Ebu Bekir’in, Hz. Fatıma’ya yaptıklarından dolayı pişman oluşu
Sünni Ebu Ubeyd El-Kasım İbn Sellam, El-Emval kitabında Abdurrahman bin Afv’dan aktarmaktadır
06.08.2023 19:05:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Sünni Ebu Ubeyd El-Kasım İbn Sellam, El-Emval kitabında Abdurrahman bin Afv'dan aktarmaktadır:
"Hz. Ebu Bekir'in ölüm hastalığında onu ziyaret etmeye gittim, evine girdim ve ona selam verdim.
'Sende herhangi bir sıkıntı görmüyorum, elhamdülillah, dünya için hüzünlenme. Allah'a kasem olsun ki ancak senin sâlih bir kişi olduğunu biliriz' dedim.
Bunun üzerine dedi ki: 'Ben ancak kendi hayatım boyunca yaptığım üç şeye hüzünlenirim. Bunları yapmamayı çok isterdim. Üç şeyi yapmadığıma da çok üzülürüm, keşke yapsaydım diye hayıflanırım. Ancak keşke Resûlullah'a (s.a.v.) şu üç soruyu sormuş olsaydım:
Keşke Fâtıma'nın (a.s.) evini açmayıp bıraksaydım ve üzerime harp kapılarını örtseydim.
Saideoğulları Sakifesinde (gölgeliğinde) halife seçimi için toplanıldığı gün ben bu işi Hz. Ömer veya Ebu Ubeyde'nin boynuna atsaydım. O mü'minlerin emiri olsa ben de yardımcısı olsaydım.
Keşke Halid ibn-i Velid'i, Ehl-i Ridde (dinden dönüp harbe kalkan grup) üzerine orduyla yolladığım vakit ben de Zü'l-Kassa mevkiinde oturup, Müslümanlar galip gelirse gelirler, gelemezlerse ben, onlara destek ve yardımcı olsaydım.
Resûlullah'a (s.a.v.) sorsaydım dediğim üç şeye gelince: Keşke Peygambere (s.a.v.), 'Bu halifelik kime kalacak' diye soraydım da ashab ihtilaf etmeyeydi.
Keşke emirlik konusunda, 'Ensar'a da bir yol var mı?' diye sorsaydım.
Keşke Resûlullah'a (s.a.v.), 'hala ile oğlan kardeşin kızı nasıl miras alacakları hususunu' sorsaydım. Zira benim hâlâ bu konuyu bilmeye ihtiyacım var."
Hz. Ebu Bekir'in Hz. Fâtıma'nın (a.s.) evinin mahremiyetini çiğnemesi ile ilgili pişmanlığını anlatan sözleri şu Sünni eserlerde de yer almaktadır:
Sünni Taberanî, Mucemü'l-Kebir, Abdulhamid İbn Hibetullah El-Medainî El-Mutezilî, Şerh-u Nehcü'l-Belağa, Hafız Zehebî, Tarihu'l-İslam.
Sünni İbn Hadid'in Şerh-i Nehcü'l-Belağa eserinden: Abdurrahman bin Avf'dan rivayetle, şöyle demektedir:
"Kendisi Hz. Ebu Bekir'in vefat ettiği ölüm hastalığında Hz. Ebu Bekir'i ziyaret etmiştir. Abdurrahman der ki: 'Vefat ettiği hastalığında ziyaret için Hz. Ebu Bekir'in huzuruna girip selam verdim ve 'nasıl sabahladın' diye sordum. O yerinden doğruldu.
Hz. Ebu Bekir sonra şöyle dedi: '.. .Ben ise, dünyada yaptığım üç şeye keşke yapmasaydım, yapmadığım üç şeyi de keşke yapsaydım, üç şeye de ne ola bunları Peygambere (s.a.v.) soraydım diye üzülüyorum.
Keşke yapmayaydım dediğim üç şey:
Keşke Fâtıma'nın (a.s.) evini açmayıp bıraksaydım ve üzerime harp kapılarını örtseydim.
Saideoğulları Sakife'sinde (gölgeliğinde) halife seçimi için toplanıldığı gün ben bu işi şu iki adamdan birinin; Hz. Ömer veya Ebu Ubeyde'nin boynuna atsaydım. O mü'minlerin emiri olsa ben de yardımcısı olsaydım.
