‘Arzularımı hidayetine tâbi kıl’
Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Allah’ım, bana gerçeği gerçek olarak göster ve uymayı nasip et. Kötüyü kötü olarak tanıt, kaçmayı nasip eyle. Arzularımı hidayetine tâbi kıl. Razı olduğun afiyet halinde benim arzularımı erit”
11.07.2023 21:00:00
Hakan Akkuş
Hakan Akkuş





İmam Gazali Hazretleri, Peygamberimizin (s.a.v.) güzel ahlakına dair buyurdu ki:
Peygamber Efendimiz, insanların en güzel konuşanı idi; kelâmı çok tatlı ve kibardı.
Derdi ki: "Arap dilini en güzel konuşan benim." Cennet ehli cennette Peygamber Efendimizin lehçesi ile konuşacaktır.
Sözü, az ve öz konuşurdu. Ne muhatabın anlamayacağı kadar kısa, ne de yoracak kadar uzun konuşurdu.
Konuşması düzenli idi. Muhatabın anlaması için konuştuğu cümle sonlarında biraz dururdu.
Daima gerçeği konuşurdu. Hiçbir zaman hatır için ve darıltmak için konuşmazdı.
Vahyin nazil olmadığı, kıyametten bahis açmadığı, hutbe ve vaaz etmediği zamanlarda; ashab arasında en çok gülen ve bol tebessüm eden olurdu.
Peygamber Efendimiz bir gün ashabı arasında oturuyordu. Pek neşeli değildi. Ashab da bir şey demiyordu. Dışarıdan bir köylü Arap geldi. Kimliğini bilen yoktu. Bir şey sormak istiyordu. Ashabdan mâni olmak isteyen oldu, "Vazgeç, Peygamberin pek neşesi yok" dediler. Arap, "Vazgeçmem, O'nu gerçekten peygamber olarak gönderene yemin ederim ki, güldürmeden gitmem" dedi. Peygamberimize şöyle bir soru sordu: "Ey Allah'ın Resulü, işittiğimize göre, son zamanlarda deccâl gelecek, halk açlıktan kırıldığı bir sırada, onlara tirit getirecek. Anam, babam sana feda olsun, benim için ne düşünüyorsun? Şayet o zamana kalırsam, onun tiritinden yiyip midemi doyurayım mı, yoksa vazgeçip, helak olup gideyim mi? Hâlbuki ben Allah'a inanmışım." Bu soru üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) güldü, yan dişleri bile gözüktü. Ve şöyle buyurdu: "Hayır, olmaz. O gün, Allah iman sahiplerini nasıl doyuracaksa, seni de öyle doyurur."
Herhangi bir hâdise karşısında; işi oluruna bırakır, gücünden, kuvvetinden soyunurdu. Hidayetin gelmesini talep eder, şu duayı okurdu: "Allah'ım, bana gerçeği gerçek olarak göster ve uymayı nasip et. Kötüyü kötü olarak tanıt, kaçmayı nasip eyle. Şahsî arzuma uyarak, ne olduğunu bilmeden, verdiğin hidayet dışındaki bir şeye uymaktan Sana sığınırım. Arzularımı hidayetine tâbi kıl. Razı olduğun afiyet halinde benim arzularımı erit. Gerçek yollar karıştığı zaman, bana hidayeti nasip eyle. Sen doğru yola hidayet edersin."
Peygamberimizin yemek âdetlerinden bazıları ise şöyleydi:
Taze salatalığı tuzlar yerdi. Meyvelerin en çok tazesini severdi. Kavunu, üzümü de çok severdi. Üzümü o kadar iştahla yerdi ki, bazen suyu inci gibi sakalına düşerdi.
Çok kere yemeği; su ile hurma olurdu. Bazen de sütle hurma yer ve bunlara; "en tatlı iki nimet" buyururdu.
En çok sevdiği yemeklerin başında et gelirdi. "Kulağa kuvvet verir, dünyada, ahirette yemeklerin efendisidir. Eğer Rabbimden, her gün bu yemeği isteseydim, verirdi" diye de buyururdu.
Çok kere, etli tirit ve kabak yerdi. Kabağı severdi ve "Kardeşim Yunus'un ağacı" derdi.
Hz. Aişe, Peygamber Efendimizi anlatırken, şöyle der: "Güveç pişireceğimiz zaman, 'Kabağını fazla yapın, çünkü o, mahzun kalbe kuvvet verir' buyururdu."
Av etlerini yerdi. Kendisi av peşine düşmez ve avlamazdı. Kendisi için av yapılıp getirilmesini ve yemesini severdi.
Yağlı ekmeği sever, yerdi.
Koyun etinin budunu ve kürek kısmını severdi. Güveç yemeğinden, kabakla pişenini; ekmek katığı için, sirkeyi; hurma cinsinin de sütlüsünü severdi ve bereketi için dua okur ve "bu Cennet meyvesidir, zehirlenmeye ve sihre şifadır" buyururdu.
