Fenerbahçe, tılsımlı stadı Şükrü Saraçoğlu'nda Mustafa Denizli yönetiminde üst üste19. lig maçını da kazandı. Ligin hayranlık uyandıran takımı Ankaragücü de bu büyüyü bozamadı. Daha doğrusu, Ankaragücü'nün büyüsü bozuldu.
Önceki gün iki sarı-lacivertli takım arasında oynanan karşılaşma 'modern derbi' niteliğindeydi. Nereden çıktı demeyin bu modern derbi kavramı? Hemen izah edelim. Bana göre, Fenerbahçe-Galatasaray-Beşiktaş-Trabzonspor yani lig şampiyonluğunu tatmış takımlar arasında yapılan karşılaşmalar 'klasik derbi' niteliğindedir. Modern derbi tabiriyle lige 'flaş giriş yapan ve bu girişin peşini getiren' takımlarla şampiyonluğa ulaşmış takımlar arasındaki karşılaşmaları kastediyoruz. Geçen yıl bu flaş takım Gaziantepspor idi. Bu yıl ise kuşkusuz Ankaragücü.
Önceki gün başarılı teknik adam Ersun Yanal yönetimindeki Ankaragücü, modern futboldan güzel örnekler ortaya koydu. Ankaragücülü futbolcular koştular, pres yaptılar, şut attılar... Kısaca Fenerbahçe'yi kontratak futbol oynamaya mahkum ettiler! Ama iyi etmediler. Burada yanıldılar. Çünkü Glasgow Rangers yorgunu Sarı-Kanaryalılar'ın da istediği böyle bir futbol tarzıydı. Dolayısıyla göze hoş gelmese de rahat oynadılar, kendilerini sıkmadılar. Üstelik de farklı kazandılar.
Fenerbahçe maça Ogün'ün daha ilk dakikada kaydettiği 'şok' golle adeta 1-0 önde başladı. Bu gol, Ankaragücü'nün hesaplarını bozdu. Ancak Başkent ekibi yılmadı. Özellikle sol kanattan Hakan Keleş, Rogerio ve Augustine ile Fenerbahçe'nin 18'inin içine aktı. Bu futbolcular golcü Kennedy'yi beslediler. Ancak bu taarruzlar sonuç gfetirmedi. Sadece sol kanat değil, sağ kanadı ve orta koridoru da iyi kullandılar. Ama futbolda, iyi oyuna 'puan' verilmiyor; rakip fileleri havalandırabilirsen hanene gol yazdırabiliyorsun! Ankaragücü aynı güzel oyununu ikinci yarıda da sürdürdü. Ama ne Johnson'u, ne de Rüştü'yü geçebildiler.
Kanaryalar, bu maçı ölü toplarla kurtardı. Revivo'nun akıl dolu serbest vuruşu, Ankaragücü kalecisi Da Silva'nın iyi yer tutamayışı yüzünden Fenerbahçe'yi bir anda beklenmedik bir şekilde 2-0'lik üstünlüğe taşıdı. Aynen ikinci golde olduğu gibi, bu kez Ümit Özat (Anlaşılan önceden çok iyi kurgulanmış bir paylaşımdı bu) Da Silva'yı avladı. İlk iki haftada 14 gol atmış, sadece 1 gol emiş Ankaragücü'nün 32 dakika içinde 3 gol birden yemesi, başkent ekibini sindirdiyse de, çökertemedi. Yine tıpkı Almanlar gibi bildikleri oyunu sergilemeye devam ettiler. Ve de hakettikleri gole ulaşmakta da zorluk çekmediler. Ancak o kadar!
Yukarıda kaydettiğimiz gibi sadece iyi futbol yetmiyor maçı kazanmak için. Bilinçi oyun da şart. Fenerbahçe 'bilinçili' oynadı; fırsatları değerlendirdi. Büyük takım olmanın en dikkat çeken özelliği de bu değil mi?
Kanarya'da önceki gün iki futbolcu şayan-ı dikkat bir oyun sergiledi: Kaleci Rüştü ve Johnson. Rüştü, sakat olmasına rağmen Yılmaz'ın sert frikiklerinde iyi yer tuttu. Maç boyunca çok iyi kurtarışlar yaptı. Johnson ise hem orta sahada, hem defansta Ankaragücü'nün olgunlaşan ataklarına ayak koyarak, bunları gümletti.
Sonuçta Sarı-Kanaryalar, Şükrü Saraçoğlu stadındaki yenilmezlik unvanlarını bu maçta da korumuş oldular. Umarız, Şampiyonlar Ligi'ndeki 3 maçta da bu unvanlarını korurlar ve tüm Türkiye'nin yüzünü güldürürler.
