Dünkü makalemde daha çok Cumhuriyeti kutlamayanlardan bahsetmiştim. Ancak bu sizi yanıltmasın, bunlar karanlıkta ıslık çalanlar. Bir ışık gördükleri zaman hemen sesleri kesilir. Cumhuriyetimizin 100. yıl kutlamalarında ışık saçan etkinlikler de yok değildi. Hemen belirtelim, Cumhuriyeti şölen olarak kutlayan tek siyasi parti Bağımsız Türkiye Partisi idi. Bostancı Gösteri Merkezi hınca hınç dolmuştu. Şölen içerik olarak çok zengindi. Anadolu folkloru, zeybek, halay ve horon ile temsil edildi. Azerbaycan'dan gelen grup gerçekten salonu mest etti. Salonda biteviye coşku hakimdi. Cumhuriyet Bayramı'nı kutlamak BTP'nin önemli geleneklerinden birisidir. BTP'nin Ebedi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Hocamız "Evlerinize Türk Bayrağı asın; yoksa düşmanlar gelir kendi bayraklarını sizin evlerinize asarlar" demiştir.
BTP'nin Cumhuriyet şöleninde Genel Başkan Hüseyin Baş Bey bakın ne dedi. Cumhuriyetin ne olduğunu biliyor musunuz, saltanatın bir ailenin hükümranlığı olduğu burada seçim olmadığı, liyakat dikkate alınmadığı halk ise sultanın "reaya" (sürüsü) olarak görülürdü. Oysa Cumhuriyet ile halkın bizzat kendi kendisini yönettiğini ve milletin devletin bizzat sahibi olduğunun altını çizdiler. Cumhuriyet yönetiminde bir köylü çocuğu çıkar, Anadolu'nun en ücra köşesindeki çoban çıkar, yurdun en fakir insanı çalışır çabalar gelir bürokrat olur, diplomat olur, bakan olur, Cumhurbaşkanı olur her şey olur. Hüseyin Baş Bey bir konunun daha altını çizdi. Bugün Cumhuriyete ve Atatürk'e karşı çıkanlar Mustafa Kemal Atatürk devleti kurtardığı için değil yönetimi Türk milletine verdiği için kızıyorlar. Bu Batı'nın oyunudur, batının oyununa geliyorlar. Bugün Cumhuriyet olmasaydı o oturduğunuz saraylara, o oturduğunuz koltuklara oturamazdınız hatta önünden bile geçemezdiniz kardeşim.
Atamızı anlamak açısından çok önemli bir hususu hatırlatmak isterim. Fahrettin Altay anlatıyor. Fahrettin Altay 9 Eylül'de İzmir'e giren süvari kolordusu komutanıydı. Mustafa Kemal Atatürk'e, "Atam siz Cumhuriyeti niçin 29 Ekim'de ilan ettiniz, neden 3 gün önce veya 5 gün sonra değil" diye soruyor. Atatürk, "Mütarekenin ilk günlerini hatırlarsın" diyor, "Saray ve hükümet teslim olmuştu ve tamamen işgal kuvvetlerinin esiri durumdaydı, Saray bu halden memnun oluyor, Saray canını kurtarsın da ne olursa olsun. Fakat ben bunu kabul edemezdim, buna karşı koymakla bir çıkış yolunu temin ederek mazlum milleti tarih sahnesinden silmek, ortadan kaldırmak isteyenlere karşı harekete geçmek için kendimi vazifeli saymıştım" diyor. "Benim inandığım ideale benimle beraber olanlar da bağlandılar" diyor ve şunu söylüyor: "Mondros Mütarekesi 30 Ekim'de imzalanmıştı, vatan parçalanmış, istilaya uğramıştı. 5 yılın içerisine biz büyük bir inkılap sığdırdık, yaşadığımız şartlara duçar olmuş hangi milletin tarihinde bu var. Devamında ise beni en çok mesut eden hadise bu mazlum milletin hak ettiği yere gelmesidir, Mondros'un tarihi 30 Ekim'dir, Cumhuriyetin ilan tarihi ise 29 Ekim. Sanırım o zamanki devletler bunu anlamışlardır" diyor ve Atatürk bir an duruyor, Fahrettin Paşa'ya bakıyor sonra elini masanın üzerine vurarak "Deyiniz ki bu tarihten silinmek istenilen bir milletin öcüdür."
Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın dediği gibi "Atatürk devlettir, Atatürk millettir, Atatürk bayraktır, Atatürk birleştirici harçtır." Atatürk'ün izinden gidilmediği takdirde Allah muhafaza gidişat bir Gazze olur, gidişat Arap Baharının yaşandığı devletlerden biri olmak olur. İsrail Gazze'de taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayacak şekilde saldırıyor. O bölgeyi tamamen ele geçirmek kendi yerleşim yerlerini kurmak istiyor. Filistin konusunu icraat ile değil de sadece söylemle geçiştirmeye kalkarsanız bu bir zafiyet oluşturur. Nitekim İsrail ertesi gün maalesef üzülerek ifade ediyorum bizim Türklerin Gazze'deki hastanesini bombalamıştır. Cumhuriyet şöleninde Hüseyin Baş "hükümet miting yapmaz icraat yapar" dedi. Neden çünkü iktidar icraat yeridir. Yapılan miting olsa olsa iç siyasete yönelik bir tiyatro olur. Madem siz Gazze'deki yapılanlara karşısınız Kürecik'teki İsrail'in Demir Kubbe'sine veri sağlayan radar istasyonunu kapatırsınız, Konya Ovası'nda İsrailli pilotların eğitimine son verirsiniz, ülkemiz üzerinden Azerbaycan petrollerinin İsrail'e gönderilmesini durdurursunuz. Ama bunları yapmıyorlar. Yine Hüseyin Baş beyin ifade ettiği Filistin'e en fazla destek veren Suriye'nin tarumar edilmesine yardım ederek Filistin'i, Gazze'yi hedef haline getirdiğinizi de unutmayın tarih de unutmayacaktır.
Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünü kutluyorum ve 100. yılına ulaşmış bir vatandaş olarak birey olarak mutluyum gururluyum. Cumhuriyetimizin geleceği konusunda ümitliyim. Bu ümidin kaynağı da bizzat milletimizdir. 29 Ekim'de Anıtkabir yeniden bir tarih yazdı. 1.182.425 kişi Atamızı ziyaret etti. Bakın bu gerçek bir sayı, öyle hayali bir miting rakamı değil. İşte bu buluşma millet ile Atası arasındaki bağlılığı da gösteriyor. Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın bir ikazını hatırlatalım. "Milli bayramlarını kutlamayan milletler, dini bayramlarını kutlayacak vatan bulamazlar!"
Evet millet olarak evlerimize bayrak asmaya devam edeceğiz.
Ulan gerzek, reaya kelime manasıyla "gozetilen, her türlü tehlikeye karşı koruma" anlamındadır. Hz. Peygamber (s.a.s), erkek ailesinin gozeticisidir, ailesi de reaya yani gozetilen olarak yani maddi ve manevi her türlü tehlikeye karşı korumalıdır. buyuruyor. Rum pontus asıllı papaz hocaturkun, öğrencisi.
- Kürt meselesi kimin meselesidir? / 26.12.2025
- DEM açık, AKP-MHP çelişkili, CHP kararsız / 25.12.2025
- Asgari ücret değil, asgari hayat / 21.12.2025
- Dün ile bugün arasında bir düşünce köprüsü / 19.12.2025
- ABD bütçesiyle ayakta tutulan terör / 18.12.2025
- Sınırın gerçeği: Kilis’ten Türkiye’ye / 16.12.2025
- Bir kongre: “Dağ başını duman almış” / 15.12.2025
- Türkiye darboğazda değil, kuşatma altında / 13.12.2025
- Biz atadan geldik, ataya gideriz / 12.12.2025


































































































