Dinlerarası diyalog veya medeniyetler buluşmasının adı değişse de hedefleri hep aynı. Projenin hedefi, papalık misyonunu gerçekleştirmek ve bütün dünyayı kiliseye bağlamaktır. Bu çalışmanın esası İslam’ın içinden peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’yı (SAV) çıkartmaktır. Canlı Kuran olan Hz. Muhammed Mustafa’yı yok kabul eden bu batıl anlayışı halka hazmettirmektir. İşte bu proje adım adım uygulanmaktadır. ‘Hz. İbrahim de buluşalım’ diye başlayan bu düşünce, gide gide peygamberimizi yok kabul etme noktasına kadar gitti. Daha sonra, sıra geldi Kuran’ı yorumlayarak istedikleri şekle sokmaya. Böylece menfaatleri neyi gerektiriyorsa, İslam dini adına onu yaptıracaklar.
Afrikalı bir devlet adamının ifadesini hatırlayın: “Batılılar Afrika’ya geldiklerinde onların elinde İncil vardı, bizim ayaklarımızın altında topraklarımız. Gözümüzü kapattırdılar. Gözümüzü açtığımızda ise elimizde İncil vardı, onların ayaklarının altında ise bizim topraklarımız.” Batılıların din anlayışını en iyi özetleyen kıssalardan birisi budur. Bu örnekte de olduğu gibi dinlerarası diyalog çalışmalarıyla hedeflenen işte bu sonuçtur.
Müslüman olmanın temel esası Allah’ın birliğine ve peygamberimiz Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve resulü olduğuna iman etmektir. Bu olmazsa olmaz kuraldır. Ve diğer bütün kurallar bu kuralın içindedir. İslamiyet’te Hz. Muhammed’e inanıldığı gibi, Hz. İsa ve Hz. Musa dahil geçmiş bütün peygamberlere iman edilir. Oysa Hristiyanlıkta ve Yahudilikte, Allah’ın birliğine inanılmaz. Peygamberimiz ise peygamber olarak kabul edilmez. Buna rağmen dinlerarası diyalog çalışmalarında sanki aynı Allah’a inanılıyor intibaı verilerek, iki yüzlülük yapılmaktadır. Sanki aradaki ayrılık sebebi sadece peygamberimiz gibi gösteriliyor. Buradaki niyetleri İslam’ı tahrip edebilmektir. Hemen peşinen belirtmek gerekir ki buna güçleri yetmeyecektir. “Kuran’ı indiren Allah, aynı zamanda onu koruyacaktır.” Burada esas olan dünyevi ve uhrevi olarak kazanmak veya kaybetmektir. Allah’ın vahyettiği, peygamberimiz ve Ehli Beyt’in yaşadığı şekilde inanmak ve yaşamak İslam’ın gereğidir. Bunun haricinde bir yaklaşım din olmaktan çıkar ve felsefeye dönüşür. Din diye de pazarlandığı zaman, bu dini tahrip etmek demektir.
Prof. Dr. Haydar Baş Bey iman konularında çok hassastır. Hisleri de çok güçlüdür. Olayları öncesinden tespit etme kabiliyeti de vardır. 1998 yılından beri dinlerarası diyalog hakkında kamuoyunu ikaz etmektedir. Can, bir bünyede ne ise iman da İslam da odur. İmana ait konuların masa başında pazarlık konusu yapılması dini din olmaktan çıkartıp bir felsefe haline getirmek demektir.
Haydar Baş hocamızın öncülük ettikleri Ehl-i Beyt sempozyumlarını bülbül sesli hocalara okuttuğu ezan ile başlatması ne kadar manidarmış. Meğer diyalogcular ezan üzerinde bir proje yürütüyorlarmış. Diyalogcuların geldiği nokta, Ezan-ı Muhammediye’den peygamberimizi çıkartmak oldu. Belçika-Türk Dostluk ve Diyalog Derneği (Beltüd) ve Belçika Entegrasyon Derneği Foyer tarafından Saint-Jan de Doper Kilisesi’nde diyalogçular ‘Muhammeden Resulullah’ kısmını çıkartarak ezan okudular.