Recep BAHAR
Önceki gün iki sarı-lacivertli takım arasında oynanan karşılaşma 'modern derbi' niteliğindeydi. Nereden çıktı demeyin bu modern derbi kavramı? Hemen izah edelim. Bana göre, Fenerbahçe-Galatasaray-Beşiktaş-Trabzonspor yani lig şampiyonluğunu tatmış takımlar arasında yapılan karşılaşmalar 'klasik derbi' niteliğindedir. Modern derbi tabiriyle lige 'flaş giriş yapan ve bu girişin peşini getiren' takımlarla şampiyonluğa ulaşmış takımlar arasındaki karşılaşmaları kastediyoruz. Geçen yıl bu flaş takım Gaziantepspor idi. Bu yıl ise kuşkusuz Ankaragücü.
Önceki gün başarılı teknik adam Ersun Yanal yönetimindeki Ankaragücü, modern futboldan güzel örnekler ortaya koydu. Ankaragücülü futbolcular koştular, pres yaptılar, şut attılar... Kısaca Fenerbahçe'yi kontratak futbol oynamaya mahkum ettiler! Ama iyi etmediler. Burada yanıldılar. Çünkü Glasgow Rangers yorgunu Sarı-Kanaryalılar'ın da istediği böyle bir futbol tarzıydı. Dolayısıyla göze hoş gelmese de rahat oynadılar, kendilerini sıkmadılar. Üstelik de farklı kazandılar.
Fenerbahçe maça Ogün'ün daha ilk dakikada kaydettiği 'şok' golle adeta 1-0 önde başladı. Bu gol, Ankaragücü'nün hesaplarını bozdu. Ancak Başkent ekibi yılmadı. Özellikle sol kanattan Hakan Keleş, Rogerio ve Augustine ile Fenerbahçe'nin 18'inin içine aktı. Bu futbolcular golcü Kennedy'yi beslediler. Ancak bu taarruzlar sonuç gfetirmedi. Sadece sol kanat değil, sağ kanadı ve orta koridoru da iyi kullandılar. Ama futbolda, iyi oyuna 'puan' verilmiyor; rakip fileleri havalandırabilirsen hanene gol yazdırabiliyorsun! Ankaragücü aynı güzel oyununu ikinci yarıda da sürdürdü. Ama ne Johnson'u, ne de Rüştü'yü geçebildiler.
Kanaryalar, bu maçı ölü toplarla kurtardı. Revivo'nun akıl dolu serbest vuruşu, Ankaragücü kalecisi Da Silva'nın iyi yer tutamayışı yüzünden Fenerbahçe'yi bir anda beklenmedik bir şekilde 2-0'lik üstünlüğe taşıdı. Aynen ikinci golde olduğu gibi, bu kez Ümit Özat (Anlaşılan önceden çok iyi kurgulanmış bir paylaşımdı bu) Da Silva'yı avladı. İlk iki haftada 14 gol atmış, sadece 1 gol emiş Ankaragücü'nün 32 dakika içinde 3 gol birden yemesi, başkent ekibini sindirdiyse de, çökertemedi. Yine tıpkı Almanlar gibi bildikleri oyunu sergilemeye devam ettiler. Ve de hakettikleri gole ulaşmakta da zorluk çekmediler. Ancak o kadar!
Yukarıda kaydettiğimiz gibi sadece iyi futbol yetmiyor maçı kazanmak için. Bilinçi oyun da şart. Fenerbahçe 'bilinçili' oynadı; fırsatları değerlendirdi. Büyük takım olmanın en dikkat çeken özelliği de bu değil mi?
Kanarya'da önceki gün iki futbolcu şayan-ı dikkat bir oyun sergiledi: Kaleci Rüştü ve Johnson. Rüştü, sakat olmasına rağmen Yılmaz'ın sert frikiklerinde iyi yer tuttu. Maç boyunca çok iyi kurtarışlar yaptı. Johnson ise hem orta sahada, hem defansta Ankaragücü'nün olgunlaşan ataklarına ayak koyarak, bunları gümletti.
Sonuçta Sarı-Kanaryalar, Şükrü Saraçoğlu stadındaki yenilmezlik unvanlarını bu maçta da korumuş oldular. Umarız, Şampiyonlar Ligi'ndeki 3 maçta da bu unvanlarını korurlar ve tüm Türkiye'nin yüzünü güldürürler.
Recep BAHAR
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.