Genel seçimler için öyle bir tarih verildi ki, seçmenlerin hemen hemen yarısı oy kullanamayacak. ATO'nun yaptığı araştırma, Türkiye'de ailelerin yüzde 20'sinin yaz aylarını yazlık evlerinde, diğer bir ifade ile seçmen olarak kayıtlı bulunduğu ilin dışında geçirdiğini ortaya koydu.Bu 14 milyon insan demek. 2 milyon kişinin de otel ve benzeri yerlerde kaldığını düşünürsek 16 milyon kişinin yer değiştirdiğini söyleyebiliriz.Bunların en az 10 milyonu seçmendir.Tarım nüfusu ise ağırlıklı olarak temmuz ayında ovada, bağında ve bahçesindedir. ATO araştırmasının neticesinde şu açıklamayı yapıyor:"Yaklaşık 20 milyon seçmenin oy kullanmayacağı baştan belli bir seçim milli iradeyi ne kadar temsil eder?"Her konuşmasında demokrasiden bahsedip, onu siyasi malzeme olarak kullanan siyasilerimizin demokrasiden ne anladığını da böylece öğrenmiş oluyoruz.Bir seçim, ama planlı bir şekilde seçmenin yarısına oy kullandırılmayacak.72 milyon nüfusu olan Türkiye'yi 20 milyonun oyuyla yönetmek.Üstelik mevcut iktidarın 4,5 yıllık AB, IMF ve ABD tavsiyeli politikalarından en çok zararı çeken tarım kesimi, memur ve işçiler devre dışı bırakılarak? Bir hatırlatma daha yapalım. Geçen seçimlerde 42 milyon seçmenden 9 milyonu sandığa gitmemişti ve 1 milyon oy ise geçersiz sayılmıştı. Yani 10 milyon oy devre dışı kalmıştı. Bunu da dikkate alarak oy kullanacak seçmen sayısını yeniden hesaplayın.Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş'ın ifadesiyle, "AKP bu adımla sandığı milletten kaçırmaktadır." Hem de vatandaşın öyle bir kesiminden sandığı kaçırıyor ki, IMF ve AB politikalarından bıkmış, ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelmiş, artık milli bir çözüm arayan ve çözüm sunduğu için de Bağımsız Türkiye Partisi'ne meyleden çoğunluktan?Vatandaşın ekserisinin ifadesiyle, "Cumhurbaşkanlığını da eline alarak saltanatlığını ilan etme gayretkeşliğinde olan" bir siyasi irade, bu saltanatlıktan memnun olmayan çoğunluğun demokratik hakkını kullanmasına mani oluyor.Maalesef 22 temmuz tarihine "evet" diyen meclis içi muhalefet de bu oyuna öyle ya da böyle alet olmuştur.Böylece vatandaş, iktidarıyla muhalefetiyle siyasilerin ne kadar demokrasiden yana olduğunu görmüş oldu. Gerçi 4,5 yıldır yapılan icraatlar ve muhalefetin ortaya koyduğu tepki(sizlik) zaten bu gerçeği gösteriyordu ama neyse?Yıllarca milletimizin tamamının başına çuval geçirildiğini ve hiç çıkarılmadığını söyleyebiliriz. İşin aslına gelirsek, ne iktidar ne de muhalefet Cumhurbaşkanlığı süreci bitmeden erken seçim kararı alamaz. Çünkü Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin başarısız bitmesi durumunda zaten TBMM seçimleri yenilenir diye anayasal bir karar var. Bu da 24 Hazirana tekabül ediyor. Yani milletimizin çoğunun sandığının yakınında bulunduğu bir tarih. Bu gerçeği hukukçuların değerlendireceğini düşünüyorum.Bir oldu bittiyle milletimizin mağduriyetini arttıracak, arzu etmediği bir siyasi ve ekonomik sürece devam etmesine neden olacak bir seçim asla demokratik olamaz.Eğer seçimlerin gerçeği yansıtması ve demokratik olması isteniyorsa, halkımızın hepsinin sandığının başında olduğu aylar ve günler seçilmelidir. Zaten Anayasal sürecin tarihi de bellidir.Bu ülkenin gerçek efendileri olan, ama en fazla mağdur edilen işçi, çiftçi, memur, emekli, esnaf mutlaka ama mutlaka demokratik hakkını kullanmalıdır.Mevcut politikaların en fazla mağdur ettiği bu kesim eğer demokratik hakkını kullanamaz ise yaşanılan mağduriyetin devamı neticesinde, ülkemizde tedavisi zor olan yaraların açılması kaçınılmaz bir sonuç olabilir. Son 4,5 yılda kepenk kapatan esnaf arttı. İşsizlik aldı başını gitti. Hırsızlık, kapkaç, intihar,cinayet, boşanma, cinnet vakaları gibi olumsuz olaylardaki hızlı artışı hepimiz görüyoruz.Sağlıksız bir toplumdan sağlıklı bir devlet oluşabilir mi? Edebali'nin Osmangazi'ye yaptığı nasihati asla unutmayalım: "Milleti yaşat ki devlet yaşasın"Milletin nefes alamadığı, can çekiştiği bir ortamda devletin ilelebet payidar kalması mümkün mü?Bu sebeple artık milletin sesine kulak vermeli, milli projeler hayata geçirilerek, hem milletimiz mağduriyetten kurtarılmalı, hem de devlet güçlendirilmeli.Devletiyle, askeriyle ve milletiyle güçlü olanlar ancak ilelebet devam eder.Bu sebeple sürekli devlet-millet, asker-sivil birlikteliğini vurgulayan, ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli ile milli bir çözüme de sahip olan Prof. Dr. Haydar Baş ve partisi Bağımsız Türkiye Partisi mutlaka dikkate alınmalıdır.Milletin önünden sandık kaçırılarak, alicengiz oyunlarıyla milletin çözüme koşmasının önü asla kesilmemelidir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Bayrağımıza saldırı, milli değerlerin tartışmaya açılmasının sonucudur / 24.01.2026
- Bayrağımıza saygısızlık kabul edilemez / 22.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bayrağımıza saygısızlık kabul edilemez / 22.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026




























































































