15 Mayıs 2015'te başlayan Kıbrıs müzakereleri "Kıbrıs sorununu bitirme" adına devam ediyor.
Yunan da "Kıbrıs sorunu" diyor, Rum da, AB, ABD ve BM de; ama garip bir gerçektir ki KKTC'li ve Türkiyeli yetkililer de "Kıbrıs sorunu" diyor.
Yunan'ı ve Rum'u anlayabiliyoruz; çünkü Yunan-Rum ikilisinin Megalo İdea'sı, Enosis'i var, Türkleri Kıbrıs'tan tamamen kovma planları var, AB'nin Kıbrıs da dahil Şark Projesi, ABD'nin BOP hesabı, İsrail'in büyük İsrail devleti emeli var.
Peki, KKTC'ye, Türkiye'ye ne oluyor? Neden Kıbrıs'taki mevcut durum bizim için bir sorun olsun? Kıbrıs'ta bağımsız bir Türk devleti, KKTC neden bize batıyor?
Yunan'ı, Rum'u, Haçlı Batı'yı, Siyonist İsrail'i rahatsız etmesini anlarız da biz Müslüman Türklere ne oluyor, neden bundan rahatsızız? Ya da gerçekten Müslüman olsak bizleri hiç rahatsız eder miydi?
Kıbrıs Türk'ünün Ada'da varlığının garantisi KKTC'nin bağımsız bir devlet olarak devamı ve Türk askerinin Ada'da varlığı iken neyi müzakere ediyoruz, neden ediyoruz?
Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesi çok kısa bir zaman içinde Kıbrıs Türk'üne Srebrenitsa dehşetini yaşatacak. O halde Kıbrıslı Türklerin canavarın ağzına atılması anlamına gelen bu müzakereler neden devam ediyor?
Bir de, şaşırtıcı bir şekilde, gerek KKTC'li yetkililer, gerekse Türk yetkililer şu anda İsviçre'de devam etmekte olan Kıbrıs Konferansının ikinci oturumu için "Bu bir karar konferansıdır", "Karar anıdır", "Son noktadır" diyor.
Neyin kararı, neyin son noktası?
Şehit verilerek, büyük özverilerle elde edilen bağımsız bir devlet olma hakkını bu kadar kolayca masa başında vermek konusunda yetkililerimiz neden bu kadar istekli ve hevesli?
Anlamak çok zor?
Kıbrıs için dökülen şehit kanlarımız bu kadar mı ucuz?
Kıbrıslı Türk için ve Türkiye için Kıbrıs sorunu 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile son bulmuştur.
Kıbrıs müzakereleri ise, yeniden sorunlu ve karanlık günlere dönmenin çabasıdır.
Bu gerçeği neden görmüyoruz?
Prof. Dr. Haydar Baş, yıllar önce Kıbrıs yavruvatan değil, vatan toprağıdır, Kıbrıs bizim namusumuzdur derken, o günlerde siyasilerimiz, ekran ve gazete köşelerini işgal eden sözde yorumcular "Kıbrıs sırtımızda yük, verelim gitsin" diyorlardı.
Rum kesimi, İsrail ve ABD şirketleriyle Kıbrıs çevresinden, Doğu Akdeniz'den petrol ve doğalgaz anlaşmaları yapmaya başlayınca sesleri, solukları kesildi.
Gördüler ki, Kıbrıs'ın sırtımızda bir kambur değil, tüm Türkiye'nin petrol ve doğalgaz ihtiyacını karşılayabilecek büyük bir hazine olduğunu gördüler.
Ama onlar için bu bir şey ifade ediyor mu?
Kendi Anadolu coğrafyasındaki petrol rezervlerini, maden kaynaklarını yok pahasına ABD şirketlerine, yabancılara devreden bir zihniyet sizce Kıbrıs'taki doğalgaz ve petrol için bir plan kurabilir mi? Kursa da bir netice alabilir mi?
İsviçre'de devam eden Kıbrıs Konferansı'nın ana gündemi Türk askerinin varlığı ve garantiler?
Rum gazeteleri Ocak'ta yapılan ilk konferanstan sonra Türkiye'nin Ada'dan askerinin yüzde 80'inini çekmeyi taahhüt ettiğini yazmışlardı. Haberin kaynağı olarak tarafların BM'ye gönderdikleri belgeleri göstermişti.
Rum kesimi ve Yunanistan, müzakerelerin devamı için Türk askerinin çekilmesini ön koşul olarak ifade ediyordu ve görüldüğü gibi müzakereler devam ediyor.
Türk yetkililer yalanlasa da sadece müzakerelerin devam etmesi bile Türkiye'nin bu ön koşulu kabul ettiğinin göstergesi? Yoksa zaten müzakereler devam etmeyecekti.
Kıbrıs elimizden hızla gidiyor.
Kıbrıs'ı kaybetmek, Atatürk'ün ifadesiyle, Anadolu'nun kapılarını işgale açmak, Anadolu'yu kaybetmek demektir.
Kıbrıs için tek çözüm, Prof. Dr. Haydar Baş'ın ifadesiyle, KKTC'nin bağımsız bir devlet olarak devam etmesi ve mücadelenin KKTC'nin tanınması için verilmesidir.
KKTC'nin lağvedilmesi, Birleşik Kıbrıs, Türk askerinin Ada'dan çekilmesi, Türkiye'nin garantörlüğünün son bulması ya da değiştirilmesi Kıbrıs için asla çözüm olamaz.
Ancak ve ancak Kıbrıs Türkü için bir son, Türkiye için ise sonun başlangıcı olur.
Yunan da "Kıbrıs sorunu" diyor, Rum da, AB, ABD ve BM de; ama garip bir gerçektir ki KKTC'li ve Türkiyeli yetkililer de "Kıbrıs sorunu" diyor.