Keşke Halid bin Velid'i Ehl-i Ridde (dinden dönüp harbe kalkan grup) üzerine orduyla yolladığım vakit ben de Zü'l-Kassa mevkiinde otursam, Müslümanlar galip gelirse gelirler, gelmezlerse ben onlara destek ve yardımcı olaydım... Keşke yapaydım dediğim üç şey de şunlardır."
Hz. Ebu Bekir, Hz. Fâtıma'nın evinin mahremiyetine yaptığı tecavüzden dolayı hayatı boyunca pişmanlık duymuştur. Ölüm döşeğinde söyledikleri bunun ispatıdır.
Ancak ölüm döşeğinde, Resûlullah (s.a.v.) yanında iken sormak istediği şeyler de onun başka bir yönünü bizlere göstermektedir. Ömrünü Resûlullah'ın (s.a.v.) dizi dibinde geçirmiş, O'nunla mağara arkadaşlığı yapmış, hayatını O'nun için çekinmeden ortaya koymuş bu sahabe, aslında Resûlullah'ın (s.a.v.) asıl maksadını anlayamamıştır.
"Keşke Hz. Peygamber (s.a.v.) hayatta olsaydı da O'na halifelik kime kalacak diye sorsaydım" diyebilmektedir.
Oysa Resûlullah (s.a.v.), rıhletinden üç ay kadar kısa bir zaman önce Gadr-i Hum'da Hz. Ali'nin (a.s.) elini havaya kaldırarak ve açıkça O'nu yerine halife tayin ettiğini açıklamıştır. Orada bulunan yüz binin üzerindeki sahabe buna şahittir.
Hz. Ebu Bekir'in sormak istediği sorudan da anlıyoruz ki, Arap toplumunun o dönemdeki kaba idraki, Resûlullah'ın (s.a.v.) getirdiği İslam kurallarını kavramada ve hayata geçirmede nâkıs kalmıştır.
Ve anlamalıyız ki, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'in aslında yapmak istediği "Allah'ın ve Resulü'nün (s.a.v.) istediği budur" olmasına rağmen, idrakleri ancak bu kadarına müsaade etmiştir.
Ve belki de bilmeden Resûlullah'ın (s.a.v.) kızı Hz. Fâtıma'yı (a.s.) bir ömür boyu üzmüş, Hz. Fâtıma'nın (a.s.) bu sahabelere küs olarak rıhletine neden olmuştur." (Prof. Dr. Haydar Baş Hz. Fatıma eserinden)
"Hz. Ebu Bekir'in ölüm hastalığında onu ziyaret etmeye gittim, evine girdim ve ona selam verdim.
'Sende herhangi bir sıkıntı görmüyorum, elhamdülillah, dünya için hüzünlenme. Allah'a kasem olsun ki ancak senin sâlih bir kişi olduğunu biliriz' dedim.
Bunun üzerine dedi ki: 'Ben ancak kendi hayatım boyunca yaptığım üç şeye hüzünlenirim. Bunları yapmamayı çok isterdim. Üç şeyi yapmadığıma da çok üzülürüm, keşke yapsaydım diye hayıflanırım. Ancak keşke Resûlullah'a (s.a.v.) şu üç soruyu sormuş olsaydım:
Keşke Fâtıma'nın (a.s.) evini açmayıp bıraksaydım ve üzerime harp kapılarını örtseydim.
Saideoğulları Sakifesinde (gölgeliğinde) halife seçimi için toplanıldığı gün ben bu işi Hz. Ömer veya Ebu Ubeyde'nin boynuna atsaydım. O mü'minlerin emiri olsa ben de yardımcısı olsaydım.
Keşke Halid ibn-i Velid'i, Ehl-i Ridde (dinden dönüp harbe kalkan grup) üzerine orduyla yolladığım vakit ben de Zü'l-Kassa mevkiinde oturup, Müslümanlar galip gelirse gelirler, gelemezlerse ben, onlara destek ve yardımcı olsaydım.
Resûlullah'a (s.a.v.) sorsaydım dediğim üç şeye gelince: Keşke Peygambere (s.a.v.), 'Bu halifelik kime kalacak' diye soraydım da ashab ihtilaf etmeyeydi.
Keşke emirlik konusunda, 'Ensar'a da bir yol var mı?' diye sorsaydım.
Keşke Resûlullah'a (s.a.v.), 'hala ile oğlan kardeşin kızı nasıl miras alacakları hususunu' sorsaydım. Zira benim hâlâ bu konuyu bilmeye ihtiyacım var."
