Bayram değil seyran değil bir anda eğitimde 4+4+4 tartışmalarının çıkması ve bu tartışmaların din, Kuran ekseninde devam etmesi,
32 yıllık tozlanmış, üstü küllenmiş bir dava olan 12 Eylül’ün darbecilerinin yargılanma sürecinin sürekli gündemde tutulması,
Var olan fabrikalar bir bir kepenk kapatırken, sanayici, tüccar, üretici mevcudu koruyamazken, eski yatırımcıların ümüğü sıkılırken yeni yatırımcılara bir anda bir takım teşvik paketlerinin devreye sokulması… İlk bakışta birbiriyle alakalı değilmiş gibi görünen bu adımlar peş peşe gelince ister istemez neler oluyor dedirtiyor.
Siyasilerimizin sanki gerçek gündemi örtme, milletin hassas olduğu noktaları kaşıyarak muhalefetin de yardımıyla millet nezdinde zedelenmiş olan imajlarını yeniden toparlama gibi dertleri var.
Eğer siyasilerimizin yeni eğitim sistemiyle dindar bir gençlik yetiştirmek, Kuran’ı daha yaygın bir şekilde öğretmek gibi dertleri olsaydı, bir Vatikan projesi olan dinlerarası diyaloga bu kadar sahip çıkmazdı, dinler bahçesini açmazdı, Akdamar’ı, Sümela’yı devreye koymazdı, domuzu kasaplık hayvan yapmazdı, misyonerlik faaliyetlerinin bu kadar yaygınlaşmasına ön ayak olmazdı, onbinlerce kilise evinin Müsüman mahallelerine açılmasına müsaade etmezdi vs vs.
Belli ki siyasi irade her sıkıştığında yaptığı gibi din üzerinden siyaset yaparak, kendisinden istenen tehlikeli ve önemli bir BOP görevi için güç toparlıyor.
12 Eylül darbecileri ise 100 yaşına dayanmışlar, ahları gitmiş vahları kalmış, bir ayakları çukurda… Ve işin garip tarafı da darbeyi yapanlar, o gün darbeyi yaptıran ABD’nin taşeronları tarafından yargı sürecine tabi tutuluyor.
Bazıları diyebilir ki, acaba bu tür yargılamalarla askerin bundan sonra bir darbe yapmasının önü mü kesilmek isteniyor.
Askerin son hali –komuta kademesinin çoğu içeride- ve mevcutların siyasi iradeyle uyumu düşünüldüğünde böyle bir amacın olmadığı da görülüyor.
O halde bu yıllanmış darbecilerle alınıp verilemeyen nedir?
Gelelim yeni teşvik yasasına… Sanayici, tüccar, üretici bugün maliyetlerin ve yüklü vergilerin altında inim inim inlemektedir. Kazançlarındaki en büyük ortak devlettir. Bu öyle bir ortak ki kazanmasa da alacağını alıyor.
Siyasiler öyle bir sıkı takip sistemi devreye koydular ki, artık üreticilerin ayakta kalabilmek için sığınabileceği limanlar da kalmadı. Bir sanayi odası başkanının ifadesiyle “bir sanayici dört dörtlük vergilerini verse 4 yılda fabrika kapatmak zorunda kalır”.
Çek yasası, bankalardan takip, hesaplara haciz koyma ve daha birçok uygulama, zaten zor şartlarda üretim yapan sanayicileri oldukça zor duruma soktu.
Mevcut şartlarda üretim yapmak, ticareti yürütmek daha da zorlaşırken, borç ve haciz batağına saplanan kuruluşlar bir bir kapanırken, yeni yatırımlar için teşvik paketi açıklanıyor. Bir taraftan sepetin içine elma doldurmaya çalışıyorsun ama diğer taraftan sepetin altı delik.
Peki, bütün bu gelişmeler neden gündem ediliyor. Bence en önemli neden, Türkiye’nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında yüklendiği yeni görevler…
BOP’un planlayıcıları İran ve Suriye konusunda Türkiye’den daha önce yaptığı gibi sadece lojistik destek istemiyor. Türk milletinin üstü örtülü bir Haçlı neferi olarak Müslümanlarla savaşması isteniyor.
Türkiye’ye biçilen yeni BOP vizyonu Türk milletini topyekun yakacak büyük bir ateş.
Siyasi iradenin millete rağmen bu ateşten gömleği giymesi mümkün gözükmüyor.
İşte güç toplamalar, gündem saptırmalar bu yüzden…
32 yıllık tozlanmış, üstü küllenmiş bir dava olan 12 Eylül’ün darbecilerinin yargılanma sürecinin sürekli gündemde tutulması,
Var olan fabrikalar bir bir kepenk kapatırken, sanayici, tüccar, üretici mevcudu koruyamazken, eski yatırımcıların ümüğü sıkılırken yeni yatırımcılara bir anda bir takım teşvik paketlerinin devreye sokulması… İlk bakışta birbiriyle alakalı değilmiş gibi görünen bu adımlar peş peşe gelince ister istemez neler oluyor dedirtiyor.
