Dikkat ederseniz son zamanlarda yine “dinler arası diyalog” ve onun siyasi uzantısı “medeniyetler arası ittifak” projeleri ön plana çıkartılıyor.
Kazakistan’ın başkenti Astana’da dinler arası diyalog toplantısı yapılırken İstanbul’da da Birleşmiş Milletler (BM) Medeniyetler İttifakı İştirakçiler Forumu tertip edildi.
Kazakistan’daki toplantıda, Kazakistan’ın Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev dünyada barış ve hoşgörüye ulaşmanın tek yolunun dinler arası diyalogdan geçtiğini ifade ederken, İstanbul’daki toplantıda da Lübnan Başbakanı Necip Mikati, “Ezan sesleri ve kilise çanları birbirine karışıyorsa işte ‘medeniyet budur’ demekteyiz” ifadesini kullandı.
Bu tür organizasyonların masraflarının ve burada alınan kararlar uygulanırken yapılan harcamaların özellikle bu toplantılara katılan İslam ülkeleri tarafından karşılandığını dikkate aldığımızda çok ilginç bir netice ortaya çıkmaktadır.
Eskiden misyonerlik faaliyetlerini bizzat Vatikan ve siyasi amacı olan diğer batılı ülkeler finanse ederlerdi, bugün ise örtülü misyonerlik olan dinler arası diyalog ve medeniyetler arası ittifak faaliyetlerini Hıristiyanlaştırma kapsamında bulunan ülkelerin bizzat liderleri finanse ediyor.
Dikkat çekilmesi gereken bir konu da şudur: Bu tür diyalog organizasyonları genellikle ya Batı İslam ülkelerini işgal sürecinde bir tıkanıklık yaşadığı zaman gündeme geliyor, ya da kanlı bir işgal sonrası ayağa kalkmaya meyilli olan Müslüman halkların dirençlerini kırmak için gündeme geliyor.
Bugün gelinen noktada BOP’ta ciddi bir tıkanıklık yaşanmaktadır. Rusya ve Çin’in Suriye ve İran konusunda Libya ve Irak gibi bir işgale asla izin vermeyeceğini belirtmesi ve BM’nin elini kolunu bu manada bağlaması, ABD ve yandaşlarını zor duruma sokmuştur.
BM’yi ve NATO’yu devreye koyamayan işgalciler bu sefer yandaş olan İslam ülkelerini hedef ülkelere karşı organize etmeye çalışmaktadır.
Her ne kadar dinler arası diyalog toplantısı Kazakistan’da, medeniyetler arası ittifak toplantısı da İstanbul’da tertip edilse de, organizasyonun gerçek sahipleri ABD, İsrail ve de Vatikan’dır.
Bu arada bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. BOP kapsamında ilk hedef olarak görülen ülke Suriye ve de ardından İran’dır.
Fakat her geçen gün karışıkların arttığı ülke Lübnan, terör eylemlerinin arttığı ülke ise Türkiye’dir. Sizce neden?
İran ve Suriye’nin ortak özelliği Batı emperyalizmine karşı dik bir duruş sergileyebilmesi ve de Batının rakibi olan ülkelerle işbirliğine gitmesidir. Durum böyle olunca batılı ülkeler işgal ve fitne konusunda rahat olamamaktadır, istedikleri neticeye ulaşamamaktadır.
Lübnan’da ve Türkiye’de ise her gün çatışma vardır. Lübnan’daki çatışmalar mezhepsel bazda ön plana çıkmaktadır, Türkiye’de ise terör kapsamında… Ama Alevi kardeşlerimizin kapılarına işaret konulması ve tehditlerin artması dikkate alınırsa çatışmalar mezhepsel boyuta taşınmak istenmektedir.
Lübnan ve Türkiye’nin ortak noktası liderlerinin Batıya ram olmalarıdır. Türkiye’nin siyasileri medeniyetler arası ittifak projesinde eşbaşkanlık yaparken –gerçi İspanya yavaş yavaş elini çekiyor, Türkiye tek başına kalıyor- Lübnan’ın liderleri de aynı projeye sonuna kadar destek vermektedir. Lübnan Başbakanı’nın açıklamasını yukarıda aktardık.
Görünen o ki, batının arzuladığı çatışma ve kaos ortamı batı emperyalizmine direnen ülkelerden ziyade, batıya ram olanların ülkelerinde daha hızlı zemin bulmaktadır.
Her zaman ifade ediyoruz, batı işgale her zaman hedefte gösterdiği ülkelerden değil, dişini rahatlıkla geçirebileceği ülkelerden başlar.
Kazakistan’ın başkenti Astana’da dinler arası diyalog toplantısı yapılırken İstanbul’da da Birleşmiş Milletler (BM) Medeniyetler İttifakı İştirakçiler Forumu tertip edildi.
Kazakistan’daki toplantıda, Kazakistan’ın Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev dünyada barış ve hoşgörüye ulaşmanın tek yolunun dinler arası diyalogdan geçtiğini ifade ederken, İstanbul’daki toplantıda da Lübnan Başbakanı Necip Mikati, “Ezan sesleri ve kilise çanları birbirine karışıyorsa işte ‘medeniyet budur’ demekteyiz” ifadesini kullandı.
