Zahid, yaptığı işe karşılık beklemez
Zahid yaptığı iş için bir karşılık da beklemez. Dünyalık işinin bir değeri yoktur ki, ona ait işlere de bir karşılık beklesin. Bilir ki ahiret işi ile dünya işi arasında hiçbir eşitlik yok...
20.10.2023 11:41:00 / Güncelleme: 20.10.2023 11:48:06
Hakan Akkuş
Hakan Akkuş





İmam Gazali Hazretleri zühdün dereceleri hakkında buyurdu ki:
Şimdi zühdün derecelerini anlatacağız.
Zühd üç derecedir:
Birincisi: Zühd hali dünya işlerini bir yana atmakla hâsıl olur. Yani, nefsin yersiz her isteğini zorla da olsa terk etmektir. Bu şekilde hareket eden kimse zorla zahid olmaya çabalıyor demektir. Adına Mütezehhid denir.
İkincisi: Bu zat, anlatılan zahidliği yapmakta bir güçlük çekmez. Biraz daha ileri derece aldığı için nefsini kolayca yola getirip zühde devam eder. Bunu, bir çok şeylere inandığı için yapar. Dünyayı fani bilir. Öbür âlemde beklediği vardır. Öbür âlemde iki misli alacağına inandığı için bu âlemdeki bir misline bakmaz bile. İşin sonuna baktığı için bu âlemin işinden doğan zorluk onu sıkmaz. Hal böyle iken, gözü bıraktığında kalır ve bıraktığı şeyi kalbinden tam silemez. Bu, bir zahid sayılır ama tam değildir, biraz eksiği vardır.
Üçüncüsü: Bu yüce bir iştir. Bu dereceyi bulan kimse, yaptığı zühd işinden zevk alır. Her yaptığını severek, isteyerek yapar. Hatta yaptığı zühd için bile bir ayrı zahidlik yapar. Ve tam bir zahid olur. Bıraktığı dünyalık şeye hiçbir kıymet vermez. Onun bir hiç olduğunu bildiği için bırakır. Bıraktığı şeyle elde edeceği şey arasında o kadar ayrılık bulur ki, tıpkı bir saksı parçası ile elmas gibi...
Yaptığı iş için bir karşılık da beklemez. Dünyalık işinin bir değeri yoktur ki, ona ait işlere de bir karşılık beklesin. Bilir ki ahiret işi ile dünya işi arasında hiçbir eşitlik yok...
Bir gün Ebu Abdurrahman arkadaşları ile konuşuyordu. Öteden Bayezid-i Bestamî Hz. geldi. Neler konuştuğunu sordu. Zühde dair konuşulduğunu öğrenince şöyle dedi: "Neler için zahid olmayı anlatıyorsun?"
"Dünya için..."
"Ben de bir şey üzerine zühdü anlatıyorsun sanmıştım. Dünya bir şey mi ki, ondan zühd edilsin."
Marifet ehli ve kalplerini keşif ve müşahede ile mamur kılan kimseler yanında dünya, şahın kapısını, kimse girmesin diye bekleyen köpeğe atılan lokmaya benzer. Onu köpeğin önüne atar, o onunla oyalanırken kendisi içeri girer. Padişahın yakınlığına erer. Dünyayı âlet edip içeri girdikten ve yakınlık fermanını aldıktan sonra, emrini ülkelere dinletir. Bu hali bulan için dünya ne önem taşır?
Yukarıda anlatılan misaldeki Padişah Allah'tır. Köpek de şeytandır. Şeytan daima huzura varmaya mani olur. Hâlbuki kapı açık, perdeler de kalkıktır. İş şeytanı oyalamakta...
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)
Şimdi zühdün derecelerini anlatacağız.
Zühd üç derecedir:
Birincisi: Zühd hali dünya işlerini bir yana atmakla hâsıl olur. Yani, nefsin yersiz her isteğini zorla da olsa terk etmektir. Bu şekilde hareket eden kimse zorla zahid olmaya çabalıyor demektir. Adına Mütezehhid denir.
İkincisi: Bu zat, anlatılan zahidliği yapmakta bir güçlük çekmez. Biraz daha ileri derece aldığı için nefsini kolayca yola getirip zühde devam eder. Bunu, bir çok şeylere inandığı için yapar. Dünyayı fani bilir. Öbür âlemde beklediği vardır. Öbür âlemde iki misli alacağına inandığı için bu âlemdeki bir misline bakmaz bile. İşin sonuna baktığı için bu âlemin işinden doğan zorluk onu sıkmaz. Hal böyle iken, gözü bıraktığında kalır ve bıraktığı şeyi kalbinden tam silemez. Bu, bir zahid sayılır ama tam değildir, biraz eksiği vardır.
Üçüncüsü: Bu yüce bir iştir. Bu dereceyi bulan kimse, yaptığı zühd işinden zevk alır. Her yaptığını severek, isteyerek yapar. Hatta yaptığı zühd için bile bir ayrı zahidlik yapar. Ve tam bir zahid olur. Bıraktığı dünyalık şeye hiçbir kıymet vermez. Onun bir hiç olduğunu bildiği için bırakır. Bıraktığı şeyle elde edeceği şey arasında o kadar ayrılık bulur ki, tıpkı bir saksı parçası ile elmas gibi...
Yaptığı iş için bir karşılık da beklemez. Dünyalık işinin bir değeri yoktur ki, ona ait işlere de bir karşılık beklesin. Bilir ki ahiret işi ile dünya işi arasında hiçbir eşitlik yok...
Bir gün Ebu Abdurrahman arkadaşları ile konuşuyordu. Öteden Bayezid-i Bestamî Hz. geldi. Neler konuştuğunu sordu. Zühde dair konuşulduğunu öğrenince şöyle dedi: "Neler için zahid olmayı anlatıyorsun?"
"Dünya için..."
"Ben de bir şey üzerine zühdü anlatıyorsun sanmıştım. Dünya bir şey mi ki, ondan zühd edilsin."
Marifet ehli ve kalplerini keşif ve müşahede ile mamur kılan kimseler yanında dünya, şahın kapısını, kimse girmesin diye bekleyen köpeğe atılan lokmaya benzer. Onu köpeğin önüne atar, o onunla oyalanırken kendisi içeri girer. Padişahın yakınlığına erer. Dünyayı âlet edip içeri girdikten ve yakınlık fermanını aldıktan sonra, emrini ülkelere dinletir. Bu hali bulan için dünya ne önem taşır?
Yukarıda anlatılan misaldeki Padişah Allah'tır. Köpek de şeytandır. Şeytan daima huzura varmaya mani olur. Hâlbuki kapı açık, perdeler de kalkıktır. İş şeytanı oyalamakta...
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.


























































