Hz. Ebu Bekir'in Hz. Fâtıma'nın (a.s.) evinin mahremiyetini çiğnemesi ile ilgili pişmanlığını anlatan sözleri şu Sünni eserlerde de yer almaktadır:
Sünni Taberanî, Mucemü'l-Kebir, Abdulhamid İbn Hibetullah El-Medainî El-Mutezilî, Şerh-u Nehcü'l-Belağa, Hafız Zehebî, Tarihu'l-İslam.
Sünni İbn Hadid'in Şerh-i Nehcü'l-Belağa eserinden: Abdurrahman bin Avf'dan rivayetle, şöyle demektedir:
"Kendisi Hz. Ebu Bekir'in vefat ettiği ölüm hastalığında Hz. Ebu Bekir'i ziyaret etmiştir. Abdurrahman der ki: 'Vefat ettiği hastalığında ziyaret için Hz. Ebu Bekir'in huzuruna girip selam verdim ve 'nasıl sabahladın' diye sordum. O yerinden doğruldu.
Hz. Ebu Bekir sonra şöyle dedi: '.. .Ben ise, dünyada yaptığım üç şeye keşke yapmasaydım, yapmadığım üç şeyi de keşke yapsaydım, üç şeye de ne ola bunları Peygambere (s.a.v.) soraydım diye üzülüyorum.
Keşke yapmayaydım dediğim üç şey:
Keşke Fâtıma'nın (a.s.) evini açmayıp bıraksaydım ve üzerime harp kapılarını örtseydim.
Saideoğulları Sakife'sinde (gölgeliğinde) halife seçimi için toplanıldığı gün ben bu işi şu iki adamdan birinin; Hz. Ömer veya Ebu Ubeyde'nin boynuna atsaydım. O mü'minlerin emiri olsa ben de yardımcısı olsaydım.
Keşke Halid bin Velid'i Ehl-i Ridde (dinden dönüp harbe kalkan grup) üzerine orduyla yolladığım vakit ben de Zü'l-Kassa mevkiinde otursam, Müslümanlar galip gelirse gelirler, gelmezlerse ben onlara destek ve yardımcı olaydım... Keşke yapaydım dediğim üç şey de şunlardır."
Hz. Ebu Bekir, Hz. Fâtıma'nın evinin mahremiyetine yaptığı tecavüzden dolayı hayatı boyunca pişmanlık duymuştur. Ölüm döşeğinde söyledikleri bunun ispatıdır.
Ancak ölüm döşeğinde, Resûlullah (s.a.v.) yanında iken sormak istediği şeyler de onun başka bir yönünü bizlere göstermektedir. Ömrünü Resûlullah'ın (s.a.v.) dizi dibinde geçirmiş, O'nunla mağara arkadaşlığı yapmış, hayatını O'nun için çekinmeden ortaya koymuş bu sahabe, aslında Resûlullah'ın (s.a.v.) asıl maksadını anlayamamıştır.
"Keşke Hz. Peygamber (s.a.v.) hayatta olsaydı da O'na halifelik kime kalacak diye sorsaydım" diyebilmektedir.
Oysa Resûlullah (s.a.v.), rıhletinden üç ay kadar kısa bir zaman önce Gadr-i Hum'da Hz. Ali'nin (a.s.) elini havaya kaldırarak ve açıkça O'nu yerine halife tayin ettiğini açıklamıştır. Orada bulunan yüz binin üzerindeki sahabe buna şahittir.
Hz. Ebu Bekir'in sormak istediği sorudan da anlıyoruz ki, Arap toplumunun o dönemdeki kaba idraki, Resûlullah'ın (s.a.v.) getirdiği İslam kurallarını kavramada ve hayata geçirmede nâkıs kalmıştır.
Ve anlamalıyız ki, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'in aslında yapmak istediği "Allah'ın ve Resulü'nün (s.a.v.) istediği budur" olmasına rağmen, idrakleri ancak bu kadarına müsaade etmiştir.
Ve belki de bilmeden Resûlullah'ın (s.a.v.) kızı Hz. Fâtıma'yı (a.s.) bir ömür boyu üzmüş, Hz. Fâtıma'nın (a.s.) bu sahabelere küs olarak rıhletine neden olmuştur." (Prof. Dr. Haydar Baş Hz. Fatıma eserinden)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.