Muaviye’nin halifeliği ile ilgili bazı görüşler -2-
İslam tasavvuf tarihinin büyüklerinden Hasan Basrî ise Muaviye ile ilgili şu değerlendirmeleri yapıyor
15.08.2023 08:27:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





İslam tasavvuf tarihinin büyüklerinden Hasan Basrî ise Muaviye ile ilgili şu değerlendirmeleri yapıyor:
"Muaviye'de her biri tek başına onun bedbaht ve helak olmasına yetecek dört özellik vardı:
1- Akılsızları ümmetin sırtına yükledi, o kadar ki hilafeti ümmete meşveret etmeden ele aldı, oysa ümmet arasında sahabe ve faziletli insanlar bulunmaktaydı.
2- İpek elbise giyip, tambur çalan sarhoş oğlu Yezid'i kendisine veliaht tayin etti.
3- Resulüllah'ın, "Çocuk yatak sahibinindir ve zina edenin nasibi taştır" şeklindeki buyruğuna rağmen Ziyad'ı kardeşi ilan etti. Ve ona Ebu Süfyan'ın oğlu diye hitap etti.
4- Hucr'u öldürdü. Yazıklar olsun ona, Hucr ve ashabına yaptıklarından dolayı! Yazıklar olsun ona Hucr ve ashabına yaptıklarından dolayı!"
İmam Gazzali, kitabında İmam Hasan'ın hilafeti ile ilgili değerlendirmelerden sonra şunları söyler: "... ve hilafet hak etmeden sahiplenen insanların eline düştü."
İbn-i Kesir Allah Resulü'nün açık hadisine dayanarak Muaviye'nin hilafetini açıkça reddeder ve şöyle der:
"Daha önce dedik ki, Resulüllah'tan sonra hilafet 30 yıl sürecek ve ondan sonra zalim bir saltanat dönemi gelecek. Bu 30 yıl Hasan b. Ali'nin hilafetiyle son buldu. Şu halde Muaviye devri o saltanatın başlangıcıdır."
Dımyerî, İmam Hasan'ın hilafet süresini belirttikten sonra şunları yazıyor: "Bu, Resulüllah'ın hilafet için öngördüğü dönemin sonudur. Daha sonra saltanat ve ardından yeryüzünü kibir ve fesada boğan sulta dönemi idi. Gerçekten Resulüllah'ın buyurduğu gibi de oldu."
Ehl-i Beyt imamlarına göre imamet hakkına sahip olan zat çok üstün özellik ve makama da sahip olmalıdır ki halka imamlık yapabilsin. Başka bir deyişle imam özeldir, seçilmiştir, kimse onun sahip olduğu makama ve vasıflara sahip olamaz.
"... Şu halde imamlık kıyamet gününe kadar Ali'nin evlatlarına özgü bir görev olarak kalacaktır.
Çünkü Muhammed (s.a.v)'den sonra peygamber gelmeyecektir. Öyleyse şu cahiller nasıl imam seçebilirler?
İmamlık peygamberlerin üstlendikleri bir görev ve vasilerin mirasıdır. Şu cahiller mi onu tayin edecekler? İmamlık Allah'ın ve Resulüllah'ın hilafetidir. Emirü'l-Mümininin makamı, Hasan ve Hüseyin'in mirasıdır.
Ümmetin dizgini, dinin önderliği, Müslümanların düzeni, imamlık dünyanın dirliği ve mü'minlerin onurudur. İmamlık, İslam'ın yükselen temeli ve görkemli gövdesidir.
Namazın kılınması, zekatın verilmesi, orucun tutulması, haccın yerine getirilmesi, cihadın gerçekleştirilmesi, ganimetlerin çoğaltılması, sadakaların alınıp toplanması, şer'i hadlerin ve hükümlerin uygulanması imam sayesinde mümkün olabilir.
İmam, Allah'ın helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılar. Allah'ın koyduğu hadleri egemen kılar. Allah'ın dinini savunur. Hikmet, güzel öğüt ve kesin kanıtla insanları Rabbinin dinine davet eder.
İmam ufukta doğan bir güneş gibi nuruyla bütün alemi aydınlatır. O, ellerin uzanamadığı, gözlerin kestirmediği erişilmez ufuklardadır.
