Aralık'ta ayrılık varmış meğer. Aylardan Aralık, günlerden Cumartesi. Bulunduğumuz hastane odasından Palandöken sıradağlarını seyrederken, tepeleri iki kat daha dumanlı görünüyor. Aralık ayının ikinci yarısı olduğu için dağların başı zaten yumurta gibi ve zaten dumanlı. Daha fazla dumanlı gösteren ise gözlerimizde göz göz olan gözyaşları. Altmışüç yıllık ömrünün sonuna doğru adım adım, santim santim yaklaşan amcam Halis Karaca'nın başucundayız. Bir deri bir kemikten ibaret kalmış olan o koca vücuda bakarken, içinde bulunduğumuz andan itibaren geriye doğru zihnî bir yolculuğa çıkıyorum. Köyümüzün en gürbüz, en yakışıklı delikanlısı olduğu günler, dillere destan güzellikteki el yazısı, ilkokul mezunu olmasına rağmen bir üniversite mezunundan çok çok yukarıda genel kültür ve muhakemeye sahibi oluşu, bizim ilkokul yıllarımıza rastlayan evliliği ve düğün merasimi, ilk anda hafızamda canlanan fotoğraflar oluyor. Müslüman Türk Milletini muhanete muhtaç, gavur kapısına mecbur eden politikalar yüzünden, son yarım asırdan beri insanımızı mıknatıs gibi içine çeken Avrupa gurbetçiliği, amcamızı da en genç, en verimli çağında içine çekmişti. Anadolu'nun milyonlarca yağız delikanlısı gibi Halis Karaca da yâd ellerde, yâdlar ülkesinde ekmek parası için gençliğini ve sıhhatini feda etmişti. Sahip olduğu imkanları en yakınlarından başlayarak ihtiyaç sahibi herkesle bir ömür boyu paylaştı. İzne geldiğinde mutlaka İstanbul'a uğrar, kimi okuyan, kimi çalışan biz yeğenlerini biraraya toplardı. Bir gelişinde amcamı Prof. Dr. Haydar Baş Bey ile tanıştırmıştım ve Haydar Hoca'nın söylediklerini dün gibi hatırlıyorum; "Biz Aziz'i sevdiğimiz gibi amcasını da çok sevdik. Tüm sevdiklerimize yaptığımız gibi Halis Bey'e de, bundan sonraki ömrü boyunca her gün için, biraz istiğfar, biraz selat-ü selam, biraz tevhid, biraz da lafza-i Celal okumasını tavsiye ediyoruz." Amcamın eli elimde, sürekli Yasin okuyorum ve aralarda yüksek sesle Kelim-i Tevhid cümlesini tekrarlıyorum, aynı rahatlıkla onun da söylediğine şahit oluyoruz. Son on yıldan beri, hemen her yıl belli aralıklarla yattığı Erzurum Yakutiye Araştırma Hastanesi'ne gelişinin üçüncü günü sabahının erken saatlerinden itibaren yanındayız. Herkes için sıradan günlerden bir gün ama amcamın bakışlarında, yatışlarında-kalkışlarında sanki bir başkalık var. Hani şair diyor ya: "Bu dünyada renk, nakış, lezzet ne varsa küsüm; Gözümde son marifet, Azrail'e tebessüm..." Ara-sıra gözlerini kapatıyor, yüzünde anlamlı bir tebessüm beliriyor ve ağzında dili devamlı hareket halinde. "O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner, Azrail'e 'hoş geldin' diyebilmekte hüner" (N.F.K). Azrail'e tebessüm eden, Azrail'e hoşgeldin diyebilen bir er kişinin ölümüne saniye saniye, salise salise şahit olduk. Sen gittin, biz de gideceğiz, orada görüşmek üzere amca.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Üç aylardan biri bitti kaldı ikisi / 22.01.2026
- Bu kırmızı ışığı ihlal edenlerin vay haline / 21.01.2026
- Neden niçin nasıl? / 20.01.2026
- İktidar sözcüleri pot kırma yarışındalar / 19.01.2026
- Sersem mi sermesem mi? / 18.01.2026
- Dağlar gram gelir yanında senin / 12.01.2026
- Değirmende ezberlediğim Kur’an ayetleri / 10.01.2026
- Son yaprak kopacak elbet birazdan / 02.01.2026
- ‘İnen hak aşkına…’ / 30.12.2025
- Yoksulun halini onlar ne bilsin? / 26.12.2025
- Bu kırmızı ışığı ihlal edenlerin vay haline / 21.01.2026
- Neden niçin nasıl? / 20.01.2026
- İktidar sözcüleri pot kırma yarışındalar / 19.01.2026
- Sersem mi sermesem mi? / 18.01.2026
- Dağlar gram gelir yanında senin / 12.01.2026
- Değirmende ezberlediğim Kur’an ayetleri / 10.01.2026
- Son yaprak kopacak elbet birazdan / 02.01.2026
- ‘İnen hak aşkına…’ / 30.12.2025
- Yoksulun halini onlar ne bilsin? / 26.12.2025





























































































