Huneyn savaşında ders alınması gereken pekçok hikmet ve ibret görmekteyiz.
Huneyn Savaşı bize âdet-i ilahiye ve adalet-i ilâhîyeyi tanıtması bakımından da çok mühimdir. Hak dâvâ kendi mantığı, mantalitesi ve kurallarıyla yaşar. Bu mantık kaybolduğu, bu kurallar ihlâl edildiği zaman mukadder netice kaçınılmaz olur. Mekke'nin fethiyle şahlanan İslâm ordusu, Huneynle bir nefis muhasebesi yapmak zorunda kalmıştır. Allah Resûlü, bozgunun sebebini çok iyi tespit ettiği için telafi yolunu da görmüş, Allah'a iltica ve orduyu savaşa teşvikle bozgunun zafere dönmesini sağlamıştır.
Huneyn Savaşıyla Müslümanların karşı karşıya bulundukları gerçek ve üzerlerinde cereyan eden adl-i ilâhî Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle anlatılır:
"Andolsun ki, Allah, birçok savaş meydanında ve Huneyn gününde size yardım etmiştir. O Huneyn gününde ki, o gün, çokluğunuz size gurur ve güven vermişti de bu, size gelecek kazadan bir şey gidermeğe yaramamıştı. Yeryüzü, o genişliği ile beraber başınıza dar gelmiş, bozularak arkanıza dönüp kaçmıştınız. Bu bozgundan sonradır ki, Allah, Resûlü'nün ve mü'minlerin gönülleri üzerine sükûnet veren rahmetini indirdi. Görmediğiniz ordularını indirdi ve kâfirleri azaba uğrattı. Bu o kâfirlerin cezası idi. Sonra Allah, bunun ardından, kimi dilerse, onun tevbesini kabul eder. Allah, çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir."
Yine dağılıp kaçma esnasında çağrı ile beraber birliğe teşvikin önemini buradan anlıyoruz. Cihada, birlik ve beraberliğe teşvik esastır. İnsan hataya düşünce onun kendi kendine düzelmesini beklemek ayrı bir hatadır. Öyleyse; insan, hayra teşvik etmeli, Hakk'a hizmet yolunda derlenip toparlanmalıdır. Böyle bir tavıra Allah bereket verir ve zafer müyesser olur.
Karışıklık esnasında, en zayıf anda, düşman, en önemli merkeze, yani lidere hücum eder. Çünkü dâvâ liderin şahsında temsil edilir. O susturulursa dâvânın müessiriyeti kalmaz. O halde böyle anlarda liderin korunması çok önemlidir. Nitekim, bir avuç samimi mü'min, Huneyn'in o tehlikeli anında Resûlü Ekremi titizlikle korumuşlardır. Bu noktada, düşmanın içerisine dalmak için hamle yapan Resûlullah'ın katırının dizginlerine yapışarak Resûlullah'ı korumaya çalışan Hz. Abbas (ra), bu engin sevgi ve şuurun en güzel örneğini ortaya koymuşlardır.
Huneyn'de savaştan kaçıp Mekke'ye dönenlerin Müslümanlar üzerinde psikolojik bir yılgınlığa sebep olduklarını görüyoruz. Bu, bize harpte moral ve inisiyatifi korumanın ne kadar önemli olduğunu öğretmektedir. Harbe teşvikin önemi kadar psikolojik yılgınlığın ve güvensizliğin tehlikesi de büyüktür.
a Huneyn bozgunu esnasında Resûlü Ekremin duası, büyük anlam taşır. Herşey Allah'a râcidir; harbin sebebi de cereyanı da, sonucu da. O halde; herşeyi kudretinde bulunduran, her an her istediğini yapabilen Hak'tan istemek lazımdır.
İşte Resûlü Ekrem, bunu yapmış; dua ve niyazla Allah'a iltica etmiş, mü'minlerin birliğini ve neticede zaferi talep etmişti. Nitekim O'nun duası müstecab oldu. Birçok semavî müşahadeler zuhur etti; ilahî yardım ulaştı. Neticede zafer müyesser oldu.
Öyleyse mü'min; zor anlarda hem tedbirini elden bırakmayacak, hem de dua ve niyazla ilahî rahmeti coşturacaktır. Yani, fiilî ve kavlî dua birleşecek; böylece Allahu Teâlânın rahmeti, merhameti ve yardımı ulaşacaktır.
Böyle anlarda Allah (cc), düşmanın kalbine korku salacak ve böylece onlar dağılacaktır. Nitekim Huneyn'de de böyle olmuştur. İlk anlardaki bozgun, daha sonra yerini derlenip toparlanmaya terketmiştir. Bozgunun sebepleri ortadan kaldırılarak zafer sebeplerine sımsıkı yapışılmıştır:
a. Resûlü Ekremin Allah indinde müstecap olan duasına ilave olarak, Müslüman orduya derlenip toparlanma çağrısı yapılmış; bir anlık ürkeklik ve panik ortadan kaldırılmıştır. Özellikle Hz. Abbas'ın gelmesi ile yaptığı çağrı, Müslümanları derhal harp meydanına çekmiştir. Niyetlerini tashih eden, ani bir nefs muhasebesi yapan Müslümanlar, i'lâ-yı kelimetullah uğruna yapılan cihadın şevki, heyecanı ve şecaatını yeniden kazanarak düşmanın üzerine atılmışlardır.
b. Müslümanlar, beşerî endişeleri ve mâsivâya meyli reddederek, yalnız Allah rızasını kastederek ve Peygambere yaptıkları biatı hatırlayarak toparlanıp düşmanın üzerine yürümüşlerdir. Bu hal de, galibiyeti hazırlayan sebeplerdendir.
