Türkiye'de siyasetin temel problemi, halkın önüne gerçek çözümler koymak yerine belirli isimler ve kişisel çekişmeler üzerinden tartışmalar yürütülmesidir. Bugün, muhalefetin ortak bir paydada birleşememesi ve ülkenin temel meselelerine odaklanamaması, AKP'nin iktidarını sürdürmesine olanak sağlıyor. Oysa esas konuşulması gereken konular bellidir: Türkiye'nin üniter yapısını koruma meselesi, son zamanda yaşanan hukuki süreçler, ekonomik kriz ve iktidarın dış politikadaki yanlış adımları.
Altılı masa gerçekten her görüşü temsil etti mi?
Geçtiğimiz seçim sürecinde, yine aday belirleme sürecine giren CHP temsilcileri tarafından muhalefet bloğunun oluşturduğu "Altılı Masa"nın her görüşü temsil ettiğine dair söylemler dile getirildi. Ancak bu doğru değildir.
Biz, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) olarak, masada yer almak istedik. Genel Başkanımız Hüseyin Baş, sürece dahil olma isteğimizi net bir şekilde ortaya koydu. Ancak buna rağmen, BTP'nin temsil edilmesine izin verilmedi. Dolayısıyla, "Altılı Masa herkesin fikrini temsil etti" ifadesi gerçeği yansıtmamaktadır.
Bu noktada Zafer Partisi'nin de başka bir adayla seçime girdiğini görüyoruz. Oysa eğer gerçekten herkesi kapsayan bir anlayışla yola çıkılsaydı, muhalefet yekvücut bir duruş sergileyebilir ve seçim süreci çok farklı gelişebilirdi.
Türkiye'nin gerçek gündemi ne olmalı?
Türkiye'de yıllardır süregelen bir yanılgı var: Siyasetin sadece iki kutuptan ibaret olduğu algısı. Ya AKP'nin adayı Cumhurbaşkanı olacak ya da CHP'nin adayı seçilecek anlayışıyla ilerlemek, siyasetin doğasına aykırıdır. Oysa asıl mesele, kişilere odaklanmak değil, projeleri ve çözüm önerilerini tartışmaktır.
Bugün ülkemizin önündeki en büyük tehlikelerden biri, Güneydoğu'da yaşanan gelişmelerdir. Barzani ve Talabani ile yapılan son görüşmelerin içeriği tam olarak açıklanmış değil. Ancak, Kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Haydar Baş'ın 1998 yılında katıldığı bir televizyon programında bu konuya dair yaptığı uyarılar, bugün birebir gerçekleşmektedir. Kendisi yıllar önce, "Eğer bugün Kuzey Irak'ta oluşan federatif yapıya karşı net bir duruş sergilemezseniz, yarın orada bir devlet kurulacak ve Türkiye, PKK ile değil bir devletle karşı karşıya kalacaktır" demişti. Bugün Fırat'ın doğusunda YPG ve SDG ile oluşturulan yapı, tam da bu öngörünün gerçekleştiğini göstermektedir.
Şu an Türkiye'nin üniter yapısı tehdit altındayken, muhalefetin bu konuyla ilgili net bir duruş sergilememesi büyük bir eksikliktir. Ne CHP'den ne de diğer muhalefet partilerinden bu konuda ciddi bir açıklama duyabiliyoruz. Peki, muhalefetin gerçek meseleleri dile getirmemesi kime yarar sağlıyor? AKP iktidarı, sürekli olarak bir düşman yaratma ve toplumu kutuplaştırma siyaseti izliyor. Kendi politikalarına karşı çıkanları, projelerine engel olan kişiler olarak göstermek ve eleştirileri itibarsızlaştırmak AKP'nin en başarılı olduğu stratejilerden biri. Bu şekilde muhalif kesimi hedef gösterirken, Erdoğan'ın mağduriyet söylemi üzerinden kendi tabanını yeniden konsolide etmesi sağlanıyor. Muhalefet, AKP'nin kurduğu bu oyunun bir parçası olmamalıdır.
Muhalefet yekvücut görünmeli
Bugün Türkiye'de AKP, "Biz herkesi kucaklıyoruz, yüzde 50 gücümüz var" söylemiyle tabanını korumaya çalışırken, muhalefetin dağınık görüntüsü, iktidarın işini kolaylaştırmaktadır. Oysa Türkiye'nin geleceği için, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu üniter yapıyı savunan ve parlamenter sistemin geri getirilmesini isteyen tüm siyasi görüşler beraber hareket etmelidir.
Bu birliktelik, kişilere odaklanan bir siyaset anlayışıyla değil, projeler ve ilkeler etrafında sağlanmalıdır. Eğer muhalefet, sadece AKP karşıtlığı üzerinden değil, gerçek politikalar üzerinden bir araya gelirse, bu seçim kaybetmeye mahkûm olan bir blok değil, Türkiye'nin geleceğine yön veren güçlü bir oluşum hâline gelir.
Sonuç olarak, Türkiye'nin temel meselesi isimler değil, sistemin kendisidir. Muhalefet, AKP'nin yarattığı gündemin peşinden gitmek yerine, kendi projelerini ortaya koymalı ve seçmeni birleştiren bir politika üretmelidir. Ancak bu şekilde, ülkemizin içine düştüğü kısır döngüden çıkabiliriz.
- Market fiyatları uygulaması ve kira artışları / 26.02.2025
- Son dönemde yaşanan hukuki süreçler / 25.02.2025
- Muhalefetin stratejisi ve siyasetin gerçekleri / 24.02.2025
- Cumhurbaşkanlığı adaylığı ve anayasal çerçeve / 23.02.2025
- Ekonomik bağımsızlık olmadan tam bağımsızlık mümkün mü? / 22.02.2025
- Gündem erken seçim mi anayasa değişikliği mi? / 21.02.2025
- Suriye sahnesinde Türkiye’nin rolü / 03.01.2025
- Asgari ücret ve sosyal devlet politikaları / 02.01.2025
- Göçmenlerin kalıcılık, uyum ve geri dönüş hayalleri / 01.01.2025