‘Dünya, Allah dostlarının mescididir’
Dünya, ona doğru davranana doğruluk yurdu, ondan bir şey anlayana afiyet yurdu, ondan azık toplayana zenginlik yurdu ve onunla öğüt alana öğüt yurdudur. Dünya, Allah dostlarının secde yeri (mescidi), meleklerinin namazgâhı, vahyinin iniş yeri ve dostlarının ticaret yurdudur
18.06.2023 10:10:00
Hakan Akkuş
Hakan Akkuş





Bir adamın dünyayı yerdiğini duyunca Hz. Ali (a.s.) şöyle buyurdu: "Ey dünyayı kötüleyen, aldatıcılığına kanan, boş şeylerine kapılan kişi! Dünyaya aldandıktan sonra mı onu kötülüyorsun?! Sen mi dünyayı suçluyorsun, yoksa o mu seni suçluyor?! O seni ne zaman azıttı, aldattı! Toprakta çürüyen atalarının helak olduğu yerle mi, yoksa toprak altındaki analarının içinde yattığı yerlerle mi aldattı seni?! Kaç kez iki elinle onların tedavisi için uğraştın, onların bakımını yaptın ve onların şifa bulmasını diledin? Tabiplerden onların ilaçlarının faydasını sordun ama sabahleyin ilaçların onları iyileştirmedi. Ağlamaların, onların derdine derman olmadı.
Korkun, onların hiçbirine fayda sağlamadı. Onun hakkında isteğine ulaşmadın (devasını aradın, çare olmadı). Gücünle ölümü ondan uzaklaştıramadın. Dünya, onunla sana örnek verdi. Onun helakiyle senin helakini gösterdi.
Dünya, ona doğru davranana doğruluk yurdu, ondan bir şey anlayana afiyet yurdu, ondan azık toplayana zenginlik yurdu ve onunla öğüt alana öğüt yurdudur. Dünya, Allah dostlarının secde yeri (mescidi), meleklerinin namazgâhı, vahyinin iniş yeri ve dostlarının ticaret yurdudur. Onlar, orada çalışmalarıyla rahmeti elde ettiler, cenneti kazandılar.
Dünya, ayrılacağını bildirdiği, uzaklaşacağını ilan ettiği, kendisinin ve ehlinin faniliğini anlattığı halde onu kınayan kimdir?
Oysa dünya belasıyla belayı onlar için örnek vermiştir; neşesiyle onları neşeye teşvik etmiştir. Meyillendirmek, korkutmak, sakındırmak ve uyarmak için geceyi afiyetle sabahlar, gündüzü ise felaket ve faciayla akşamlar. Bu yüzden bazıları pişmanlık sabahı dünyayı kınar, bazısı ise kıyamet günü onu över. (Zira) dünya, (ahireti) onlara hatırlatmış, onlar da onu hatırlamışlardır (düşünüp öğüt almışlardır); dünya onlara haber vermiş, onlar da tasdik etmişlerdir; dünya onlara öğüt vermiş, onlar da öğüt almışlardır."
Hz. Ali (a.s.) buyurdu ki: "Kendisine dört şey verilen kimse, dört şeyden mahrum kalmaz: Dua verilen kimse icabetten; tevbe ihsan edilen kimse kabulden; istiğfar verilen kimse mağfiretten; şükür verilen kimse nimetin artmasından."
Seyyid Razi diyor ki: "Allah'ın Kitabı da bunu tasdik etmektedir. Zira Allah-u Teâlâ dua hakkında şöyle buyurmuştur: 'Bana dua edin, size icabet edeyim.'(Bakara: 60). İstiğfar hakkında, 'Kim bir kötülük işler veya nefsine zulmeder de sonra Allah'a istiğfar ederse, Allah'ı Gafur ve Rahim olarak bulur' (Nisa: 110) buyurmuştur. Şükür hakkında, 'Eğer şükrederseniz nimetimi ziyadeleştiririm' (İbrahim: 7) buyurmuştur. Tevbe hakkında ise, 'Cehaletle bir kötülük işleyip de sonra hemen tevbe edenlerin tevbesi kabul edilir, işte onlar, Allah'ın tevbelerini kabul ettiği kişilerdir. Allah, ilim ve hikmet sahibidir' (Nisa: 17) buyurmuştur."
(Nehcü'l-Belağa'dan...)
Korkun, onların hiçbirine fayda sağlamadı. Onun hakkında isteğine ulaşmadın (devasını aradın, çare olmadı). Gücünle ölümü ondan uzaklaştıramadın. Dünya, onunla sana örnek verdi. Onun helakiyle senin helakini gösterdi.
Dünya, ona doğru davranana doğruluk yurdu, ondan bir şey anlayana afiyet yurdu, ondan azık toplayana zenginlik yurdu ve onunla öğüt alana öğüt yurdudur. Dünya, Allah dostlarının secde yeri (mescidi), meleklerinin namazgâhı, vahyinin iniş yeri ve dostlarının ticaret yurdudur. Onlar, orada çalışmalarıyla rahmeti elde ettiler, cenneti kazandılar.
Dünya, ayrılacağını bildirdiği, uzaklaşacağını ilan ettiği, kendisinin ve ehlinin faniliğini anlattığı halde onu kınayan kimdir?
Oysa dünya belasıyla belayı onlar için örnek vermiştir; neşesiyle onları neşeye teşvik etmiştir. Meyillendirmek, korkutmak, sakındırmak ve uyarmak için geceyi afiyetle sabahlar, gündüzü ise felaket ve faciayla akşamlar. Bu yüzden bazıları pişmanlık sabahı dünyayı kınar, bazısı ise kıyamet günü onu över. (Zira) dünya, (ahireti) onlara hatırlatmış, onlar da onu hatırlamışlardır (düşünüp öğüt almışlardır); dünya onlara haber vermiş, onlar da tasdik etmişlerdir; dünya onlara öğüt vermiş, onlar da öğüt almışlardır."
Hz. Ali (a.s.) buyurdu ki: "Kendisine dört şey verilen kimse, dört şeyden mahrum kalmaz: Dua verilen kimse icabetten; tevbe ihsan edilen kimse kabulden; istiğfar verilen kimse mağfiretten; şükür verilen kimse nimetin artmasından."
Seyyid Razi diyor ki: "Allah'ın Kitabı da bunu tasdik etmektedir. Zira Allah-u Teâlâ dua hakkında şöyle buyurmuştur: 'Bana dua edin, size icabet edeyim.'(Bakara: 60). İstiğfar hakkında, 'Kim bir kötülük işler veya nefsine zulmeder de sonra Allah'a istiğfar ederse, Allah'ı Gafur ve Rahim olarak bulur' (Nisa: 110) buyurmuştur. Şükür hakkında, 'Eğer şükrederseniz nimetimi ziyadeleştiririm' (İbrahim: 7) buyurmuştur. Tevbe hakkında ise, 'Cehaletle bir kötülük işleyip de sonra hemen tevbe edenlerin tevbesi kabul edilir, işte onlar, Allah'ın tevbelerini kabul ettiği kişilerdir. Allah, ilim ve hikmet sahibidir' (Nisa: 17) buyurmuştur."
(Nehcü'l-Belağa'dan...)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.