Huneyn Savaşı bize âdet-i ilahiye ve adalet-i ilâhîyeyi tanıtması bakımından da çok mühimdir. Hak dâvâ kendi mantığı, mantalitesi ve kurallarıyla yaşar. Bu mantık kaybolduğu, bu kurallar ihlâl edildiği zaman mukadder netice kaçınılmaz olur. Mekke'nin fethiyle şahlanan İslâm ordusu, Huneynle bir nefis muhasebesi yapmak zorunda kalmıştır. Allah Resûlü, bozgunun sebebini çok iyi tespit ettiği için telafi yolunu da görmüş, Allah'a iltica ve orduyu savaşa teşvikle bozgunun zafere dönmesini sağlamıştır.
Huneyn Savaşıyla Müslümanların karşı karşıya bulundukları gerçek ve üzerlerinde cereyan eden adl-i ilâhî Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle anlatılır:
"Andolsun ki, Allah, birçok savaş meydanında ve Huneyn gününde size yardım etmiştir. O Huneyn gününde ki, o gün, çokluğunuz size gurur ve güven vermişti de bu, size gelecek kazadan bir şey gidermeğe yaramamıştı. Yeryüzü, o genişliği ile beraber başınıza dar gelmiş, bozularak arkanıza dönüp kaçmıştınız. Bu bozgundan sonradır ki, Allah, Resûlü'nün ve mü'minlerin gönülleri üzerine sükûnet veren rahmetini indirdi. Görmediğiniz ordularını indirdi ve kâfirleri azaba uğrattı. Bu o kâfirlerin cezası idi. Sonra Allah, bunun ardından, kimi dilerse, onun tevbesini kabul eder. Allah, çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir."
Yine dağılıp kaçma esnasında çağrı ile beraber birliğe teşvikin önemini buradan anlıyoruz. Cihada, birlik ve beraberliğe teşvik esastır. İnsan hataya düşünce onun kendi kendine düzelmesini beklemek ayrı bir hatadır. Öyleyse; insan, hayra teşvik etmeli, Hakk'a hizmet yolunda derlenip toparlanmalıdır. Böyle bir tavıra Allah bereket verir ve zafer müyesser olur.
Karışıklık esnasında, en zayıf anda, düşman, en önemli merkeze, yani lidere hücum eder. Çünkü dâvâ liderin şahsında temsil edilir. O susturulursa dâvânın müessiriyeti kalmaz. O halde böyle anlarda liderin korunması çok önemlidir. Nitekim, bir avuç samimi mü'min, Huneyn'in o tehlikeli anında Resûlü Ekremi titizlikle korumuşlardır. Bu noktada, düşmanın içerisine dalmak için hamle yapan Resûlullah'ın katırının dizginlerine yapışarak Resûlullah'ı korumaya çalışan Hz. Abbas (ra), bu engin sevgi ve şuurun en güzel örneğini ortaya koymuşlardır.
Huneyn'de savaştan kaçıp Mekke'ye dönenlerin Müslümanlar üzerinde psikolojik bir yılgınlığa sebep olduklarını görüyoruz. Bu, bize harpte moral ve inisiyatifi korumanın ne kadar önemli olduğunu öğretmektedir. Harbe teşvikin önemi kadar psikolojik yılgınlığın ve güvensizliğin tehlikesi de büyüktür.
a Huneyn bozgunu esnasında Resûlü Ekremin duası, büyük anlam taşır. Herşey Allah'a râcidir; harbin sebebi de cereyanı da, sonucu da. O halde; herşeyi kudretinde bulunduran, her an her istediğini yapabilen Hak'tan istemek lazımdır.
İşte Resûlü Ekrem, bunu yapmış; dua ve niyazla Allah'a iltica etmiş, mü'minlerin birliğini ve neticede zaferi talep etmişti. Nitekim O'nun duası müstecab oldu. Birçok semavî müşahadeler zuhur etti; ilahî yardım ulaştı. Neticede zafer müyesser oldu.
Öyleyse mü'min; zor anlarda hem tedbirini elden bırakmayacak, hem de dua ve niyazla ilahî rahmeti coşturacaktır. Yani, fiilî ve kavlî dua birleşecek; böylece Allahu Teâlânın rahmeti, merhameti ve yardımı ulaşacaktır.
Böyle anlarda Allah (cc), düşmanın kalbine korku salacak ve böylece onlar dağılacaktır. Nitekim Huneyn'de de böyle olmuştur. İlk anlardaki bozgun, daha sonra yerini derlenip toparlanmaya terketmiştir. Bozgunun sebepleri ortadan kaldırılarak zafer sebeplerine sımsıkı yapışılmıştır:
a. Resûlü Ekremin Allah indinde müstecap olan duasına ilave olarak, Müslüman orduya derlenip toparlanma çağrısı yapılmış; bir anlık ürkeklik ve panik ortadan kaldırılmıştır. Özellikle Hz. Abbas'ın gelmesi ile yaptığı çağrı, Müslümanları derhal harp meydanına çekmiştir. Niyetlerini tashih eden, ani bir nefs muhasebesi yapan Müslümanlar, i'lâ-yı kelimetullah uğruna yapılan cihadın şevki, heyecanı ve şecaatını yeniden kazanarak düşmanın üzerine atılmışlardır.
b. Müslümanlar, beşerî endişeleri ve mâsivâya meyli reddederek, yalnız Allah rızasını kastederek ve Peygambere yaptıkları biatı hatırlayarak toparlanıp düşmanın üzerine yürümüşlerdir. Bu hal de, galibiyeti hazırlayan sebeplerdendir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.