AKP'NİN AB politikası sarpa sarmış bulunmaktadır. AKP'nin dış politikasının tamamı da sarpa sarmıştır diyebiliriz. Ama AKP'nin dış politikada en çok sorumlu olduğu şey bize kalırsa AB için yaptığı akıl almaz fedakarlıklardır. Bu uğurda eski kimliklerini bile inkar ettiler. Bahaneleri de daha çok demokrasi idi. Hedeflerini ise şöyle açıklamak mümkün: Birincisi, orduyu dengede tutmak. İkincisi, Avrupa normlarıyla türban meselesine bir çözüm getirmek. Bu açıklamalar ne kadar gayriakli görünse de, eski kimliklerini inkar ettirecek bir ters düşme için başka bir açıklama da ortalarda görülmüyor. Ne var ki, şu son terör hareketleri ve onun karşısında İngiltere'nin düştüğü durum ve bütün Avrupa'nın teröre mani olabilmek için gerek insan hakları, gerekse demokrasi anlayışından vermeye başladıkları tavizler. Hatta ondan önce Fransa'nın 'türban' meselesinde özgürlük ve demokrasi anlayışını terk edişi AKP'nin ne kadar yanlış bir yolda olduğunu en miyop gözlere bile göstermektedir.İki türlü norm varAMA bu yanlışlığı görmek için terörü beklemeye gerek var mıydı? Bu suali bilhassa, ne yapalım AB'ye girmesek bile, hiç olmazsa AB normlarını ülkeye getirdik gibi züğürt tesellisi izanları duyunca sormak bir görev oluyor. Avrupa normları iki türlüdür. Birisi ticari, ekonomik, teknik normlardır. Bunları almak daha lüzumlu ve daha kolaydır. AB'ye girilmese dahi bazılarını almak şart ve gerekli olabilir. Diğeri de siyasi, ahlak" ve hukuki normlardır. Çünkü ekonomi, teknik ve ticar" sahalardaki normlar globalleşmeye en yatkın normlardır. Halbuki, siyasi, ahlak", hukuki normlar bir toplumun hem şahsiyetini temsil eder, hem de güvenliğini temin eder. Bu sebepten Türk normlarına aykırı siyasi ahlak" normların bazılarını ise asla almamak gerekebilir.Şu son terör olaylarında, Türkiye'yi teröristlere karşı bile ve sanki terör önlenmesin için, insan haklarına son derecede riayetkar görmek isteyen ve bunu zorla yaptırmaya kalkan, yoksa siz AB'ye layık olamazsınız diye şantaj yapan ülkelerin iş kendilerine gelince nasıl demokrasiyi falan unuttukları ortaya çıktıktan sonra bile, bizim AKP Hükumeti nasıl ketempereye getirildiğini göremez ve uyanmazsa görmek ve uyanmak istemiyor demektir. Vahdeddin'in suçu değilAB'nin, idam cezasının kaldırılmasından, sonra bile bizdeki teröristleri hala özgürlük savaşçısı gibi görmeyi terk etmemesinden ve AB'ye girebilmemiz için mutlak surette Kıbrıs Rum Devleti'ni tanıma ve TÜRK'ün haklarını ayak altına alan manevralarını AKP hala görememişse, demektir ki, bütün bunları AB'ye giremese bile yapmaya azmetmiş ve konuda kendisini çözülmez şekilde bağlamıştır... Zira, artık AB kapılarının bize kapandığını görmemek için bilmem ki ne olmak gerektir. AB açıkça bize Sevr şartlarını dikte etmekte ve bizi bölmeye ve yutmaya hazırlanmaktadır.Bugünlerde Vahdeddin'in hain olup olmadığından Sevr'i kabul edip etmediğinden bahsediliyor. Sevr kabul edilmiş bir muahede değildir, sadece parafe edilmiştir. Ama o zaman Vahdeddin, kendi suçu olmayan bir savaştan mağlup çıkmış, işgal altına düşmüş bir ülkenin bahtsız bir hükümdarı idi. Ya AKP'ye ne oluyor? Kendisine AB'ye girsen de, girmesen de 'AB normlarını alma' diyen mi var. Mesela 'Hızlı Tren' konusunda, AB normlarını şöylece bir düşünün bakalım. O zaman görürsünüz ki AKP'nin AB normlarında politikası gerekenleri alma, gerekmeyenleri ise egemenliği feda etmeyi göze alarak kabullen. AKP, yoksa Türkiye'yi de bir hızlı trene mi bindirmek istemektedir?Daha doğrusu şu Lozan'ın yıldönümü günlerinde AKP hangi ihtirasların, hangi yan hesapların işgali altında? Ergun Göze / Tercüman
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.