Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Leyla Şahin'in türbanla ilgili itirazını reddetti ve türban yasağını komik gerekçelerle meşru gördü.AİHM'nin büyük dairesinin gerekçeleri, demokratik bir toplumda gereklilik, laiklik ve eşitlik ilkelerinin korunması. Laiklik ilkesinin bireyi aşırı eğilimli gruplardan korumayı amaçladığını vurgulayan Büyük Daire, din ve vicdan özgürlüğü ile ilgili olan 9. maddenin din motifli her eylemi korumadığının da altını çizdi.Büyük Daire, bu kararı verirken türban için "dini sembole siyasi anlam yüklenmesi" vurgusunu yaptı.Büyük Daire'nin bu kararı nihai ve örnek karar niteliği taşıyor.Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, AİHM'nin bu kararına hiç şaşırmadık. Kökleri Hıristiyanlığın teslis akidesine dayanan, sadece dini konularda değil, her türlü siyasi uygulamada da bunu ortaya koyan AB'nin bir mahkemesinin isminde "insan hakları" terimi de geçse farklı bir karar alması imkansızdı.Leyla Şahin'in bu konunun böyle bir kararla neticeleneceğini zaten bilmesi ve fazla umutlanmaması gerekiyordu.Karar sonrası Leyla Şahin'in ifadeleri bu gerçeği doğruluyor: "Önceden kafalarında oluşturdukları karar için beni figüran olarak kullandılar".Bundan sonra figüran olmama konusunda da gayret göstermek de fayda var.Gelelim AİHM'nin komik gerekçelerine.Demokratik bir toplumda gereklilik, laiklik ve de eşitlik ilkelerinin korunması?Nüfusunun yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkede, dini inancından ötürü bir Müslüman kadının başını örtmesini yasaklamakla hangi demokratik gereklilikten bahsediliyor.Karar laiklik ilkesine dayandırılıyor, halbuki laiklik bir kadının başını dini inancından dolayı örtmesini koruma altına alan bir ilkedir. Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve de dinin devlete karşı, devletin de dine karşı korunması anlamını taşır.Burada şu soru sorulabilir, başörtüsü, türban ya da eşarp dini bir gereklilik midir, yoksa siyasi bir sembol müdür?Müslüman bir kadının başını örtmesi, hem ayetlerle, hem hadislerle, hem sahabenin uygulamasıyla, hem de 1400 yıllık İslam tarihinde ortaya konulan yaşantıyla dini bir ibadettir ve de gerekliliktir.Zaten başörtüsünün dini bir gereklilik olup olmadığını siyasi kurumlar, mahkemeler değil, o dinin kuralları ortaya koyar. Laiklik ilkesi de demokrasinin gereği olarak kişilerin dini inancından dolayı yaşadığı bu hayatı güvence altına almak zorundadır.Bu dini yaşantı, siyasete alet edilir, ya da siyasi birtakım sebeplerden dolayı kısıtlama yoluna gidilirse laiklik ihlal edilmiş olur. Yanlış anlaşılmasın laikliği ihlal edenler dinin gerekliliğini yaşayanlar değil, onu siyasete alet edenler ya da bunu bahane ederek bu özgürlüğü kısıtlamaya gidenlerdir.Milliyet yazarı Abbas Güçlü'nün şu yorumu dikkate değerdir: "80'li yıllarda öğrenciliğim sırasında üniversitede türbanlı arkadaşlarımız vardı. 