Bu tür organizasyonların masraflarının ve burada alınan kararlar uygulanırken yapılan harcamaların özellikle bu toplantılara katılan İslam ülkeleri tarafından karşılandığını dikkate aldığımızda çok ilginç bir netice ortaya çıkmaktadır.
Eskiden misyonerlik faaliyetlerini bizzat Vatikan ve siyasi amacı olan diğer batılı ülkeler finanse ederlerdi, bugün ise örtülü misyonerlik olan dinler arası diyalog ve medeniyetler arası ittifak faaliyetlerini Hıristiyanlaştırma kapsamında bulunan ülkelerin bizzat liderleri finanse ediyor.
Dikkat çekilmesi gereken bir konu da şudur: Bu tür diyalog organizasyonları genellikle ya Batı İslam ülkelerini işgal sürecinde bir tıkanıklık yaşadığı zaman gündeme geliyor, ya da kanlı bir işgal sonrası ayağa kalkmaya meyilli olan Müslüman halkların dirençlerini kırmak için gündeme geliyor.
Bugün gelinen noktada BOP’ta ciddi bir tıkanıklık yaşanmaktadır. Rusya ve Çin’in Suriye ve İran konusunda Libya ve Irak gibi bir işgale asla izin vermeyeceğini belirtmesi ve BM’nin elini kolunu bu manada bağlaması, ABD ve yandaşlarını zor duruma sokmuştur.
BM’yi ve NATO’yu devreye koyamayan işgalciler bu sefer yandaş olan İslam ülkelerini hedef ülkelere karşı organize etmeye çalışmaktadır.
Her ne kadar dinler arası diyalog toplantısı Kazakistan’da, medeniyetler arası ittifak toplantısı da İstanbul’da tertip edilse de, organizasyonun gerçek sahipleri ABD, İsrail ve de Vatikan’dır.
Bu arada bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. BOP kapsamında ilk hedef olarak görülen ülke Suriye ve de ardından İran’dır.
Fakat her geçen gün karışıkların arttığı ülke Lübnan, terör eylemlerinin arttığı ülke ise Türkiye’dir. Sizce neden?
İran ve Suriye’nin ortak özelliği Batı emperyalizmine karşı dik bir duruş sergileyebilmesi ve de Batının rakibi olan ülkelerle işbirliğine gitmesidir. Durum böyle olunca batılı ülkeler işgal ve fitne konusunda rahat olamamaktadır, istedikleri neticeye ulaşamamaktadır.
Lübnan’da ve Türkiye’de ise her gün çatışma vardır. Lübnan’daki çatışmalar mezhepsel bazda ön plana çıkmaktadır, Türkiye’de ise terör kapsamında… Ama Alevi kardeşlerimizin kapılarına işaret konulması ve tehditlerin artması dikkate alınırsa çatışmalar mezhepsel boyuta taşınmak istenmektedir.
Lübnan ve Türkiye’nin ortak noktası liderlerinin Batıya ram olmalarıdır. Türkiye’nin siyasileri medeniyetler arası ittifak projesinde eşbaşkanlık yaparken –gerçi İspanya yavaş yavaş elini çekiyor, Türkiye tek başına kalıyor- Lübnan’ın liderleri de aynı projeye sonuna kadar destek vermektedir. Lübnan Başbakanı’nın açıklamasını yukarıda aktardık.
Görünen o ki, batının arzuladığı çatışma ve kaos ortamı batı emperyalizmine direnen ülkelerden ziyade, batıya ram olanların ülkelerinde daha hızlı zemin bulmaktadır.
Her zaman ifade ediyoruz, batı işgale her zaman hedefte gösterdiği ülkelerden değil, dişini rahatlıkla geçirebileceği ülkelerden başlar.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- ABD, bu şartlarda İran’a saldırabilir mi? / 31.01.2026
- Hukuku tanımayan ülkenin parasını kimse tanımaz! / 30.01.2026
- ABD’den İran’a ‘maksimum baskı’ politikası tutar mı? / 29.01.2026
- Savaşa, kavgaya gerek yok: MEM var / 28.01.2026
- Bayrağımıza saldırı, milli değerlerin tartışmaya açılmasının sonucudur / 24.01.2026
- Bayrağımıza saygısızlık kabul edilemez / 22.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Hukuku tanımayan ülkenin parasını kimse tanımaz! / 30.01.2026
- ABD’den İran’a ‘maksimum baskı’ politikası tutar mı? / 29.01.2026
- Savaşa, kavgaya gerek yok: MEM var / 28.01.2026
- Bayrağımıza saldırı, milli değerlerin tartışmaya açılmasının sonucudur / 24.01.2026
- Bayrağımıza saygısızlık kabul edilemez / 22.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
























































