Bunun sebebi ne olabilir?
Bu sebeplerden birisi Müslümanların tepkisini ölçmektir. Peygambersiz din anlayışında geldikleri seviye acaba halk tarafından ne kadar hazmedilmiş bunu anlamak içindir. Zamanlama da çok anlamlıdır. Hükümetin desteklediği medeniyetler ittifakını da dikkate alacak olursak şımaran bir güruhun meydan okurcasına peygamberimizi yok sayan bir uygulamasıdır bu aynı zamanda.
Bütün bu faaliyetlerin Müslüman ülkelere karşı değişik isimlerle işgalin yoğunlaştığı günlere denk gelmesi de bir tesadüf değildir. Dinlerarası diyalog çalışmalarının neticesinin ne anlama geldiğini Endülüs – Emevi devletinin acı akıbetinde görmemiz mümkündür. Toplumun inanç esaslarını bozdular sonra da bu çalışmaya alet olanlar dâhil hepsini katlettiler. İşte aynı oyun, bugün nerede Müslüman varsa orada oynanmaktadır. Gelinen nokta bir kırılma noktasıdır. Milletin dinine sahip çıkması gerekir, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, sivil toplum kuruluşlarının, dini bütünlüğümüzü bozarak milli bütünlüğümüzü de tahrip etmek isteyenlere karşı hukuk kuralları içerisinde haddini bildirmesi gerekir.
Afrikalı bir devlet adamının ifadesini hatırlayın: “Batılılar Afrika’ya geldiklerinde onların elinde İncil vardı, bizim ayaklarımızın altında topraklarımız. Gözümüzü kapattırdılar. Gözümüzü açtığımızda ise elimizde İncil vardı, onların ayaklarının altında ise bizim topraklarımız.” Batılıların din anlayışını en iyi özetleyen kıssalardan birisi budur. Bu örnekte de olduğu gibi dinlerarası diyalog çalışmalarıyla hedeflenen işte bu sonuçtur.
Müslüman olmanın temel esası Allah’ın birliğine ve peygamberimiz Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve resulü olduğuna iman etmektir. Bu olmazsa olmaz kuraldır. Ve diğer bütün kurallar bu kuralın içindedir. İslamiyet’te Hz. Muhammed’e inanıldığı gibi, Hz. İsa ve Hz. Musa dahil geçmiş bütün peygamberlere iman edilir. Oysa Hristiyanlıkta ve Yahudilikte, Allah’ın birliğine inanılmaz. Peygamberimiz ise peygamber olarak kabul edilmez. Buna rağmen dinlerarası diyalog çalışmalarında sanki aynı Allah’a inanılıyor intibaı verilerek, iki yüzlülük yapılmaktadır. Sanki aradaki ayrılık sebebi sadece peygamberimiz gibi gösteriliyor. Buradaki niyetleri İslam’ı tahrip edebilmektir. Hemen peşinen belirtmek gerekir ki buna güçleri yetmeyecektir. “Kuran’ı indiren Allah, aynı zamanda onu koruyacaktır.” Burada esas olan dünyevi ve uhrevi olarak kazanmak veya kaybetmektir. Allah’ın vahyettiği, peygamberimiz ve Ehli Beyt’in yaşadığı şekilde inanmak ve yaşamak İslam’ın gereğidir. Bunun haricinde bir yaklaşım din olmaktan çıkar ve felsefeye dönüşür. Din diye de pazarlandığı zaman, bu dini tahrip etmek demektir.
Prof. Dr. Haydar Baş Bey iman konularında çok hassastır. Hisleri de çok güçlüdür. Olayları öncesinden tespit etme kabiliyeti de vardır. 1998 yılından beri dinlerarası diyalog hakkında kamuoyunu ikaz etmektedir. Can, bir bünyede ne ise iman da İslam da odur. İmana ait konuların masa başında pazarlık konusu yapılması dini din olmaktan çıkartıp bir felsefe haline getirmek demektir.