İmam, parıldayan dolunaydır. Parlak bir çıra, aydınlık saçan bir nur, zifiri karanlıklarda, kentlerin girift sokaklarında, çöllerin derinliklerinde ve denizlerin girdaplarında yol gösteren bir rehber, helak olmaktan kurtaran bir kurtarıcıdır.
İmam, yollarını kaybedenlerin, doğru yolu bulmak için yüksek bir yerde yakılan kılavuz ateşidir. Dondurucu soğuğa tutulanlar için bir sıcaklıktır.
Tehlikeli geçitlerde güvenilir kılavuzdur. O'ndan ayrılan, kesinlikle helak olur. İmam, yağmur yağdıran bir buluttur. Çiseleyen bir yağmurdur. Işık saçan bir güneştir. Tavan işlevini gören bir gök ve döşek işlevini gören bir yer gibidir.
Keskin bir göz, dalları ve yaprakları birbirine girmiş bir bahçe, bir gülistandır.
İmam sıcak bir yoldaş ve arkadaş, şefkatli bir baba, öz bir kardeş, evlatlarına düşkün bir ana, felaketlerin dört bir yandan hücum ettiği zamanlarda Allah'ın kullarının sığınağıdır.
İmam, Allah'ın yarattığı varlıklar arasındaki emin temsilcisidir. Allah'ın kullarına sunduğu hüccetidir. Allah'ın arzında O'nun halifesidir.
Allah'a çağıran bir davetçidir. Allah'ın koyduğu haramların savunucusudur. İmam, insanları günahlardan temizler, ayıplardan arındırır.
İlim özelliğiyle belirginleşmiş, yumuşaklık onun karakteristik özelliğidir. Dinin düzeni, Müslümanların onurudur. Münafıkların kinini üzerine çeker.
Kafirlerin helak olmasının vesilesidir. İmam zamanının tek adamıdır. Hiç kimse onun düzeyine erişemez. Ve hiçbir alim onunla boy ölçüşemez.
O'nun alternatifi olmaz. Benzeri ve eşi olmaz. Fazilet sıfatıyla belirginleşir. Bütün faziletler O'nda toplanmış olur. Ama O, bunları çalışarak veya isteyerek elde etmiş değildir. Bilakis bu faziletleri veren, yüce bahşedici olan Allah tarafından O'na özgü kılınmış özelliklerdir."
Bütün bu gerçekler ışığında şunu söyleyebiliriz:
Hilafet kesin olarak Hz. Hasan'ın hakkı olmasına rağmen Muaviye çeşitli yollarla bu makamı ondan almıştır.
Ancak, Muaviye'nin ne Ehl-i Beyt, ne de Ehl-i Sünnet fıkhına göre hilafete haiz bir özelliği olmadığı gibi yukarıda ifade ettiğimiz İmam Rıza'nın sözlerinde beyan ettiği imamın vasıflarıyla da hiçbir şekilde ilgisi yoktur.
Dolayısıyla, Muaviye aslında Hz. Hasan'dan saltanatı gasp etmiştir. Çünkü imamlık bizzat Allah tarafından Ali evlatlarına verilmiştir.
Peygamberimizin, "Benden sonra hilafet 30 yıldır, ondan sonra saltanat dönemi gelecektir" hadisi Muaviye'nin halifeliğinin hiçbir şekilde sahih olmadığını, yani Hz. Hasan'ın Muaviye'ye aslında saltanatı teslim ettiğini göstermektedir.
Hilafet Allah tarafından Ali ve Fatıma evlatlarına bahşedilmiş bir makamdır. Bunu hiç kimsenin gasp etmesi mümkün değildir. Peygamberimiz bu yüzden şöyle buyurmuştur: "Şu iki yavrum otursalar da ayakta da olsalar imamdırlar."
(Muaviye'nin daha sonraki yıllarda oğlu Yezid'e, "Bil ki bu makam onların (yani Ehl-i Beyt'in) hakkıdır" dediği de kayıtlarda geçmektedir).
Muaviye'nin kendisi de bunu ikrar etmekte ve "Ben sizin başınıza namaz kılın, oruç tutun diye değil, size hükmetmek için geçtim" demektedir. Yani başka bir ifadeyle, Muaviye'nin halifelikte, Hz. Hasan'ın da saltanatta gözü yoktur.