10 yıl öncesine kadar öğrencilerim arasında da türban takanlara ne karışan ne de görüşen bulunuyordu. Ne zaman ki bazı partiler türbanı siyaset sahnesine taşıyıp bayrak olarak kullanmaya başladılar, en büyük zararı onlar gördüler."Burada yargılanması gerekenler, bu dini ibadeti, siyaset sahnesine taşıyıp bayrak yapanlardır, yine yargılanması gerekenler bu gayesi belli olanların sınırlı uygulamalarını örnek gösterip yüzde 99'u Müslüman olan ülkemiz insanının din ve vicdan hürriyetini kısıtlayanlardır.Benim annem başörtüsü takar, ama asla siyasi bir gayeyle değil, Allah emrettiği için. Benim eşim de, akrabalarım da aynı şekilde Allah emrettiği için, dini bir gereklilik olduğu için başörtüsü takarlar.Neticede Türkiye'yi karış karış dolaşın. Göreceksiniz ki, hiç siyasete bulaşmadığı halde başörtüsü takanlar olduğu gibi, CHP'ye, DSP'ye, ANAP'a, DYP'ye ve birçok siyasi partiye üye olan, oy atan başörtülü kadınlar vardır. Hiçbiri siyasi gayeyle başörtüsü takmamıştır. Bu vatan uğruna şehit olmuş evlatlarımızın ailelerine baktığımızda, onların da çoğunun ailelerinin başörtülü olduğunu göreceksiniz. Bunu dikkate alan TSK'nın özellikle son yıllarda Başörtülü anneleri tören ve kutlamalara alması örnek bir davranıştır.Bu davranışı başörtüsü yasağı konusunda ısrar eden başta YÖK olmak üzere birçok çevrenin örnek alması gerekmekte ve din ve vicdan hürriyeti anayasa ile garanti altına alınmış Müslüman halkımızı mağdur etmemelidirler.AİHM, eşitlikten bahsetmektedir, ama kendileri kendi ülkelerinde, kendi halklarına ne kadar eşit davrandıklarını başta Fransa olmak üzere, İngiltere'de, Almanya'da, Hollanda'da ve diğer Avrupa ülkelerindeki olaylarda göstermişlerdir. Her fırsatta iğneyi de bize batırıyorlar, çuvaldızı da.Ülkemizdeki Müslüman olmayan azınlığın haklarını her fırsatta gündeme taşırken, yüzde 99'u Müslüman olan vatandaşlarımızın haklarını kısıtlamaya çalışmaları ve bazı kanunlarla kendi kararlarını bağlayıcı yapma gayretlerini de dikkate almak lazım.Şunu da asla unutmamalıyız, "türban ve başörtüsü mevzuunu çözeceğiz" diyerek iktidara gelen AKP, 2003 yılında AB'nin talimatıyla anayasaya eklediği "Uluslararası mahkemelerin kararları, Türk mahkemelerinin üzerindedir" maddesiyle olayı tamamen çözülmesi zor bir hale getirmiştir.AKP hükümeti sayesinde başörtüsü yasağı tescillenmiş oldu.Problemleri kendi içimizde çözmeyip, bizim üzerimizde menfur hesabı olanlara havale edersek, sadece bu mesele değil, her sahada çözümsüzlüğe girmek kaçınılmazdır.Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'ün şu ifadelerini hatırlatmak da fayda var: "Ulusal siyaset derken belirtmek istediğim şudur: 'Ulusal sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı koruyup, yurdun gerçek esenliğine ve onarılmasına çalışmak, gelişigüzel aşırı ülkeler ardında ulusu oyalayıp zarara sokmamak?'Kendisini tekrar rahmetle anıyoruz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026
- Zorbalıkla payidar olunsaydı, Roma İmparatorluğu ayakta kalırdı / 06.01.2026
- ABD, İran'da bir "Acem Baharı" mı planlıyor? / 03.01.2026
- Bizi ‘demokratik siyaset’ diyerek mi bölecekler? / 02.01.2026
- Vatandaşlar 2026'ya sancılı giriyor / 01.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026
- Zorbalıkla payidar olunsaydı, Roma İmparatorluğu ayakta kalırdı / 06.01.2026
- ABD, İran'da bir "Acem Baharı" mı planlıyor? / 03.01.2026
- Bizi ‘demokratik siyaset’ diyerek mi bölecekler? / 02.01.2026
- Vatandaşlar 2026'ya sancılı giriyor / 01.01.2026





























































