Haydar Baş hocamızın öncülük ettikleri Ehl-i Beyt sempozyumlarını bülbül sesli hocalara okuttuğu ezan ile başlatması ne kadar manidarmış. Meğer diyalogcular ezan üzerinde bir proje yürütüyorlarmış. Diyalogcuların geldiği nokta, Ezan-ı Muhammediye’den peygamberimizi çıkartmak oldu. Belçika-Türk Dostluk ve Diyalog Derneği (Beltüd) ve Belçika Entegrasyon Derneği Foyer tarafından Saint-Jan de Doper Kilisesi’nde diyalogçular ‘Muhammeden Resulullah’ kısmını çıkartarak ezan okudular.
Bunun sebebi ne olabilir?
Bu sebeplerden birisi Müslümanların tepkisini ölçmektir. Peygambersiz din anlayışında geldikleri seviye acaba halk tarafından ne kadar hazmedilmiş bunu anlamak içindir. Zamanlama da çok anlamlıdır. Hükümetin desteklediği medeniyetler ittifakını da dikkate alacak olursak şımaran bir güruhun meydan okurcasına peygamberimizi yok sayan bir uygulamasıdır bu aynı zamanda.
Bütün bu faaliyetlerin Müslüman ülkelere karşı değişik isimlerle işgalin yoğunlaştığı günlere denk gelmesi de bir tesadüf değildir. Dinlerarası diyalog çalışmalarının neticesinin ne anlama geldiğini Endülüs – Emevi devletinin acı akıbetinde görmemiz mümkündür. Toplumun inanç esaslarını bozdular sonra da bu çalışmaya alet olanlar dâhil hepsini katlettiler. İşte aynı oyun, bugün nerede Müslüman varsa orada oynanmaktadır. Gelinen nokta bir kırılma noktasıdır. Milletin dinine sahip çıkması gerekir, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, sivil toplum kuruluşlarının, dini bütünlüğümüzü bozarak milli bütünlüğümüzü de tahrip etmek isteyenlere karşı hukuk kuralları içerisinde haddini bildirmesi gerekir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- İç cepheyi tanımlayalım mı? / 09.01.2026
- Para imparatorluğu çökerken / 08.01.2026
- Emekli ve asgari ücretlinin gücü görmezden gelinemez / 05.01.2026
- Güven çökmeden devlet çökmez, güven çökerse her şey çöker / 04.01.2026
- Ortadoğu’da parçalanan devletler ve Türkiye’ye biçilen rol / 03.01.2026
- 2025’in zifiri karanlığından 2026’nın şafağına: Çözüm var! / 01.01.2026
- Kürt meselesi kimin meselesidir? / 26.12.2025
- DEM açık, AKP-MHP çelişkili, CHP kararsız / 25.12.2025
- Asgari ücret değil, asgari hayat / 21.12.2025
- Dün ile bugün arasında bir düşünce köprüsü / 19.12.2025
- Para imparatorluğu çökerken / 08.01.2026
- Emekli ve asgari ücretlinin gücü görmezden gelinemez / 05.01.2026
- Güven çökmeden devlet çökmez, güven çökerse her şey çöker / 04.01.2026
- Ortadoğu’da parçalanan devletler ve Türkiye’ye biçilen rol / 03.01.2026
- 2025’in zifiri karanlığından 2026’nın şafağına: Çözüm var! / 01.01.2026
- Kürt meselesi kimin meselesidir? / 26.12.2025
- DEM açık, AKP-MHP çelişkili, CHP kararsız / 25.12.2025
- Asgari ücret değil, asgari hayat / 21.12.2025
- Dün ile bugün arasında bir düşünce köprüsü / 19.12.2025




























































