İmam Hasan'ın Muaviye'yi halife olarak vasıflandırmadığını ve ona biat etmediğini de burada bir kez daha hatırlatalım." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Hasan eserinden)
"Muaviye'de her biri tek başına onun bedbaht ve helak olmasına yetecek dört özellik vardı:
1- Akılsızları ümmetin sırtına yükledi, o kadar ki hilafeti ümmete meşveret etmeden ele aldı, oysa ümmet arasında sahabe ve faziletli insanlar bulunmaktaydı.
2- İpek elbise giyip, tambur çalan sarhoş oğlu Yezid'i kendisine veliaht tayin etti.
3- Resulüllah'ın, "Çocuk yatak sahibinindir ve zina edenin nasibi taştır" şeklindeki buyruğuna rağmen Ziyad'ı kardeşi ilan etti. Ve ona Ebu Süfyan'ın oğlu diye hitap etti.
4- Hucr'u öldürdü. Yazıklar olsun ona, Hucr ve ashabına yaptıklarından dolayı! Yazıklar olsun ona Hucr ve ashabına yaptıklarından dolayı!"
İmam Gazzali, kitabında İmam Hasan'ın hilafeti ile ilgili değerlendirmelerden sonra şunları söyler: "... ve hilafet hak etmeden sahiplenen insanların eline düştü."
İbn-i Kesir Allah Resulü'nün açık hadisine dayanarak Muaviye'nin hilafetini açıkça reddeder ve şöyle der:
"Daha önce dedik ki, Resulüllah'tan sonra hilafet 30 yıl sürecek ve ondan sonra zalim bir saltanat dönemi gelecek. Bu 30 yıl Hasan b. Ali'nin hilafetiyle son buldu. Şu halde Muaviye devri o saltanatın başlangıcıdır."
Dımyerî, İmam Hasan'ın hilafet süresini belirttikten sonra şunları yazıyor: "Bu, Resulüllah'ın hilafet için öngördüğü dönemin sonudur. Daha sonra saltanat ve ardından yeryüzünü kibir ve fesada boğan sulta dönemi idi. Gerçekten Resulüllah'ın buyurduğu gibi de oldu."
Ehl-i Beyt imamlarına göre imamet hakkına sahip olan zat çok üstün özellik ve makama da sahip olmalıdır ki halka imamlık yapabilsin. Başka bir deyişle imam özeldir, seçilmiştir, kimse onun sahip olduğu makama ve vasıflara sahip olamaz.
"... Şu halde imamlık kıyamet gününe kadar Ali'nin evlatlarına özgü bir görev olarak kalacaktır.
Çünkü Muhammed (s.a.v)'den sonra peygamber gelmeyecektir. Öyleyse şu cahiller nasıl imam seçebilirler?
İmamlık peygamberlerin üstlendikleri bir görev ve vasilerin mirasıdır. Şu cahiller mi onu tayin edecekler? İmamlık Allah'ın ve Resulüllah'ın hilafetidir. Emirü'l-Mümininin makamı, Hasan ve Hüseyin'in mirasıdır.
Ümmetin dizgini, dinin önderliği, Müslümanların düzeni, imamlık dünyanın dirliği ve mü'minlerin onurudur. İmamlık, İslam'ın yükselen temeli ve görkemli gövdesidir.
Namazın kılınması, zekatın verilmesi, orucun tutulması, haccın yerine getirilmesi, cihadın gerçekleştirilmesi, ganimetlerin çoğaltılması, sadakaların alınıp toplanması, şer'i hadlerin ve hükümlerin uygulanması imam sayesinde mümkün olabilir.
İmam, Allah'ın helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılar. Allah'ın koyduğu hadleri egemen kılar. Allah'ın dinini savunur. Hikmet, güzel öğüt ve kesin kanıtla insanları Rabbinin dinine davet eder.
İmam ufukta doğan bir güneş gibi nuruyla bütün alemi aydınlatır. O, ellerin uzanamadığı, gözlerin kestirmediği erişilmez ufuklardadır.
İmam, parıldayan dolunaydır. Parlak bir çıra, aydınlık saçan bir nur, zifiri karanlıklarda, kentlerin girift sokaklarında, çöllerin derinliklerinde ve denizlerin girdaplarında yol gösteren bir rehber, helak olmaktan kurtaran bir kurtarıcıdır.