Yunan'ı ve Rum'u anlayabiliyoruz; çünkü Yunan-Rum ikilisinin Megalo İdea'sı, Enosis'i var, Türkleri Kıbrıs'tan tamamen kovma planları var, AB'nin Kıbrıs da dahil Şark Projesi, ABD'nin BOP hesabı, İsrail'in büyük İsrail devleti emeli var.
Peki, KKTC'ye, Türkiye'ye ne oluyor? Neden Kıbrıs'taki mevcut durum bizim için bir sorun olsun? Kıbrıs'ta bağımsız bir Türk devleti, KKTC neden bize batıyor?
Yunan'ı, Rum'u, Haçlı Batı'yı, Siyonist İsrail'i rahatsız etmesini anlarız da biz Müslüman Türklere ne oluyor, neden bundan rahatsızız? Ya da gerçekten Müslüman olsak bizleri hiç rahatsız eder miydi?
Kıbrıs Türk'ünün Ada'da varlığının garantisi KKTC'nin bağımsız bir devlet olarak devamı ve Türk askerinin Ada'da varlığı iken neyi müzakere ediyoruz, neden ediyoruz?
Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesi çok kısa bir zaman içinde Kıbrıs Türk'üne Srebrenitsa dehşetini yaşatacak. O halde Kıbrıslı Türklerin canavarın ağzına atılması anlamına gelen bu müzakereler neden devam ediyor?
Bir de, şaşırtıcı bir şekilde, gerek KKTC'li yetkililer, gerekse Türk yetkililer şu anda İsviçre'de devam etmekte olan Kıbrıs Konferansının ikinci oturumu için "Bu bir karar konferansıdır", "Karar anıdır", "Son noktadır" diyor.
Neyin kararı, neyin son noktası?
Şehit verilerek, büyük özverilerle elde edilen bağımsız bir devlet olma hakkını bu kadar kolayca masa başında vermek konusunda yetkililerimiz neden bu kadar istekli ve hevesli?
Anlamak çok zor?
Kıbrıs için dökülen şehit kanlarımız bu kadar mı ucuz?
Kıbrıslı Türk için ve Türkiye için Kıbrıs sorunu 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile son bulmuştur.
Kıbrıs müzakereleri ise, yeniden sorunlu ve karanlık günlere dönmenin çabasıdır.
Bu gerçeği neden görmüyoruz?
Prof. Dr. Haydar Baş, yıllar önce Kıbrıs yavruvatan değil, vatan toprağıdır, Kıbrıs bizim namusumuzdur derken, o günlerde siyasilerimiz, ekran ve gazete köşelerini işgal eden sözde yorumcular "Kıbrıs sırtımızda yük, verelim gitsin" diyorlardı.
Rum kesimi, İsrail ve ABD şirketleriyle Kıbrıs çevresinden, Doğu Akdeniz'den petrol ve doğalgaz anlaşmaları yapmaya başlayınca sesleri, solukları kesildi.
Gördüler ki, Kıbrıs'ın sırtımızda bir kambur değil, tüm Türkiye'nin petrol ve doğalgaz ihtiyacını karşılayabilecek büyük bir hazine olduğunu gördüler.
Ama onlar için bu bir şey ifade ediyor mu?
Kendi Anadolu coğrafyasındaki petrol rezervlerini, maden kaynaklarını yok pahasına ABD şirketlerine, yabancılara devreden bir zihniyet sizce Kıbrıs'taki doğalgaz ve petrol için bir plan kurabilir mi? Kursa da bir netice alabilir mi?
İsviçre'de devam eden Kıbrıs Konferansı'nın ana gündemi Türk askerinin varlığı ve garantiler?
Rum gazeteleri Ocak'ta yapılan ilk konferanstan sonra Türkiye'nin Ada'dan askerinin yüzde 80'inini çekmeyi taahhüt ettiğini yazmışlardı. Haberin kaynağı olarak tarafların BM'ye gönderdikleri belgeleri göstermişti.
Rum kesimi ve Yunanistan, müzakerelerin devamı için Türk askerinin çekilmesini ön koşul olarak ifade ediyordu ve görüldüğü gibi müzakereler devam ediyor.
Türk yetkililer yalanlasa da sadece müzakerelerin devam etmesi bile Türkiye'nin bu ön koşulu kabul ettiğinin göstergesi? Yoksa zaten müzakereler devam etmeyecekti.
Kıbrıs elimizden hızla gidiyor.
Kıbrıs'ı kaybetmek, Atatürk'ün ifadesiyle, Anadolu'nun kapılarını işgale açmak, Anadolu'yu kaybetmek demektir.
Kıbrıs için tek çözüm, Prof. Dr. Haydar Baş'ın ifadesiyle, KKTC'nin bağımsız bir devlet olarak devam etmesi ve mücadelenin KKTC'nin tanınması için verilmesidir.
KKTC'nin lağvedilmesi, Birleşik Kıbrıs, Türk askerinin Ada'dan çekilmesi, Türkiye'nin garantörlüğünün son bulması ya da değiştirilmesi Kıbrıs için asla çözüm olamaz.
Ancak ve ancak Kıbrıs Türkü için bir son, Türkiye için ise sonun başlangıcı olur.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Bayrağımıza saldırı, milli değerlerin tartışmaya açılmasının sonucudur / 24.01.2026
- Bayrağımıza saygısızlık kabul edilemez / 22.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bayrağımıza saygısızlık kabul edilemez / 22.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026




























































































