Artık eğri oturup doğru konuşmanın vakti gelmiştir. Bugüne kadar iktidarı ile muhalefeti ile siyasiler, AB'ye üyelik müzakereleri tarihi almak için AB'nin bütün isteklerini yerine getirdiler. Sonuç kamuoyunun malumu. Meclis uyum yasalarını kabul ederek Kopenhag kriterlerini iktidar ve muhalefetin oyları ile kabul etti. Gel görelim ki, AB yetkililerini bu kabuller de tatmin etmedi. Teşekkür ettiler, ama müzakere için tarih vermeyeceklerini da açıklamada gecikmediler.
Peki Avrupa Birliği ne demek ve ne yapmak istemektedir. Aslında 1986 yılında Prof. Dr. Haydar Baş bey Berlin'de verdiği konferansta 'AB'ye girmemiz mümkün değil, bizi de almayacaklar' demiştir. AB ile yapılan her diyalog BTP Genel Başkanı sayın Baş'ın ne kadar ileri görüşlü olduğunu da göstermektedir.
Artık siyasilerin görmesi gereken AB'nin bizi almak gibi bir düşüncesinin olmayıp maksadının farklı olduğudur. Bir kere AB'ye üyelik sürecindeki hiçbir ülkeye bu dayatmalar yapılmamıştır. Türkiye'ye gösterilen muamele, Avrupa komisyonunun raporları, Avrupa Parlamentosunun kararları Sevr'i yeniden hortlatmaya dönüktür, yani hedefleri ülkemizi bölmek ve parçalamaktır.
Bakınız, Kopenhag kriterleri denildi, iktidar ve muhalefet vekillerince kabul edildi. Yetmedi, Madrid kriterleri istendi. Madrid kriterleri AB'nin isteklerini kabullenmekten ziyade uygulama yapmamızı istemektedir. Kuşkusuz iktidar istenenleri yerine getirecektir. Çünkü kolunu kaptırmış durumdadır. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'nin uygulanması konusunun 'seçime kadar tamamlanacağını' vaat bile etti. Bunlar da yetmeyecek bu defa AB, Ermeni Soykırımı İddialarının kabulünü isteyecek, bu da yetmeyecek; Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden faaliyete geçirilmesini isteyecek, bu da yetmeyecek, ülkemizin ekonomik koşullarını bahane edecekler. Netice yine değişmeyecek, yine biz biz kalabildiğimiz müddetçe, bizi almayacaklar.
AB sürekli istekte bulunurken, hukuk önünde tek yanlı bağlanan ülkemiz sorumluluk üstüne sorumluluk almaktadır. Böylece, sanki avlamak için önüne yem atılan av gibi ülkemiz de adım adım belirlenen noktaya doğru sürüklenmektedir. Atılan her adımla ülkemiz bölünme ve parçalanma sürecine doğru bir adım daha yaklaştırılmaktadır.
3 Kasım seçiminde iktidarı ile muhalefeti ile siyasilerin gözünün önündeki bu gaflet perdesi kalkacaktır. Çünkü seçmen AB'ye ve IMF'ye karşı olan BTP'de ve 'bu vatan bizimdir, bizim kalacaktır' andında kararlıdır.
Peki Avrupa Birliği ne demek ve ne yapmak istemektedir. Aslında 1986 yılında Prof. Dr. Haydar Baş bey Berlin'de verdiği konferansta 'AB'ye girmemiz mümkün değil, bizi de almayacaklar' demiştir. AB ile yapılan her diyalog BTP Genel Başkanı sayın Baş'ın ne kadar ileri görüşlü olduğunu da göstermektedir.
Artık siyasilerin görmesi gereken AB'nin bizi almak gibi bir düşüncesinin olmayıp maksadının farklı olduğudur. Bir kere AB'ye üyelik sürecindeki hiçbir ülkeye bu dayatmalar yapılmamıştır. Türkiye'ye gösterilen muamele, Avrupa komisyonunun raporları, Avrupa Parlamentosunun kararları Sevr'i yeniden hortlatmaya dönüktür, yani hedefleri ülkemizi bölmek ve parçalamaktır.
Bakınız, Kopenhag kriterleri denildi, iktidar ve muhalefet vekillerince kabul edildi. Yetmedi, Madrid kriterleri istendi. Madrid kriterleri AB'nin isteklerini kabullenmekten ziyade uygulama yapmamızı istemektedir. Kuşkusuz iktidar istenenleri yerine getirecektir. Çünkü kolunu kaptırmış durumdadır. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'nin uygulanması konusunun 'seçime kadar tamamlanacağını' vaat bile etti. Bunlar da yetmeyecek bu defa AB, Ermeni Soykırımı İddialarının kabulünü isteyecek, bu da yetmeyecek; Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden faaliyete geçirilmesini isteyecek, bu da yetmeyecek, ülkemizin ekonomik koşullarını bahane edecekler. Netice yine değişmeyecek, yine biz biz kalabildiğimiz müddetçe, bizi almayacaklar.
AB sürekli istekte bulunurken, hukuk önünde tek yanlı bağlanan ülkemiz sorumluluk üstüne sorumluluk almaktadır. Böylece, sanki avlamak için önüne yem atılan av gibi ülkemiz de adım adım belirlenen noktaya doğru sürüklenmektedir. Atılan her adımla ülkemiz bölünme ve parçalanma sürecine doğru bir adım daha yaklaştırılmaktadır.
3 Kasım seçiminde iktidarı ile muhalefeti ile siyasilerin gözünün önündeki bu gaflet perdesi kalkacaktır. Çünkü seçmen AB'ye ve IMF'ye karşı olan BTP'de ve 'bu vatan bizimdir, bizim kalacaktır' andında kararlıdır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- Atatürk’ün devlet aklı bugün ne söyler? / 11.01.2026
- Yeni dünya düzeni: Arka bahçeler çağı / 10.01.2026
- İç cepheyi tanımlayalım mı? / 09.01.2026
- Para imparatorluğu çökerken / 08.01.2026
- Emekli ve asgari ücretlinin gücü görmezden gelinemez / 05.01.2026
- Güven çökmeden devlet çökmez, güven çökerse her şey çöker / 04.01.2026
- Ortadoğu’da parçalanan devletler ve Türkiye’ye biçilen rol / 03.01.2026
- 2025’in zifiri karanlığından 2026’nın şafağına: Çözüm var! / 01.01.2026
- Kürt meselesi kimin meselesidir? / 26.12.2025
- DEM açık, AKP-MHP çelişkili, CHP kararsız / 25.12.2025
- Yeni dünya düzeni: Arka bahçeler çağı / 10.01.2026
- İç cepheyi tanımlayalım mı? / 09.01.2026
- Para imparatorluğu çökerken / 08.01.2026
- Emekli ve asgari ücretlinin gücü görmezden gelinemez / 05.01.2026
- Güven çökmeden devlet çökmez, güven çökerse her şey çöker / 04.01.2026
- Ortadoğu’da parçalanan devletler ve Türkiye’ye biçilen rol / 03.01.2026
- 2025’in zifiri karanlığından 2026’nın şafağına: Çözüm var! / 01.01.2026
- Kürt meselesi kimin meselesidir? / 26.12.2025
- DEM açık, AKP-MHP çelişkili, CHP kararsız / 25.12.2025




























































