Siyasilerimizin sanki gerçek gündemi örtme, milletin hassas olduğu noktaları kaşıyarak muhalefetin de yardımıyla millet nezdinde zedelenmiş olan imajlarını yeniden toparlama gibi dertleri var.
Eğer siyasilerimizin yeni eğitim sistemiyle dindar bir gençlik yetiştirmek, Kuran’ı daha yaygın bir şekilde öğretmek gibi dertleri olsaydı, bir Vatikan projesi olan dinlerarası diyaloga bu kadar sahip çıkmazdı, dinler bahçesini açmazdı, Akdamar’ı, Sümela’yı devreye koymazdı, domuzu kasaplık hayvan yapmazdı, misyonerlik faaliyetlerinin bu kadar yaygınlaşmasına ön ayak olmazdı, onbinlerce kilise evinin Müsüman mahallelerine açılmasına müsaade etmezdi vs vs.
Belli ki siyasi irade her sıkıştığında yaptığı gibi din üzerinden siyaset yaparak, kendisinden istenen tehlikeli ve önemli bir BOP görevi için güç toparlıyor.
12 Eylül darbecileri ise 100 yaşına dayanmışlar, ahları gitmiş vahları kalmış, bir ayakları çukurda… Ve işin garip tarafı da darbeyi yapanlar, o gün darbeyi yaptıran ABD’nin taşeronları tarafından yargı sürecine tabi tutuluyor.
Bazıları diyebilir ki, acaba bu tür yargılamalarla askerin bundan sonra bir darbe yapmasının önü mü kesilmek isteniyor.
Askerin son hali –komuta kademesinin çoğu içeride- ve mevcutların siyasi iradeyle uyumu düşünüldüğünde böyle bir amacın olmadığı da görülüyor.
O halde bu yıllanmış darbecilerle alınıp verilemeyen nedir?
Gelelim yeni teşvik yasasına… Sanayici, tüccar, üretici bugün maliyetlerin ve yüklü vergilerin altında inim inim inlemektedir. Kazançlarındaki en büyük ortak devlettir. Bu öyle bir ortak ki kazanmasa da alacağını alıyor.
Siyasiler öyle bir sıkı takip sistemi devreye koydular ki, artık üreticilerin ayakta kalabilmek için sığınabileceği limanlar da kalmadı. Bir sanayi odası başkanının ifadesiyle “bir sanayici dört dörtlük vergilerini verse 4 yılda fabrika kapatmak zorunda kalır”.
Çek yasası, bankalardan takip, hesaplara haciz koyma ve daha birçok uygulama, zaten zor şartlarda üretim yapan sanayicileri oldukça zor duruma soktu.
Mevcut şartlarda üretim yapmak, ticareti yürütmek daha da zorlaşırken, borç ve haciz batağına saplanan kuruluşlar bir bir kapanırken, yeni yatırımlar için teşvik paketi açıklanıyor. Bir taraftan sepetin içine elma doldurmaya çalışıyorsun ama diğer taraftan sepetin altı delik.
Peki, bütün bu gelişmeler neden gündem ediliyor. Bence en önemli neden, Türkiye’nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında yüklendiği yeni görevler…
BOP’un planlayıcıları İran ve Suriye konusunda Türkiye’den daha önce yaptığı gibi sadece lojistik destek istemiyor. Türk milletinin üstü örtülü bir Haçlı neferi olarak Müslümanlarla savaşması isteniyor.
Türkiye’ye biçilen yeni BOP vizyonu Türk milletini topyekun yakacak büyük bir ateş.
Siyasi iradenin millete rağmen bu ateşten gömleği giymesi mümkün gözükmüyor.
İşte güç toplamalar, gündem saptırmalar bu yüzden…
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- ABD’den İran’a ‘maksimum baskı’ politikası tutar mı? / 29.01.2026
- Savaşa, kavgaya gerek yok: MEM var / 28.01.2026
- Bayrağımıza saldırı, milli değerlerin tartışmaya açılmasının sonucudur / 24.01.2026
- Bayrağımıza saygısızlık kabul edilemez / 22.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Savaşa, kavgaya gerek yok: MEM var / 28.01.2026
- Bayrağımıza saldırı, milli değerlerin tartışmaya açılmasının sonucudur / 24.01.2026
- Bayrağımıza saygısızlık kabul edilemez / 22.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026

























































































