadar Allah-ü Teala'yı unutmak, O'nun verdiği emanete hıyanettir."
"Almayı, vermekten daha tatlı gören, hâl sahibi olamaz."
"Fakirliğin kendine has bir nûru vardır ve onu gizlediği müddetçe durur. Açığa vurunca, kaybolup gider."
"Allah-ü Teala'nın emirlerini yapıp, yasaklarından sakınmakla huzur bulmak, Cennet'tir. Allah-ü Teala'ya yakınlık, lezzettir. O'ndan ayrılmak, O'na karşı yabancılık, ölümdür."
"Kalp, bir çok tarafa yönelebilir. Onu hangi tarafa yönlendirirsen, diğer taraflara kapalı kalır. Bir kimse dünya ve ahiretin ikisine birden yönelemez. Bunlardan biri diğerine mani olur."
Ebû Midyen Mağribi ilimde yüksek derece sahibi olduğu gibi güzel ahlak sahibiydi. Güzel ahlakla ilgili olarak buyurdu ki:
"Fütüvvet, kulların iyiliklerini ve güzelliklerini görmek, gıybet ise onların kötülüklerini görmektir.
"İnsanlarla birlikte bulunmak da güzel ahlak, onlarla iyi geçinmektir. Alimler ile beraber olmakta güzel ahlak, onlara ihtiyacı olduğunu bilmek ve onları edebe uygun olarak dinlemekle olur. Marifet ehli ile bulunmak da güzel ahlak, sükûn üzere, ümitli ve sabırlı olarak beklemekle olur. Yüksek veli ile beraber olmak da güzel ahlak, kırıklık halinde bulunmakla olur."
Her işinde Allah-ü Teala'nın rızasına kavuşmayı arzu eden Ebû Midyen Mağribi hazretleri, ihlas sahibi idi. İhlasla ilgili olarak buyurdu ki:
"İhlasın alameti, her an Allah-ü Teala'yı müşahade etmek, O'ndan başkasını hiç hatırına getirmemektir."
"Kalbinde, kendisini kötülükten koruyan bir kuvvet bulmayan kimse, harab olmuştur."
"Allah-ü Teala, vicdanlardaki gizli sırlara, insanın her nefeste ve her haldeki haline muttalidir, hepsini bilir. Hangi kalbi kendisine yönelmiş görürse, onu felaketlerden, sıkıntılardan, sapıklıklardan ve fitnelerden muhafaza eder."
Muhyyidin-i Arabi, Fütûhat-ı Mekkiyye kitabında şöyle anlattıyor: "Büyük zatlardan biri ile uzak bir dağa gittik. Orada önümüze keskin bakışlı bir yılan çıktı. Arkadaşım bana; "Ona selam ver, selamına mukabele edecektir" dedi. Selam verdim. Selamıma cevap verdi. Sonra bize; "Neredensiniz?" dedi. "Bicaye'deniz" dedik. "Ora halkı ile Ebû Midyen'in arası nasıl?" dedi. "Hakkında uygun olmayan şeyler söyleyenler çıkıyor" dedik. Bu cevabımıza şaştı ve; "Allah'a yemin olsun ki, bu ademoğullarına şaşıyorum. Yine Allah'a yemin ederek diyorum ki, Allah-ü Teala, kullarından birine velayet tacını giydirsin de, sonra onu kötü gören olsun. Böyle bir şey olacağını hiç sanmıyordum" dedi. "Ebû Midyen'i sana kim tanıttı?" dedim. "Ya, şaştınız mı? Sübhanallah... Acaba yeryüzünde onu tanımayan bir hayvan var mıdır? Allah'a yemin ederim ki, Allah-ü Teala bir kimseyi veli yaparsa, kullarının kalbine de onun sevgisini verir. Bundan sonra onu kim sevmezse, ya kafirdir veya münafıktır" dedi.
Ebû Midyen hazretleri, bir defasında namazda; "Cennet'te kendilerine zencefil karıştırılmış Cennet şerbetinden dolu bir bardak da içirilir" mealindeki İnsan sûresi on yedinci ayetini okumuştu. Namazdan sonra dudaklarını yalamaya başladı. Sebebini soranlara; "O şerbetten bir bardak içtim. Tadından dudaklarımı yalıyorum" buyurdu.
