Bilmem siz de oynar mısınız, çevrenize yabancı gözle bakma oyununu? Her gün gördüklerinizi sanki ilk kez görüyormuşcasına görmeye, her gün duyduklarınızı sanki bu birinciymiş gibi dinlemeye çalışır mısınız? Brecht'in epik tiyatrosundaki 'yabancılaştırma efekti' gibi bir şeydir bu. Kültürel körleşmeye iyi gelir. Normal görünmeye başlamış olan bazı şeylerin hiç de normal olmadığını görmenizi sağlar. Son zamanlarda Ankara'ya bu gözlerle bakmaya çalışıyorum ve 'gördüklerim' beni kaygılandırıyor. Ankara gittikçe daha akortsuz bir orkestraya benziyor. Gelin görün ki, akort sağlamaya çalışan bir orkestra şefi yok. Askerlerle hükümet arasında sık sık ortaya çıkan ve dışarıya yansıyan görüş ayrılıkları, yargı ile hükümet arasındaki gerginlikler, MİT Müsteşarı'nın alışılmadık çıkışı, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ile KKTC Cumhurbaşkanı Talat arasındaki polemik, Başbakan'ın bazı kararlarını bakanlarının basından duyuşu, vb. vb. Dışarıdan bakınca Ankara, iktidar zeminlerinde kaymalar yaşanan ve kimin üstte kalacağı henüz belli olmayan mütereddit bir başkent görüntüsü veriyor. Eşgüdüm sistemleri devreden çıkmış. Dışarıya yansımaması gereken; birilerinin, örneğin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in girişimiyle hemen çözülebilecek birçok konu dışarıya yansıyor, mücadelesi medya üzerinden ve yıpratma amaçlı olarak yapılıyor. Taraflar ortak hedeflere doğru ilerlemek yerine birbirlerine gol atma çabasında görünüyorlar... Çokseslilik değil bu. Çokseslilik demokrasinin gübresidir. Konuların farklı kesimlerce özgürce tartışılabilmesini, sorunlara yeni çözümler bulunmasını mümkün kılar. Ankara, çoksesli harmoniden uzak kakofonik bir başkent görünümünde. Sözler uçuşuyor, ama gerçek bir tartışma cereyan etmiyor. Taraflar birbirlerini dinlemiyorlar. Demokratik uzlaşma çerçevesinde samimi bir ikna etme çabası yok. İtiş kakış var. Uzaktan ve yabancı gözlerle bakınca, bunun ciddi bir 'zaaf' olarak görüneceğini biliyoruz. Böyle bir başkent ağır kararları alıp uygulamaya koyabilir mi? Belirli hedeflerin arkasında kenetlenebilir mi? Türkiye oldukça yumuşak geçen 2006 yılında bu zaafı hastalığa dönüştürmeden taşıyabildi. Peki, 2007'de ne olur? Özellikle Irak'ta tiktakları duyulan saatli bombalar patlarsa ne olur? Ankara'ya yabancı gözlerle bakanların harıl harıl bu sorulara yanıt aradıklarına eminim. Çözüm demokrasi içinde bulunacaktır. Mayıs ayında kimin Cumhurbaşkanı olacağı bu zaafın giderilip giderilemeyeceği açısından da önemlidir. Tüm ülkenin üzerinde uzlaşacağı bir orkestra şefinin bulunması zaafa dönüşmüş kakofoniyi azaltabilir. O da işe yaramazsa sırada genel seçimler var. Son sözü, ama şöyle ama böyle, millet söyleyecektir.Haluk Şahin
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.