İmam, yollarını kaybedenlerin, doğru yolu bulmak için yüksek bir yerde yakılan kılavuz ateşidir. Dondurucu soğuğa tutulanlar için bir sıcaklıktır.
Tehlikeli geçitlerde güvenilir kılavuzdur. O'ndan ayrılan, kesinlikle helak olur. İmam, yağmur yağdıran bir buluttur. Çiseleyen bir yağmurdur. Işık saçan bir güneştir. Tavan işlevini gören bir gök ve döşek işlevini gören bir yer gibidir.
Keskin bir göz, dalları ve yaprakları birbirine girmiş bir bahçe, bir gülistandır.
İmam sıcak bir yoldaş ve arkadaş, şefkatli bir baba, öz bir kardeş, evlatlarına düşkün bir ana, felaketlerin dört bir yandan hücum ettiği zamanlarda Allah'ın kullarının sığınağıdır.
İmam, Allah'ın yarattığı varlıklar arasındaki emin temsilcisidir. Allah'ın kullarına sunduğu hüccetidir. Allah'ın arzında O'nun halifesidir.
Allah'a çağıran bir davetçidir. Allah'ın koyduğu haramların savunucusudur. İmam, insanları günahlardan temizler, ayıplardan arındırır.
İlim özelliğiyle belirginleşmiş, yumuşaklık onun karakteristik özelliğidir. Dinin düzeni, Müslümanların onurudur. Münafıkların kinini üzerine çeker.
Kafirlerin helak olmasının vesilesidir. İmam zamanının tek adamıdır. Hiç kimse onun düzeyine erişemez. Ve hiçbir alim onunla boy ölçüşemez.
O'nun alternatifi olmaz. Benzeri ve eşi olmaz. Fazilet sıfatıyla belirginleşir. Bütün faziletler O'nda toplanmış olur. Ama O, bunları çalışarak veya isteyerek elde etmiş değildir. Bilakis bu faziletleri veren, yüce bahşedici olan Allah tarafından O'na özgü kılınmış özelliklerdir."
Bütün bu gerçekler ışığında şunu söyleyebiliriz:
Hilafet kesin olarak Hz. Hasan'ın hakkı olmasına rağmen Muaviye çeşitli yollarla bu makamı ondan almıştır.
Ancak, Muaviye'nin ne Ehl-i Beyt, ne de Ehl-i Sünnet fıkhına göre hilafete haiz bir özelliği olmadığı gibi yukarıda ifade ettiğimiz İmam Rıza'nın sözlerinde beyan ettiği imamın vasıflarıyla da hiçbir şekilde ilgisi yoktur.
Dolayısıyla, Muaviye aslında Hz. Hasan'dan saltanatı gasp etmiştir. Çünkü imamlık bizzat Allah tarafından Ali evlatlarına verilmiştir.
Peygamberimizin, "Benden sonra hilafet 30 yıldır, ondan sonra saltanat dönemi gelecektir" hadisi Muaviye'nin halifeliğinin hiçbir şekilde sahih olmadığını, yani Hz. Hasan'ın Muaviye'ye aslında saltanatı teslim ettiğini göstermektedir.
Hilafet Allah tarafından Ali ve Fatıma evlatlarına bahşedilmiş bir makamdır. Bunu hiç kimsenin gasp etmesi mümkün değildir. Peygamberimiz bu yüzden şöyle buyurmuştur: "Şu iki yavrum otursalar da ayakta da olsalar imamdırlar."
(Muaviye'nin daha sonraki yıllarda oğlu Yezid'e, "Bil ki bu makam onların (yani Ehl-i Beyt'in) hakkıdır" dediği de kayıtlarda geçmektedir).
Muaviye'nin kendisi de bunu ikrar etmekte ve "Ben sizin başınıza namaz kılın, oruç tutun diye değil, size hükmetmek için geçtim" demektedir. Yani başka bir ifadeyle, Muaviye'nin halifelikte, Hz. Hasan'ın da saltanatta gözü yoktur.
İmam Hasan'ın Muaviye'yi halife olarak vasıflandırmadığını ve ona biat etmediğini de burada bir kez daha hatırlatalım." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Hasan eserinden)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.





























































