"İlim ganimettir. Sükut kurtuluştur. Halktan bir şeyi ummamak rahatlıktır. Zühd, dünyaya düşkün olmamak afiyetidir. Bir göz açıp kapayacak kadar Allah-ü Teala'yı unutmak, O'nun verdiği emanete hıyanettir."
"Almayı, vermekten daha tatlı gören, hâl sahibi olamaz."
"Fakirliğin kendine has bir nûru vardır ve onu gizlediği müddetçe durur. Açığa vurunca, kaybolup gider."
"Allah-ü Teala'nın emirlerini yapıp, yasaklarından sakınmakla huzur bulmak, Cennet'tir. Allah-ü Teala'ya yakınlık, lezzettir. O'ndan ayrılmak, O'na karşı yabancılık, ölümdür."
"Kalp, bir çok tarafa yönelebilir. Onu hangi tarafa yönlendirirsen, diğer taraflara kapalı kalır. Bir kimse dünya ve ahiretin ikisine birden yönelemez. Bunlardan biri diğerine mani olur."
Ebû Midyen Mağribi ilimde yüksek derece sahibi olduğu gibi güzel ahlak sahibiydi. Güzel ahlakla ilgili olarak buyurdu ki:
"Fütüvvet, kulların iyiliklerini ve güzelliklerini görmek, gıybet ise onların kötülüklerini görmektir.
"İnsanlarla birlikte bulunmak da güzel ahlak, onlarla iyi geçinmektir. Alimler ile beraber olmakta güzel ahlak, onlara ihtiyacı olduğunu bilmek ve onları edebe uygun olarak dinlemekle olur. Marifet ehli ile bulunmak da güzel ahlak, sükûn üzere, ümitli ve sabırlı olarak beklemekle olur. Yüksek veli ile beraber olmak da güzel ahlak, kırıklık halinde bulunmakla olur."
Her işinde Allah-ü Teala'nın rızasına kavuşmayı arzu eden Ebû Midyen Mağribi hazretleri, ihlas sahibi idi. İhlasla ilgili olarak buyurdu ki:
"İhlasın alameti, her an Allah-ü Teala'yı müşahade etmek, O'ndan başkasını hiç hatırına getirmemektir."
"Kalbinde, kendisini kötülükten koruyan bir kuvvet bulmayan kimse, harab olmuştur."
"Allah-ü Teala, vicdanlardaki gizli sırlara, insanın her nefeste ve her haldeki haline muttalidir, hepsini bilir. Hangi kalbi kendisine yönelmiş görürse, onu felaketlerden, sıkıntılardan, sapıklıklardan ve fitnelerden muhafaza eder."
Muhyyidin-i Arabi, Fütûhat-ı Mekkiyye kitabında şöyle anlattıyor: "Büyük zatlardan biri ile uzak bir dağa gittik. Orada önümüze keskin bakışlı bir yılan çıktı. Arkadaşım bana; "Ona selam ver, selamına mukabele edecektir" dedi. Selam verdim. Selamıma cevap verdi. Sonra bize; "Neredensiniz?" dedi. "Bicaye'deniz" dedik. "Ora halkı ile Ebû Midyen'in arası nasıl?" dedi. "Hakkında uygun olmayan şeyler söyleyenler çıkıyor" dedik. Bu cevabımıza şaştı ve; "Allah'a yemin olsun ki, bu ademoğullarına şaşıyorum. Yine Allah'a yemin ederek diyorum ki, Allah-ü Teala, kullarından birine velayet tacını giydirsin de, sonra onu kötü gören olsun. Böyle bir şey olacağını hiç sanmıyordum" dedi. "Ebû Midyen'i sana kim tanıttı?" dedim. "Ya, şaştınız mı? Sübhanallah... Acaba yeryüzünde onu tanımayan bir hayvan var mıdır? Allah'a yemin ederim ki, Allah-ü Teala bir kimseyi veli yaparsa, kullarının kalbine de onun sevgisini verir. Bundan sonra onu kim sevmezse, ya kafirdir veya münafıktır" dedi.
Ebû Midyen hazretleri, bir defasında namazda; "Cennet'te kendilerine zencefil karıştırılmış Cennet şerbetinden dolu bir bardak da içirilir" mealindeki İnsan sûresi on yedinci ayetini okumuştu. Namazdan sonra dudaklarını yalamaya başladı. Sebebini soranlara; "O şerbetten bir bardak içtim. Tadından dudaklarımı yalıyorum" buyurdu.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.