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)
Peygamber Efendimiz, insanların en güzel konuşanı idi; kelâmı çok tatlı ve kibardı.
Derdi ki: "Arap dilini en güzel konuşan benim." Cennet ehli cennette Peygamber Efendimizin lehçesi ile konuşacaktır.
Sözü, az ve öz konuşurdu. Ne muhatabın anlamayacağı kadar kısa, ne de yoracak kadar uzun konuşurdu.
Konuşması düzenli idi. Muhatabın anlaması için konuştuğu cümle sonlarında biraz dururdu.
Daima gerçeği konuşurdu. Hiçbir zaman hatır için ve darıltmak için konuşmazdı.
Vahyin nazil olmadığı, kıyametten bahis açmadığı, hutbe ve vaaz etmediği zamanlarda; ashab arasında en çok gülen ve bol tebessüm eden olurdu.
Peygamber Efendimiz bir gün ashabı arasında oturuyordu. Pek neşeli değildi. Ashab da bir şey demiyordu. Dışarıdan bir köylü Arap geldi. Kimliğini bilen yoktu. Bir şey sormak istiyordu. Ashabdan mâni olmak isteyen oldu, "Vazgeç, Peygamberin pek neşesi yok" dediler. Arap, "Vazgeçmem, O'nu gerçekten peygamber olarak gönderene yemin ederim ki, güldürmeden gitmem" dedi. Peygamberimize şöyle bir soru sordu: "Ey Allah'ın Resulü, işittiğimize göre, son zamanlarda deccâl gelecek, halk açlıktan kırıldığı bir sırada, onlara tirit getirecek. Anam, babam sana feda olsun, benim için ne düşünüyorsun? Şayet o zamana kalırsam, onun tiritinden yiyip midemi doyurayım mı, yoksa vazgeçip, helak olup gideyim mi? Hâlbuki ben Allah'a inanmışım." Bu soru üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) güldü, yan dişleri bile gözüktü. Ve şöyle buyurdu: "Hayır, olmaz. O gün, Allah iman sahiplerini nasıl doyuracaksa, seni de öyle doyurur."
Herhangi bir hâdise karşısında; işi oluruna bırakır, gücünden, kuvvetinden soyunurdu. Hidayetin gelmesini talep eder, şu duayı okurdu: "Allah'ım, bana gerçeği gerçek olarak göster ve uymayı nasip et. Kötüyü kötü olarak tanıt, kaçmayı nasip eyle. Şahsî arzuma uyarak, ne olduğunu bilmeden, verdiğin hidayet dışındaki bir şeye uymaktan Sana sığınırım. Arzularımı hidayetine tâbi kıl. Razı olduğun afiyet halinde benim arzularımı erit. Gerçek yollar karıştığı zaman, bana hidayeti nasip eyle. Sen doğru yola hidayet edersin."
Peygamberimizin yemek âdetlerinden bazıları ise şöyleydi:
Taze salatalığı tuzlar yerdi. Meyvelerin en çok tazesini severdi. Kavunu, üzümü de çok severdi. Üzümü o kadar iştahla yerdi ki, bazen suyu inci gibi sakalına düşerdi.
Çok kere yemeği; su ile hurma olurdu. Bazen de sütle hurma yer ve bunlara; "en tatlı iki nimet" buyururdu.
En çok sevdiği yemeklerin başında et gelirdi. "Kulağa kuvvet verir, dünyada, ahirette yemeklerin efendisidir. Eğer Rabbimden, her gün bu yemeği isteseydim, verirdi" diye de buyururdu.
Çok kere, etli tirit ve kabak yerdi. Kabağı severdi ve "Kardeşim Yunus'un ağacı" derdi.
Hz. Aişe, Peygamber Efendimizi anlatırken, şöyle der: "Güveç pişireceğimiz zaman, 'Kabağını fazla yapın, çünkü o, mahzun kalbe kuvvet verir' buyururdu."
Av etlerini yerdi. Kendisi av peşine düşmez ve avlamazdı. Kendisi için av yapılıp getirilmesini ve yemesini severdi.
Yağlı ekmeği sever, yerdi.
Koyun etinin budunu ve kürek kısmını severdi. Güveç yemeğinden, kabakla pişenini; ekmek katığı için, sirkeyi; hurma cinsinin de sütlüsünü severdi ve bereketi için dua okur ve "bu Cennet meyvesidir, zehirlenmeye ve sihre şifadır" buyururdu.
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
























































































